''kaybolmuş suskunluklar gibi gezinirken ortalıkta düşlerim. ben yabancılaştım her şeye ve herkese. nerde olduğunu bilmeden, ne için orda olduğunu bilmeden rüzgarda savrulan kağıt parçaları gibiyim sokakta. kaybolmuş bir çocuk gibi. tüm kentler yabancı, tenler, öpüşler… yalnızlığın kendisi bile yabancı… tanımlamalardan, bilmelerden geliyorum. kafa karışıklığından mutlu
entelektüel uğraşlar; unutturuyor bir şeyleri.hep bir şeylerin içinde kayboluyoruz zaten; ufak tefek
kaybolmalarda unutuyoruz bu dünyadaki asıl kaybolmuşluğumuzu. unuttukça
mutlu oluyoruz. hatırlatan şeylerden tiksiniyoruz, sarhoşluğumuzu seviyoruz.
sevişmekten tat almayıp yinede sevişen elinden başka bir şey gelmeyen sevişenleriz. her şey
makineleşiyor. duygular anlık
refleks.
ezber edilmiş hayatları, ilişkileri yaşıyor ezber edilmiş düşlerde geziniyoruz.
o yüzden hayata
zindan demeler. sanatçıları da o zindanı bezeyen; çaresizliğimize
morfinli iğnelerle çare bulmaya çalışan doktorlara benzetiyoruz. ölüm kurtuluş oluyor;
intihar istemiyle geliyor ve hep orda duruyor bir yerlerde kendi halinde. intihar da içimizde bir yerde esir bir istemden başka bir şey olmuyor. kilitli olmadığını bildiğimiz bir kapı, açıp dışarı çıkmaya cesaretimiz yok; zindan alışkanlığı.
kişilik zırhı; hayata ve diğerlerine karşı geliştirdiğimiz savunmalar güçlendiriyor duvarları. biz kendimizi korudukça hayata karşı, daha derinine iniyoruz zindanın. dengeler yaratıyoruz. dengesizliğe tahammülümüz yok, belirsizliğe… sahip olduğumuz şeyler var sanıp, sahip
olduklarımızı giyinip titremelerimizi dindirmeye çalışıyoruz.
korkuyoruz. kaybetmekten, sahip olduklarımızı yitirmekten korkuyoruz, dengelerin bozulmasından,belirsizlikten. insani dengelerimizi kaybediyoruz farkında olmadan böylece,
esir ediyoruz kendimizi kendimizde.
dengede olan bir şey yok aslında, kaybedecek hiç bir şey yok. neden buradasın bu dünya ne, bu yaşadıkların… cevap yok.
dinsel sözcükler,anlık
sayıklamalarla dozlaşmış ağrı kesiciler. ikinci elden cevaplarda buluyoruz bazen;‘işteyim çünkü çalışmak zorundayım’…
tanrısal oyunlarda oyuncularız. alkışların
sarhoşluğunda… hep bir şeylerin içinde kaybolma oyunu bu. kaybolduğumuz yerlerden tanıyoruz birbirimizi, isimlerimiz var; işlerimiz uğraşlarımız, ailelerimiz, şehirlerimiz,doğum tarihlerimiz, gidecek bir yerlerimiz; geldiğimiz bir yerlerimiz var, beklediğimiz duraklarımız…
tiradımı beğendiniz mi, alkışlar mısınız?...”
kaynak:
http://arafperdeleri.blogcu.com/...