kaybetmek 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. insanın sahip olduğu bir şeye artık sahip olmamasından, başarısızlığa uzanan arada aradığını bulamamayı da içeren olumsuzluklar için kullanılan kelime
    kilo kaybetmek kimileri için iyi olabilir belki, onun dışında her kayıp moral bozar
    (greeen, 27.07.2004 01:47)


  2. (bkz. her seçim bir kaybediştir)
    (tenekeci, 27.07.2004 01:51)
  3. artık sahip olmamak
    (viola, 22.12.2004 08:52 ~ 08.07.2005 13:58)
  4. (bkz: kaybeden)
    (bkz: loser)
    (excalibur, 22.12.2004 09:35)
  5. insanlar kaybetmekten ne kadar korksa da, hatta kaybetmemek için şereflerini ayaklar altına almaya, karşılarındaki insanların insan olduklarını göz ardı etmeye kalksalar da kimi zaman; bazen kazanmaktan çok daha iyidir kaybetmek..
    (tenekeci, 13.06.2005 15:35)
  6. kaybetmeye, hızla gelen bir göğüs pasını karşılar gibi davranmak gerekir. göğüs önde, topun sektikten sonra düşeceği yeri hesaplayarak. acır biraz belki, evet, ama top uzaklaşmalıdır.
    (shuduf, 27.09.2005 01:10)
  7. bir şeyin gerçek değerinin anlaşıldığı durum
    (vatman, 19.10.2005 16:44)
  8. güneşe rağmen kapkara görmektir.
    (perdue, 27.10.2005 14:45 ~ 14:45)
  9. bir zamanlar ellerin vardı tuttuğum, soğuktu onlar hep, üşürdün o sonbahar akşamlarında ve ısıtmam için bana gelirdin. tüm sıcaklığımı ellerine adardım, adardım da gocunmazdzım hiç, yanımdaydın çünkü.

    o uzun, dalgalı saçlarınla çok uzakten belli ederdin gelişini; her adım attığında bana doğru, kalbimdeki depremin şiddeti de artardı bana yaklaşmanla doğru orantılı olarak. yine çok uzaktan başlardım gözlerine bakmaya, hani şu koyu kahverengi, içinde benim boğulduğum. aramızda bir adımdan daha kısa bir mesafe olurdu, nefesini hissederdim yüzümde, bakışırdık senle, aslında bakmaktan çok görürdük gözlerimizdeki sevgiyi ve sadece o sevgi için yaşardık senle. tutardım ellerini, hep soğuktu onlar, ısınması için ellerini cebime sokardın, elin cebimdeyken el ele tutuşurduk, öyle ki alışkanlık olmuştu bizde bu, senin ellerin üşümese bile ellerimiz cebimdeydi hep, öyle yürürdük istiklalde, hani var ya şu cadde, yolda yürürken birbirimize bakmaktan tramvayın altında eziliyorduk nerdeyse, hani çamur olduğunda beraber küfrettiğimiz, yağmur yağdığında şemsiyemizi açmayıp yavaşça yürüdüğümüz.

    saçlarını öper koklardım hep, o uzun ve dalgalı, bazen kömür karası, bazen de kınalı saçlarını. bazen yüzümü kapatırdı onlar, kaşındırırdı ama çekmezdim yüzümden, senin saçlarındı onlar, bazen seni öpmek isterken ağzıma girerdi, bırakmazdım geri, hayrandım saçlarına. oynardım sürekli onlarla, dolardım parmağıma hep. yürürken dalgalanan, şaha kalkan o saçlar benim yanımda durulurdu.

