belki ilginizi çeker
  1. · sevgilinin uykudaki gülümsemesini izlemek
  2. · beklemek
  3. · hayattan zevk alamamak
  4. · en çok küfredilen eşya
  5. · polisle diyaloglar
  6. · msn e kendini eklemek
  7. · kaybetmek
  8. · hayat
  9. · kaybelmek
  10. · kaygı ve boşluk hissi
gündem
  1. · dünyanın en seksi şarkısı
  2. · uludağ sözlük
  3. · çok istenip de olunamayan meslekler
  4. · yetenek sizsiniz türkiye
  5. · yeşim salkım
  6. · ugg
  7. · günün tek şarkılık özeti
  8. · türk kahvesi
  9. · unutulmayan ilkokul bilgileri

kaybolmak  

  1. (actionless, 20.11.2004 20:29)
  2. mecazi olarak çok daha derin anlamlar içerebilen eylem. hayatın içinde kaybolabilir bir insan, kendi ilişkisi içinde kaybolabilir, kendi soru işaretleri kendi tabuları kendi istekleri kendi bilinçaltı içinde rahatlıkla kaybolabilir pekala bir binada kaybolduğu gibi. kararsızlık eylemini içerir kaybolmak, hangi kavşaktan nereye döneceğini bilememek mecazi anlamda da geçerlidir. yıllardır doğru olduğunu sandığı şeylerin yanlış olduğunu keşfedebilir insan, bu kaybolmadır. hep istediği şeyin aslında hiç istemediği bir şey olduğunu bir anda anlayabilir insan, bu kaybolmadır. bir insanı sevdiğini sanarken kendi sevgisinin içinde kaybolabilir, bu kaybolmadır.

    kaybolmak her zaman kötü değildir oysa ki: bir şarkının notaları arasında kaybolmak, gerçekten inandığı bir şeyle uğraşırken kaybolup gitmek, sevgilinin sonsuz huzur veren ve gerçek olduğuna inanılamayacak büyüklükte bir şefkatle kavrayan, oysa ki gayet alelade olan kolları arasında kaybolabilir. sık görülmez bu tür şeyler ama olabilir.

    insan her zaman kendi isteği haricinde kaybolmaz mesela bazen insan bilerek ve isteyerek sadece yalnız kalmak istediği için kaybolabilir. gerçeklerden kaçmak istediği için kaybolabilir. istemediği insanlarla yüzleşmemek için kaybolabilir.

    kaybolmak her ne kadar doğrudan bir şeyleri bilememek, şaşırmak, farkında olamamaktan dolayı gerçekleşen bir eylem gibi görünse de aslında bazen bunun tam tersidir. çoğu durumda kaybolan bir insan bir şeylerin farkında olduğu için kaybolur, bazı şeyleri görebildiği sezebildiği için kaybolur. cahil mutludur, ama düşünen insan kaybolur. hayat o kadar karışıktır ve dünya o kadar kötü bir yerdir ki, gerçekten görebilen bir insanın kaybolması kadar doğal bir şey yoktur. hayat, önümüzde görünen mükemmel tasarlanmış koridor değildir, gerçekleri görebilen manzaranın ne kadar grotesk olduğunu görebildiği için kaybolur.

    insan yalnız olduğu ya da kendine yol gösterecek kimse olmadığı için değil, belki de yalnız olmadığı ve yolu çok iyi bildiği için kaybolur.

    hayatın anlamının ne olduğunu çözen bir arkadaşım vardı. hayattaki her şey şaşırmaktı ona göre. her şey bittiği zaman elimizde kalan her şey, hayatımız boyunca şaşırdığımız her şeydi ve sadece şaşırdığımız anlar hatırlanmaya değer anlardı demişti bana. başına ne geleceğini bilen bir insan için kaybolmak, bilmediği yerlere gitmek ve şaşırarak hayatına anlam kazandırmak ihtiyacından doğar belki de.

