eski zamanlardan beri insanlar, “dünya” dedikleri gezegeni; cennetten sürüldükleri yer kabul ederek, buradan kaçmanın yollarını aradılar. evet! artık, güneş sistemindeki koloniler arasında kolayca yolculuk edebiliyor, insan nüfusunu daha geniş topraklara yayabiliyor ve bu gezegenleri teknolojimiz ile şekillendirerek belki de dünyadakinden daha rahat yaşam ortamları yaratabiliyoruz, ama neyin karşılığında? cevaplar içerde. ve karşınızda; cowboy bepop… gibi bir girizgahtan sonra;
dünya, diğer gezegenlere ulaşımı sağlayıp, bizi bu “kafesten” kurtaran teknolojinin ters tepmesi sonucu, artık dev bir yıkıntıdır. biz ise, hala, dünyevi cennetimizden kendi yaptıklarımız yüzünden kovulmanın öyle etkisindeyiz ki, sığındığımız gezegenleri dünyanın suretinde tekrar inşa ediyor ve geçmişten elimizde kalan ne varsa ona sıkı sıkıya sarılıyoruz. ama insanlar hiç değişmeyecektir ve tüm bu olanlar bile karanlık yüzümüzü silemez. insanlar, hala birbirlerinin sırtından geçiniyor ve paranın her şey demek olduğu bu zamanda adalet sağlamak, belki de gene para için suçluları yakalayan ve onlardan çok da farklı olmayan ödül avcılarının elinde.
böylece başlar “bebop” adlı uzay gemisi ve onun ödül avcısı mürettebatının maceraları... 26 dizi bölümü ve bir filmden oluşan seri 1998 yılında, yapımcılarla televizyoncular arasındaki uyumsuzluklara rağmen, ilk kez japon televizyonunda ekrana geldi ve o dönemden bu yana televizyonda tekrarları gösterilmeye devam ediliyor. yönetmen koltuğunda, geçen hafta da samurai champloo animesini anlattığımız, shinichiro watanabe var ve aslında daha sonra yaptığı bir anime olan “champloo” da göreceğimiz “tarzları harmanlamanın” temellerini burada atıyor. bebop’un tarzı olarak; “uzay/western/caz” diyebiliriz. öyle ki, yapımcıları cowboy bebop için “uzay cazı” terimini kullanıyor. bu karışımın etkisini kurguda ve müziklerde güçlü bir şekilde hissedebiliriz.
cowboy bebop’ın adı, 40’lı 50’li yıllar arasında yıldızı parlamış olan bebop adlı müzik tarzından gelir. bu tarzın en önemli özelliği temponun sürekli değişmesidir. bu animede de hikaye, aynı bir bebop eseri gibi özgürce akıp gider. zaten, çoğunluğu birbirinden bağımsız kısa hikayelerden oluşan animeye, bu isim oldukça uygun. ”cowboy” ise hikayedeki ödül avcılarına verilen takma ad ve karakterlerimizin mesleğini belirtiyor. kahramanlarımız ödül avcısı olunca da, bölümler genelde bir av etrafında gelişiyor. hikayelerden bazıları oldukça klasik sayılsa da, ayrıntıya verilen önem ve müzik seçimleri gibi “anlatımın sosları” bu hikayeleri bile zevkli kılıyor. müzik olarak ise; blues, caz ağırlıklı iken filminde rock ağırlıklı parçalar kullanılıyor. parçaların hepsi de seatbelts adlı gruba ait.
cowboy bebop’da en dikkati çeken nokta ise herhalde 2071 olmasına rağmen insanların kullandıkları arabaların, yaşadıkları binaların ve giydikleri kıyafetlerin günümüzle aynı olması hatta bazı durumlarda 70-80 modasının hüküm sürmesi. hatta, dünyadaki bazı ünlü yapılar, dünya harikalarını ve şehirlerini görmek mümkün (eyfel kulesi, petronas kuleleri, mısır çarşısı vs…). bu da insanlara kaybettikleri dünyayı hatırlatmak ve kolonilere daha kolay uyum sağlayabilmeleri için bir yöntem diye yorumlanıyor.
ana karakterler ise çıkış sırasına göre şöyle sıralanır:
spike spiegel: eskiden mafya için çalışırken, bazı kişisel sorunlar (aslında sadece julia adlı bir bayan ve eski ortağı vicious) nedeni ile, kendini ölü göstererek ortadan kaybolmuştur. ancak daha sonra, jet ile tanışıp ödül avcılığına başlamıştır. doğum yeri mars olan spike, 27 yaşında, ince, uzun boyludur. ilginç özellikleri mars doğumlu olmasının yanında, yeşile kaçan saçları ve bir birinden farklı tonda kahverengi gözleri ile gerçekten ilginç bir karakter. gene bir anime karakteri olan lupin’e (hayao miyazaki’nin uzun metraj filmleri de içeren anime dizisi cagliostro şatosu’nun ana karakteri) çok benziyor aslında. keskin gözleri ve hızlı elleri sayesinde dizide pek çok olaya neden olabiliyor. kendine aşırı güveni ile dikkati çekiyor ama bu güvenin asıl nedeni kendini zaten ölü kabul ediyor olmasından kaynaklanıyor. ayrıca, tam bir bruce lee taraftarı. yakın dövüş sanatlarını iyi bildiği gibi iyi de bir silahşor. dizide en öne çıkan karakter demek yanlış olmaz ama diğer karakterler de onun kadar ayrıntılı işleniyor.