    şimdi bana doğru adım atan biri yok. gözlerim görmez oldu gözlerini, göremez oldum gözlerinin içindeki sevgiyi. bir de o dalgalı uzun saçların var ya, onlar da yok artık. elimi cebimi atıyorum hep, belki arkamdan gelip biri elini cebime sokar ve elimi tutar diye. istiklalde sadece bunun için yürüyorum, affedersin beni belki de bir gün, o üşüyen ellerini ısıtmamı istersin benden diye. söyle bana, kim ısıtır o güzel ellerini, yoksa başkası mı var ellerini tutan, gözlerine sevgiyle bakan? ya sen de ona bana baktığın gibi bakıyor musun, şu hem utangaç hem sevgi dolu gözlerle? yok hayır, dayanmaz buna sadece senin için atan kalbim, durur bir anda.

    gitme sakın, hep kal orada.

    (bkz: kaybetmekten korkmak)
    (pastaci, 27.12.2005 01:38)
  10. (bkz: kaybolmak)
    (diskonnektus erektus, 09.02.2006 14:15)
  11. hiç bitmicek,ne olursa olsun gitmicek zannederken "kaybetmek"..
    sonrasında kalan;anlamsız yerlere boş boş bakışlar,ağlamanın fayda etmediğini bilen göz kenarlarında kalan gözyaşları..
    kaybetmek bu kadar acı mıydı? uyumanın,oturmanın,yatmanın,kalkmanın,herşeyin anlamsızlaşması mıydı?
    tik tak tik tak ses çıkarmasına deli olduğum ama içinde sen varsın diye huzur bulduğum o saati atmak mı? doğru olan bu mu şimdi?
    bu kadar kolay olmasın her şey..olmamalı..
    (absinthe, 17.04.2006 01:38)
  12. her bedende farklı aksedermiş ihanet,kimi kadın kocasını zehirlermiş,kimisi kendini.kimi aynada ki suretiyle oynarmış kan ağlayan içini göstermemek için,kimi suretsiz kılarmış kendini.tıpkı benim yapmayı istediğim ama yapamadığım gibi.kimi sevdiğinden çekip almış kalbini kapı arkasında ki cinlere vermiş,kimisi de kimse bulamasın bi daha diye,satmış hiç bilmediği birine. ama sonuç itibariyle yıkılmış kadın,bağlı kalamama durumunu tatmış,bağlıkalınmamış,bağlanamamış.kaçmış bi kez ilmik,yakalayamamış,olmamış hiç bişey eskisi gibi.ve kadın böyle öğrenmiş,bi başka kadınla mücadele etmeyi,kaybetmeyi.
    kaybetmek : 1.yitirmek 2.ziyan olmak 3.yenik düşmek,yenilmek
    (grace, 28.05.2006 13:12)
  13. bazen üzücü olabilir. kaybetmek sonrasında kesif hırs duygusu bırakır. kaybedilen şeyden nefret edilir, ya da ona karşı önceden olmayan bir özlem duyulur. insanların sahip olduğu (ya da olmadığı) şeylere göre sınıflandırılması da bu yüzdendir. çok şeye sahipsen kaybedicek çok şeyin var demektir. bir de tersi. güzel bir kelime, üzerinde türlü maymunluklar yapılabilir; kaybetmek gerçekten çok romantik.
    (sisyphus, 23.01.2007 23:20)
  14. her insanın başına gelen olaydır. kaybedilen şey para, yol, zaman, sevilen bir insanın hayatı, onur, özgürlük, kontrol, cesaret, umut, sevgi gibi bilumum kavram olabilir. hatta kişinin kendi hayatı olabilir...

    (bkz: aramak)
    (bkz: bulmak)
    (bkz: ölmek)
    (siradisi, 02.02.2007 23:42)
  15. (bkz: kazanmak)
    (46 kromozomum, 02.02.2007 23:54)
  16. ilk kaybedişle başlarız ölmeye.
    (headfucker, 03.02.2007 18:31)
  17. duyu ve duygu yanılsaması nedeniyle gerçek anlamda asla sahip olamadığın şey veya şeylerin bu yanılgının sınırları dışına çıktığı anda ortaya çıkan durum.
    (babil, 27.02.2007 18:21 ~ 18:21)
  18. bazen dışarıdan hiçbir etki olmadan, insanın kendi içinde olup biten birşeydir.