    herkes anlaşılamamaktan yakınır, oysa ki aslında en çok korktukları tamamen anlaşılmaktır, düşünsenize düşündüğünüz her şeyin herkes tarafından mükemmeliyetle anlaşıldığını. korkunç olmaz mı? benzer şekilde aklı başında olan ve kaybolan insanlar belki de kaçmak için kaybolurlar, bir şeyin parçası olabilmek için, inanılacak hiç bir şeyin kalmadığı dünyamızda inanacak ve tutunacak bir şeylerinin olması için, hayatlarına anlam kazandırmak için. yabancılaşmayı toplumsal bazda yaşayamayıp kişisel bazda yaşayan çoğunluğumuz, yani türkiyede doğup büyüyen insanlardan bizim kuşağın ferdi olanların çoğu için inanılacak pek bir şey yoktur. tek çare olmasa da en içgüdüsel çare kaçıştır. bir futbol takımını ölesiye tutmak bir kaçıştır. bir insanı ölesiye sevmek bir kaçıştır. kültürel yozlaşmayla beraber azalan vatan sevgisinin, dine bağlılığın yerini doldurabilecek büyüklükte bir şey hayatlarımızda olmadığı için başka şeylere inanır, başka şeyler için savaşırız. bu akıl sağlığını koruyarak yaşayabilmek için yapılması zorunlu bir kaçıştır koruyacak kadar aklı olanlar için. eskiden inanılan ve gerçekten inanıldığı zaman tüm boşlukları dolduran şeylere eski insanlar gibi inanabilenler çok küçük bir azınlıktır. bunun yerini özgürlükse özgürlüğü, allahsa allahı, ülkesiyse ülkesini futbol takımı tutar gibi fanatikçe "tutan" bireyler almıştır ki bu şekilde "inanmak" çok az bir boşluk doldurabilir. görüp de elde edemedikleri bu kadar çok olan hiç bir insan topluluğu yoktur emin olun ki. işte bu yüzden cinsel olarak hem bastırılmış hem kışkırtılmış insanlar, anoreksik kızlar, sapık ilişkiler, internetten kavga edenler yahut aşık olanlar, mastürbatör çocuklar, bebek konuşması taklidi yapıp duran hatun kişiler, oyunu kime verdin sorusuna "ampülü gördüm bastım ampülü gördüm bastım" diye cevap verenler, ölümüne kadar inanıldığı sanılan boş şeyler, tahammülsüz ya da tatminsiz bünyeler bu kadar çoktur. ve tüm bu çarpıklıklardan uzak kalmanın yolu belki de kaybolmaktır.

    kaybolanlar, kendinize acımayın, çünkü her şeyin anahtarı olmasa da tüm bunların farkına varmışken çıldırmamanın yolu kaybolmaktır. melankoli göründüğü kadar kötü bir şey değildir. umursamamak bazen gerçekten en iyi çözümdür. sert bir dış kabuğa sahip olup neşeli görünmek yanlış bir şey değildir. kimi geceler sabahı beklerken bir türlü gelmemesi, kimi gecelerin çabucak geçivermesi, ve canınızın hiç bir şey istememesi, ve canınızın gerçekten istediğini sandığınız bir şeyi yaptığınız zaman hiç bir tatmin alamamanız kötü şeyler değillerdir, doğal sonuçlardır. kabullenin ve daha mutlu olun. ruhunuza gerçekten erişip ona dokunabilecek olan, daha önemlisi bunu yapmaya istekli biri karşınıza çıktığı zaman hayatınız değişecektir, sadece bekleyin. inanınca ruhunuzu gerçekten dolduracak şey gözünüzün önünde olabilir, bunu farketmek için yapılabilecek ekstra bir şey yoktur. sadece bunu farkedebilecek hale gelmeyi bekleyin. kendinizi sevin. çünkü kendiniz, her şeyinizsiniz, yani her şeysiniz.