jet black: eski bir polis olan karakterimiz, tehlikeli bir görev sırasında ağır yaralanması sonrasında polis teşkilatındaki ihmallere dayanamayarak, teşkilattan ayrılıyor ve ödül avcılığına başlıyor. daha sonra, spike ile tanışıp, ortak oluyorlar. j.black ve s.spiegel beraber, black’in gemisi bebop’da yaşıyorlar. black’in polisler arasında pek çok tanıdığının olması, av sırasında oldukça işlerine yarıyor. henüz polisken bir çatışmada kaybettiği kolunun yerine ileri teknoloji ürünü biyolojik protez yaptırmak yerine; geçmişte yaptığı hatayı unutmamak için, mekanik bir protez tercih etmiş. ayrıca, gözündeki yara için de kafasında metalik bir tutacak var. 36 yaşında, kel ve siyah sakallı. yemek yapmak, bonsailerle (ağaçların, küçük saksılarda ve özel tekniklerle budayarak estetik bir görüntü kazandırma sanatı) uğraşmak ve bunun gibi pek çok ince zevki olduğu için iri ve kaba görüntüsünün aksine ince bir ruhu olduğu ima ediliyor. ayrıca blues ve cazdan hoşlanıyor, bu yüzden de gemisine bebop adını vermiş ve gemideki en yaşlı kişi olduğu için, diğerlerinin yanında, biraz daha babacan kalıyor, her ne kadar o yaşını göstermek istemese de...
ein: kahramanlarımızın 2. bölümde kurtardığı ve gemide kalmaya başlayan tatlı bir köpek. her ne kadar karakterlerimiz fark etmese de, oldukça zeki bir canlı. çünkü, bir laboratuarda “data köpeği” olarak tasarlanmış. insani davranışları sayesinde, daha sonra ekibe katılan ve “hayvani davranışları” bulunan ed ile tam bir insan hayvan tezadı oluşturuyorlar ve bu yüzden de çok iyi bir ekip ruhu yakalanıyor.
faye valentine: kumarbaz, yalancı, tembel ve çok kısa bir sabır, onu en kısa yoldan onu tam anlamı ile tarif etmeye yeter. ama, tüm bu kötü huyların bir nedeni var: çok büyük bir borç ve karışık bir kafa. ekiple şans eseri karşılaştıktan sonra, gemilerine izin almadan yerleşen bu bayan, onlarla çalışmaktan pek de memnun değil ama onlar olmadan da yapamıyor. 20’lerinde gözükmesine ve başlarda romen olduğunu iddia etmesine rağmen, gerçekler biraz daha karışık. ayrıca iyi bir pilot ve başarılı bir ödül avcısı.
ed: tam adının “edward wong hau pepelu tivrusky ıv” olduğunu iddia eden bu 13 yaşındaki, kızıl saçlı, maymunumsu küçük kız (hayır, tüm karakterlerin de başta düşündüğünün aksine erkek değil) dünya’nın yıkıntılarında büyümüş bir bilgisayar dehası. ekibe, bir avda yardım ettikten sonra (gerçi biraz da zor kullanarak) bebop’a taşınıp, kısa sürede geminin bilgisayar uzmanı oluyor. ein ile iyi arkadaş olmasına karşın, ondan daha hayvanca tepkileri var ve sürekli olarak, bir çocuk şarkısı gibi söyleyerek, kelimelerle dalga geçiyor. türk asıllı olma ihtimali de yüksek ama bunun nedenini ileriki bölümlerde öğrendiğiniz için söylemeyeceğim.
serinin 2001 yılında filmi çıktı ama eleştirmenler tarafından uzun bir dizi bölümü olarak eleştirildi .bunun yanında “shooting star” adı ile bir de mangası var.
izlerken, "ben de o grubun içinde olmak istiyorum!" diyeceğiniz nadir eserlerden birisi. diziyi izleyip de final bölümü olan 26. bölüme doğru yaklaştıkça, ne denli büyük ve de korkunç bir sona doğru gittiğinizi fark ederek bir anda kendinizi "n'olur bitmesin!" diye saçınızı başınızı yolarken buluveriyorsunuz. magic mushroomlar, cennete merdivenler, türkler gibi sayısız göndermeyle kendinizden geçirir sizi (müziklerine hiç girmeyeceğim). dizi kanımca asıl ilk 7 bölümden sonra sağ gösterip sol vurmaya başlamakta, 7. bölümden sonra daha da bir coşuyor gibi. bazı konular bilindik, zaman zaman çok klişe; ama bütün bunları kendine has bir şekilde öyle yorumluyor ki, size sadece hayranlıkla izlemek kalıyor.
bunu söyleyeceğimi hiç tahmin etmezdim fakat, tür olarak farklı da olsa, bugüne değin psikopatlık derecesindeki
seinfeld sevgime yaklaşan ve hatta yanına ulaşabilen, seinfeld ile aynı kefeye koyduğum tek dizi olmuştur. dizideki favorim ise elbette ki, edward!
not: dizinin altyazılarını türkçeye sadece battuta nickli birisi mi çevirmiştir tam anlayamadım ama, nereye elimi attıysam bu kişinin cowboy bebop türkçe altyazılarıyla karşılaşma talihsizliği yaşadım. durumu daha da netleştirmek gerekirse, battuta adlı kişi 26 bölümü birden sadece türkçeye çevirmemiştir, konuşmaları kendi kafasına göre çok alakasız bir şekilde değiştirirken, esprileri de yerel bir dile dönüştürerek hepsini de 3. sınıf şaban esprilerine çevirmiştir. sanırım bunu yaparken komik olduğunu düşünüyordu.
not 2: mümkünse ingilizce seslendirmeli bir şekilde izleyin. edward seslendirmesi özellikle orgazmik.
mushroom bölümünden: "hey misterrr! this is
stairway to heaven, you know, don't you?"