    birgün bir kıza hayatımın kalan günlerini ona verebileceğimi söylemiştim. ne kelimelerin anlamını bilmeyecek kadar çocuk, ne de dediklerimin farkında olacak kadar yetişkindim. ikisinin ortasında, önümde bütün hayatım dururken söylemiştim bunu. karşımda, hayatıma verdiğim anlamın vücut bulmuş hali vardı çünkü; bu adanmışlığı kim daha çok hekedebilirdi? reddedildim.

    kişilerin ve zamanın yanlışlığı yüzünden hakettiği değeri bulamadı bu sözüm, öyle düşündüm. ne kendimi, ne de başkasını suçlayamadım. şimdi bakınca, sadece “böyle olması gerekiyormuş”u görebiliyorum orada.

    uzun zaman sessiz kaldım, bazen “yine” için bir umudum vardı, çoğu zaman yoktu. insanlar geldi ve geçti hayatımdan, çoğu birşeyler bıraktı bana, bazıları sadece geçti. şimdi bakınca görüyorum ki hepsiyle birlikte kalkanımı biraz daha yüzüme doğru kaldırmışım, hepsiyle birlikte daha çok yalan karışmış sözlerime. bir noktada sözlerin sayısı anlamlarını geçti sanırım.

    belki de insanlar bizi acıttıkça biz de onlara acımamaya başlıyoruz. böylece giderek bencilleşiyoruz. sonunda herşey bir alış-veriş, kazanma-kaybetme ilişkisine dönüyor. sözlerimiz anlamsızlaşıyor, hepimizin. sanırım bir noktada o katışıksız, açık halimizi kaybediyoruz, ne kadar dirensek de.

    önümde bütün hayatım varken, birgün bir kıza hayatımın kalan günlerini ona verebileceğimi söylemiştim.
    bir daha kimseye bunu söylemem.
    artık kimseye vermeyeceğim şeyler var içimde.
    (kısaveacısız, 07.05.2007 03:55 ~ 07:31)
  19. bazen bir şeyin yitirilmesinin ardından sanki bir zincirleme reaksiyon başlatması gibi, başka taraflara da sıçrayan olgudur.
    bir gün insan virgülü kaybetti. o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti.
    bir başka gün ünlem işaretini kaybetti. alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye sevinebiliyordu.
    bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu. hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. ne evren, ne dünya, ne de kendisi umrundaydı.
    birkaç sene sonra ise iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve davranış sebeplerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
    ömrünün sonuna doğru elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. kendine has tek düşüncesi bile yoktu. yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.
    son noktaya geldiğinde ise düşünmeyi ve okumayı unutmuş durumdaydı.
    (sürrealist, 13.05.2007 11:14)
  20. geçişli hali en zor çekilen fiillerdendir çoğu zaman. yani bir nesene aldığı anda insanın canın çok yakabilir. insanın doğasındaki sahip olmak olgusuna tam olarak ters düşer ve bir şeyler koparabilir bizden bir çok durumda, kimi zaman birşeyi, kimi zaman birini, kimi zaman kendine olan güveni...
    (pipelette, 28.09.2007 17:02)
  21. 'kaybetmek' ilk anda verdiği izlenim itibariyle sarsıcı ve hatta yerine göre yıkıcı bile olabilir.
    ancak yara soğuyup kabuk bağlayınca hayata döndürücü etki yapan mantığımız devreye girer, öyle ki düşünmeye başlarız, esasen 'sahip olmak' nedirin sorgulanma süreci başlar..
    yanıtının bulunma süresi kişiden kişiye farklılık gösterse bile sonuç olarak ismimizin sonundan -hislerimizle koymuş olduğumuz- iyelik ekini mantığımızla kaldırırız..
    aynı süreç aynı yoğunlukla 3-maksimum 5 kere yaşandıktan sonra, insan alışır..
    varılan nihai gerçek kişinin büyüdüğüdür, artık eskisi gibi şaşırmadığıdır, şaşıramadığıdır....
    (kirmizibalik, 28.09.2007 17:31)
  22. çoğu kez kıymet bilmek, değer anlamak sebebidir.
    (heidi, 15.10.2007 14:08)
  23. her zaman böyle olmak zorunda mı diye düşünüyorum çoğu zaman, peşimi bırakmayan bir lanet gibi kaybetmek, evet. bir şeylere ulaşmaya çalışırken, diğerlerini kaybettiğimi anlıyorum her defasında çünkü. hep yenik düştüğümü hissediyorum sırf bu yüzden bazen ve en kötüsü de her ne yaparsam yapayım gerçekleşmemesi hiç isteklerimin. içimden geçiriyorum ''lütfen'' diyorum ama oynuyor sanki benimle hayat.

