sözlük zirvelerinden 3 yıl boyunca uzak olan şahsımın, büyük bir hevesle katıldığı bir zirve oldu.
vamişkunan,
löpürgül löpürcan,
sheed bileoperat’ın emeklerine, yüreklerine sağlık. ve adını saymadığım organizasyona emeği geçmiş herkese. a’dan z’ye her şeyin çok güzel olduğu, herkesle ilgilenen organizatörlerinin olduğu, keyifli bir zirve idi.
şahsımın şu saatte zirveyi hatırlayışı bu en azından.
herkesin yaşamı/olayları ve dahi olacakları algılayışı oldukça farklı. dolayısıyla
kazım koyuncu’ya yüklediğimiz anlamlar da farklı. yaşantısı yaşantım için örnek olmuş, duruşu ile müziği ile hayatın her alanında verdiği mücadelesiyle saygımın sonsuz olduğu bir insan
kazım koyuncu. bıkmadan usanmadan dinlerken şarkılarını,
işte gidiyorum derken her anında gözlerimizin dolduğu sevdiğimiz hep seveceğimiz abimiz/yoldaşımız/sanatçımız/kardeşimiz. insanın hiç tanımadığı, aynı ortamda hiç bulunmadığı birine yüklediği onca anlamı bahşediyorum kendine, herkes gibi.
zirve ile ilgili birkaç şey söyleyeceğim;
saygı ve anma konuları üzerinde sıkça düşündüğüm kavramlardandır. saygı dediğin mefhumun ne olduğu karmaşık bir şey, onu bir kenara bırakıyorum. anma ise daha net aklımda; anmaları tek bir günlere sıkıştıranlardan olmadım hiç.
6 mayıs’larda anmadım sadece denizleri ya da
mahir çayan’ı anmam tek 30 mart’ta sol yumruğumu havaya kaldırarak olmadı.
anmak yaşamın içine giydirilen bir kavramdı.
deniz gezmiş,
mahir çayan,
hüseyin inan ve daha niceleri gibiydi benim
kazım koyuncu’yu anmam da. yaşamlarını, düşüncelerini, yaptıklarını yaşamlarıma rehber edinerek anarım ben bu isimlerin hepsini. yaşantımın bundan sonrasında da böyle olacak. tek günlere sıkışıp kalmadan, sadece mezarlarına çiçek bırakarak değil, ya da artlarından gözyaşı dökerek değil.
kazım koyuncu anması da benim için öyleydi.
“müzisyenim, ondan sonra karadenizli'yim, ama hepsinden önce bir
devrimciyim”
"...
devrimciysen farklı olacaksın, manavla bakkalla sohbetin farklı olacak diğer insanlardan farklı yürüyeceksin, bu sana bir şey kazandırmaz ama insanlar fark eder orada biri farklı yürüyordur..."
kazım koyuncu benim için
devrimci bir müzisyendi. kendisi de bunu hep dillendirirdi. siyaset yapardı, şarkılarıyla yapardı ya da orada burada sağlığının elverdiği kadar koşturarak siyaset yapardı.
devrim yapılmazdı,
devrim olunurdu bilirdi kendisi de.
dedim ya başta, herkesin hayatı/olanları ve olacakları algılayışı farklı diye. işte burada büyük bir yanılgının içine bizler düştük belki de. ben onu hep anardım, dün akşam arkadaşlarla sembolik bir anmaya katıldım. evet evet, şarkılar söylenirken konuşanlardandım ben de. yine masa başında ülke kurtarma sevdasına düşmüş birkaç kelam ediyor idik.
bu saygısızlar olarak addedilmemize sebebiyet verdi. doğrudur, belki de haklıdırlar.
ama algılayış farklılıklarımızı bu şekilde dillendirmek yerine başka bambaşka yöntemler mevcut, hepimiz de biliyoruz.
her neyse; tek derdim zirveye bunca emeği geçen arkadaşlarım kırılmasın, üzülmesindirler. şarkı söylemeye gelen arkadaşlarımız her perşembe
beatles guitar cafe de çıkıyorlarmış; eğer dilerlerse onlarla beraber oraya gitmeyi önermekteyim buradan, pek de güzel olur bence. (çok iyi müzisyenlerdi, dinlemeye muhakkak gideceğim diye not düştüm; belki beraberce gitmek istenir diye.)
sevgilerimle.
not: insanların birbirlerine olan tahammülsüzlüğünü görmek üzücüdür, sevimsizdir hatta. kaç zamandır dönen tartışmaların içerisinde bulunmak ve dün akşamki zirveden sonra parmakla gösterilenler arasında olmak sıkıcı bir şey. sevmem böyle ilgileri. o yüzden bir süre burada yazmamak en iyisi olacaktır. tekrar sonsuz sevgi ve saygıyla. işte gidiyorum şarkısı da buraya cuk oturdu, ne ala!
ekleme: fitne fesat der ki, üç dil bilene beleşe veriyorlarmış saygıyı.
ekleme: kilit sonrası bir şeyler eklemece.