    nerede olduğu hakkında en ufak bir fikri bile olmayanlara ithaf edilmiştir.
    (diskonnektus erektus, 18.03.2005 06:06)
  3. (the joy of not being, 26.05.2007 02:05 ~ 02:06)
  4. kaybolmak geldiğin yeri unutmaktır.
    (bkz: bir filmde geçiyordu)
    (khasnak, 12.10.2007 19:34)
  5. bir şey düşünülmediğinde;hiç bir şey hissedilmediğinde zamanın, dünyanın, tanrının içinde;
    bilinmedik ve hatırası olmayan sokak arandığında şehirde... varolan eylemdir.
    (city boys, 19.10.2007 02:30)
  6. kendinin neresinde olduğunu unutmak, kendi yarattığın okyanusta kendine bile ulaşamamaktır kaybolmak.
    (applepie, 19.10.2007 03:25)
  7. kaybolmak o kadar zordur ki. kaçmak istersin dertlerinden, kaçmak istersin hüzünlerden, kaçmak istersin bazen kendinden. gidersin deniz kenarına eğer yaşadığın şehirde varsa mavi bir okyanus yavrusu; ya da belki sadece bir banka oturursun ve kaçtığını sanarsın birçok şeyden. hayatının saflaştığını düşünürsün fakat daha da karmaşıklaştığını görünce derdin katlanarak artar. son çözüm hayattan kaçmaktır ve nefesinin akışını, kalbinin atışını durdurmak için atarsın adımları birer birer. son adımı attığında ise artık kaybolmuşsundur. işte kaybolmak ve bunun tek yolu budur.
    (ehemöhöm, 19.10.2007 04:13)
  8. gözlerini sorgulara kapatmak ve kötürüm gibi yaşamak bulunamamak dileğiyle
    (tınmaz melaike, 19.10.2007 16:18)
  9. sıkışan trafikte arabadan inip yürümeyi seçmektir.
    (demesterizasyon, 22.10.2007 13:54)
  10. ''kaybolmuş suskunluklar gibi gezinirken ortalıkta düşlerim. ben yabancılaştım her şeye ve herkese. nerde olduğunu bilmeden, ne için orda olduğunu bilmeden rüzgarda savrulan kağıt parçaları gibiyim sokakta. kaybolmuş bir çocuk gibi. tüm kentler yabancı, tenler, öpüşler… yalnızlığın kendisi bile yabancı… tanımlamalardan, bilmelerden geliyorum. kafa karışıklığından mutlu entelektüel uğraşlar; unutturuyor bir şeyleri.hep bir şeylerin içinde kayboluyoruz zaten; ufak tefek kaybolmalarda unutuyoruz bu dünyadaki asıl kaybolmuşluğumuzu. unuttukça mutlu oluyoruz. hatırlatan şeylerden tiksiniyoruz, sarhoşluğumuzu seviyoruz. sevişmekten tat almayıp yinede sevişen elinden başka bir şey gelmeyen sevişenleriz. her şey makineleşiyor. duygular anlık refleks. ezber edilmiş hayatları, ilişkileri yaşıyor ezber edilmiş düşlerde geziniyoruz.

    o yüzden hayata zindan demeler. sanatçıları da o zindanı bezeyen; çaresizliğimize morfinli iğnelerle çare bulmaya çalışan doktorlara benzetiyoruz. ölüm kurtuluş oluyor;
    intihar istemiyle geliyor ve hep orda duruyor bir yerlerde kendi halinde. intihar da içimizde bir yerde esir bir istemden başka bir şey olmuyor. kilitli olmadığını bildiğimiz bir kapı, açıp dışarı çıkmaya cesaretimiz yok; zindan alışkanlığı. kişilik zırhı; hayata ve diğerlerine karşı geliştirdiğimiz savunmalar güçlendiriyor duvarları. biz kendimizi korudukça hayata karşı, daha derinine iniyoruz zindanın. dengeler yaratıyoruz. dengesizliğe tahammülümüz yok, belirsizliğe… sahip olduğumuz şeyler var sanıp, sahip
    olduklarımızı giyinip titremelerimizi dindirmeye çalışıyoruz. korkuyoruz. kaybetmekten, sahip olduklarımızı yitirmekten korkuyoruz, dengelerin bozulmasından,belirsizlikten. insani dengelerimizi kaybediyoruz farkında olmadan böylece, esir ediyoruz kendimizi kendimizde. dengede olan bir şey yok aslında, kaybedecek hiç bir şey yok. neden buradasın bu dünya ne, bu yaşadıkların… cevap yok. dinsel sözcükler,anlık sayıklamalarla dozlaşmış ağrı kesiciler. ikinci elden cevaplarda buluyoruz bazen;‘işteyim çünkü çalışmak zorundayım’… tanrısal oyunlarda oyuncularız. alkışların
    sarhoşluğunda… hep bir şeylerin içinde kaybolma oyunu bu. kaybolduğumuz yerlerden tanıyoruz birbirimizi, isimlerimiz var; işlerimiz uğraşlarımız, ailelerimiz, şehirlerimiz,doğum tarihlerimiz, gidecek bir yerlerimiz; geldiğimiz bir yerlerimiz var, beklediğimiz duraklarımız… tiradımı beğendiniz mi, alkışlar mısınız?...”

    kaynak: http://arafperdeleri.blogcu.com/...
    (city boys, 28.04.2008 01:13 ~ 01:19)
  11. bu fiilin soru hâli iki şekilde oluşturulabilir.

    kurallara uygun ama benim kulağımı tırmalayan versiyonu: "kayboldun mu?" sanki muhatabınızın kaybolmasını bekliyormuşsunuz da, "hah, nihayet kayboldun di mi?" biri bir tınısı var bunun.