    yine de her defasında yine elimde zarlarımla oyuna tekrar başlıyorum. hiç bir şey olmamış gibi.
    (sekizinci cüce, 30.10.2007 14:08 ~ 14:25)
  24. taşınan bir yükten kurtulmak, hem de istemeden olmuş havası vererek.

    (bkz: aklını kaybetmek)
    (bkz: şuurunu kaybetmek)
    (bkz: kendini kaybetmek)
    (heidi, 21.11.2007 17:42)
  25. herşeyi kaybettiğini anladığın bi an var. bu, bir sabah uyandığında da olabilir, bir film karesinde de, o son kadehi içiverdiğinde de.. her an bulabilir seni ellerinin arasına bakıp kalakalman için farkındalık.. bakarsın avuçlarındaki üç çizgiye. o üç'ün kalabalıkmış gibi görülen tekliğine. kendin gibi. kaybedebileceğin son şeyi de kaybettiğinde, artık hayatta sadece yol alman için yaşadığın gündelik görevler ağır gelir. uyanıp yüzünü yıkamak, işe gitmek için çıktığın yokuş, ayaklarından bağımsız attığın adımlar, adım gelimesinin içinde geçen harfler, içinden geçip giden kelimeler, geçemeyen sonra, hep kalan kelimeler; cümleler, hiç söylenmemiş, söylenmeyecek, bir başkası tarafından tahayyül bile edilemeyecek olan kelimeler, kelimeler... sonra çağrışımlar, adımlar, çağrışımlar, adımlar.. çağrışımlar yüzünden unuttuğun yollar, attığın adımlar yüzünden ezdiğin karıncalar.. ancak kelimelerin yerlerini değiştirerek bir kamyon dolusu anlam zannettiğin paragraflar.. kompozisyon olamayan bir koca gün. kocaman bir kara delik daha, ömrünün 365 gününden.

    sonra alır telefon rehberini karıştırırsın sanal yapraklarından.. yaprağa her basışında çıtırtı duyacak kadar eski olan insanlar, teknolojinin getirdiği siberalem algılamayla kolayca çevrilen telefon numaraları olamazlar..

    dün içine boşalan adam, şimdi içindekini geri boşaltmak için aradığın adam olamayabilir. olmak da istemeyebilir. hatta içine boşalmamıştır bile, sırf sen bunun karşılığını isteme diye. belki o adam hiç olmamıştır, olan başka bi adamdır ve paragrafı bitireceğim diye olan başka bir adama olmuş bile olabilir. kim bilir... kimse bilmez içime aldığımı bile kış uykusuna yatırarak kaybettiğimi.. kaybettiklerimi bile kaybettim. şimdi nasıl kaybettiğimi hatırlamadığım ve bu yüzden uyandığımda kendi irademle de uyanmaya ihtiyacımın olduğu bir uykum var. zannediyorum oldukça ağır bir uyku bu. ölüm gibi.
    (bu takımdan tuncay gitti, 03.03.2008 11:08)
 sayfa  / 2