    bildiğim kadarıyla kurallara uymayan (uyuyorsa da az kullanılan) ama benim kullandığım versiyonu: "kayıp mı oldun?" bu şekilde sormak için kaybolmak fiilini kayıp olmak şeklinde ayırmak gerekir.

    bu sorun -olmak, -etmek şeklinde bitişik yazılan tüm fiillerde var aslında.
    (recai pengül, 25.06.2008 22:46 ~ 22:47)
  12. bazen lazım olan..

    hatta uzunca bi süredir düşündüğüm, yapmak istediğim..belki de en yakın zamanda yapacağım..

    tanımadığım bir ülkeye gidip, sokaklarında caddelerinde, sağında solunda, sahilinde dağında, onun kendine has yaşantısı ve güzellikleri içinde kaybolmak istiyorum..

    böylesine anlam yüklemek için şu kareye bakmak yeterli oldu; (görsel: filipinler/22270)
    (zeus, 14.08.2008 17:52 ~ 17:53)
  13. kaybolmanın çok daha trajik bir versiyonuda kariyer bağlamında yaşanır. bir üniversite bitirmiş olmanıza rağmen hala daha mesleğiniz yoksa ya da vasfınız diyelim ve üstelik hala daha yeterlilikleriniz veyahut yetersizlikleriniz üzerine büyük bir yanılgı içindeyseniz ya da tam anlamıyla emin olmamak da denilebilir buna ve bir çok pozisyonun kapsamına girebilecek bir çok özelliğiniz ve ilginiz olmasına rağmen hiç birinde belirli bir seviye katedememişseniz ve kariyer.net'in karşısına geçip kendi kendinize şu an durduğum noktadan hemen her yöne gidebilirim mahiyetinde bir budalalıkla iş arıyorsanız bilin ki endüstiriel kara deliğin tam göbeğindesiniz ya da kısaca kaybolmuşsunuz demektir. zor bir durumdur, aşılması yitip gitmekten çok daha zor görünmektedir. kimliğiniz ve bedeninizin hala size ait olduğuna dair göstergeler barındırıyorsanız da yakın zamandır ki ruh sağlınız sizi terketmek üzeredir.
    (girişyıkımtelaş, 07.01.2009 01:07 ~ 01:40)
  14. bazen adı bilinmeyen sokaklara gerek yoktur kaybolmak için; düş kırıklıklarıyla bezenmiş bir yaşam da kafi olur.
    ne zaman ki; doğrularını yanlış yerlerde ararken bulursun kendini kaybolmuşsundur. arayıp durursun benliğini karanlık dehlizlerde. denizin nereye aktığını, kuşların nereye uçtuğunu herkesten çok merak eder olursun.

    kendine dair birşeyler ararsın, kendine benzeyen yerler ve kimseler. en çokta burda yanılırsın çünkü kimse sana benzemez. kimse kimseye benzemez aslında. ölümcül hastalar gibi kötüye gittikçe daha da sıkı sarılırsın ihtimallere. asla aradığın " sana " ulaşamazsın.

    bir gün iç kanamaların bedenini mosmor ettiğinde anlarsın " bulunamayacağının " fakat artık iş işten geçmiştir. başa dönmek istediğinde kendini arama yollarında hepten yok ettiğin bir sen bulursun ortada. işte o zaman kaybolmak tam anlamıyla girer lügatına. cevapsız bir aramadan ibaretsin artık...
    (magnetic resonance, 14.01.2009 21:08)
  15. sene 1998 falan. ilkokul 5. sınıftayım. sınıfla birlikte çatalca taraflarına pikniğe gittik. bayağı kalabalık bir grup o zamanlar... öğrenciler, veliler, arkadaşları öğretmenler felan...

    sınıftaki tiplerden ikisinin abi ve ablasının peşine takıldım, ormanın derinliklerine doğru gidiyoruz(sikişmesinler diye peşlerindeyim). ben biraz fazla gaza gelmiş olacağımki bir süre sonra bunlar gözden kayboldu. şaka felan yapıyolar sandım; "hehee tamam hadi korkuttunuz çıkın artık" gibisinden şebeklikler bile yapıyorum. kimsecikler çıkmadı lakin. geldiğim yoldan gitmeye başladım(tabii o anda öle sanıyorum). bi tane bataklığın yanından geçmiştim, orayı buldurursam kolaydı ormandan çıkmak. bulamadım. ciddi ciddi kaybolmuştum. bacak kadar bişeyim, başladım ağlamaya. oraya buraya koşturuyorum, yerlerde yuvarlanıyorum, avazım çıktığı kadar bağırıyorum sonuç hüsran(yerde niye yuvarlanıyosam?).

    3 saat kadar dolaştıktan sonra bi davul sesi duymaya başladım. davul sesi bu kadar mı güzel olur? başladim horon oynamaay. şaka tabi. uzaklarda bir yerlerde düğün vardı sanırım. davul sesine doğru gitmeye başladım. o şekilde de 45-60dk kadar gittikten sonra nihayet tanımadığım ama inanılmaz samimi duygular beslediğim o insanlara ulaşabildim. mesafe uzun değil ancak ormanda yürümek çok zor, yol yok çünkü. daracık sert çalıların arasından yırtına yırtına geçiyorum.

    iyice yaklaştıktan sonra bana yakıncana duran teyzeye seslendim, yardım et abla diye. o kadının surat ifadesini unutamam. çalıların arasından gözleri ağlamaktan mosmor olmuş, yüzünün her yeri çizik içinde, gözlüklü bir sefil çıkıyor; düşünsenize.

    hemen çektiler beni su, yemek falan verdiler allah razı olsun. biraz soluklandıktan sonra arabayla piknik yaptığımız yere doğru yola çıktık. hatırlıyordum yolu çünkü. yolda giderken anneme rastladık. kadınında canı çıkmış ağlamaktan, bizi çatalcaya getiren otobüsle jandarmaya gidiyorlarmış. helikopterle falan arattıracakmış. güzel olurdu esasında. helikopterede binmiş olurduk. tokmağını sikeyim davulcu. hainmiyim neyim.

    döndük piknik alanına. 40 küsür kişi ormana dalmış, beni arıyorlar. sadece bihter, safiye ve gizem diye 3 tane orospu vardı. onlar 5 taş oynuyodu. umurlarında bile değilim adilerin. bir tarafta bunlar oynaşırken diğer taraftan eren'in koştura koştura gelip bana bir sarılışı var ki anlatamam, yok böle bir samimiyet. bir yandan hıçkıra hıçkıra ağlıyor, bir yandanda çok korktum lan diye söyleniyor. eren'in attığı o deparı hayatım boyunca unutmam. ah be canım arkadaşım, nerdesin? facebook'da da yoksun. millet ebesiyle orgy yapıyor; ben seni bulamıyorum. şimdi kendini arkadaşım sanan götverenlere bakıyorumda acıyorum kendime.

    (bkz: şu an ağlıyorum biliyo musun sözlük)

    şöhretin getirdiği eklenti : okulda 1 hafta, " çatalca'da kaybolan çocuk " diye parmakla gösterildim. şöhret olmuştum resmen. nasılda yayıldıysa anında tüm okula... kesin o bihter-safiye-gizem(bkz: bsg) üçlüsünün başının altından çıktı.
    (siriquastrum, 11.06.2009 12:29 ~ 02.07.2009 14:22)
  16. kaybolmak geldiğin yolu unutmakdır. kill bill vol1 den güzel bir replik
    (kamasutram, 01.08.2009 02:12)
  17. bazen evin içinde olur. sevgilinin yanında, sınıfta, dostlarla, yoldaşlarla, yandaşlarla, düşmanlarla...

    -kimim lan ben? dersin,
    +siz kimsiniz?
    -lütfen bana biz deyin...
    +ben niye burdayım
    -biz olacaktı o rica ederim

    alexander supertramp gibi dağa taşa vurasınız gelir kendinizi. söz vermeye korkarsınız, kaçarsınız. artık kayıpsınızdır, otobüste kaybolanın geri verilme ihtimali vardır. sizin bir ihtimaliniz bile sizinle kaybolur, ölmek istersiniz cesaret kaybolmuştur. yaşamak istersiniz hevesiniz kayıptır. kaybolmak lanettir. kendini kaybederken riyakar hayata dair şeyleri de kaybedenlere yer yoktur. o yerler kayıptır.

    geçici hevesler, vahşet boyutunda modern yaşam, iki yüzlü sevmeler, sürekli pazarlıklı olma hali, gereksiz triplerdeki sevgi pıtırcıkları. kaybolası herkes gittikçe ortaya çıktıkça kaybolmak gerekiyor.

    -sıyırırsınız
    +siz yok sen de bana
    -sıyırdın işte
    +ha şöyle

    akli denge kaybolmuştur...
    (emir cool u, 08.09.2009 12:29)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil