ölümcüldür.
----herşey dergiyle başladı----
çok güzel anıları hatırlatmıyor bana.
en sağlam kasedi bile kendini mumyalamak için kullanan kasetçaların kırmızılı rec tuşunu ilk defa
yalvaç ural'ın o salak esprilerinin yer aldığı dergiyle keşfettim
*. o zamanlar gazeteyle beraber verilmiyordu, bağımsız bir dergiydi yamulmuyorsam. bunu biliyor muydunuz benzeri übersalak bir köşede garip garip şakalar, ucunun nereye varacağını bilmeden yayınlanan bölümler (rec tuşunu biliyor musunuz? gibi)..
----"ben getiririm"----
"vaaooov, olum sesimizi kaydediyomuş bunlar, hadi deneyelim, birimiz kasetçalarla kaset getirsin" dendiğinde herkes sonunda olacakları biliyormuş gibi sinsi sinsi diğerlerini süzüyordu. çok korkusuzum ya, atladım kimseden ses çıkmayınca. "ben getiririm".
----hangi kaset----
evde kimse yoktu kardeşimden başka. günboyu didştiğimizden kelli, kapıyı açtıktan sonra yine dayak yerim endişesiyle (artık yapmıyorum öyle şeyler) direk odasına kaçmıştı. ortam benimdi. annemlerin odasından kaset kutusunu çıkartıp kaset seçmeye başladım.
- yok bu olmaz, dışı yırtık.
- ııh, bu da olmaz, bu kardeşimin en sevdiği kaset (yonca evcimik -
aboneyim) ("başıma üşüşüp nereye götürüyorsun, anneme söyliycem" demediğinden kanım ısındı heralde)
-hah bu olur, bunu kimse dinlemiyor (ulan pezevenk, ev ahalisini sen ve kardeşin mi oluşturuyor?kimse kelimesinin içine anne-baba dahil değil mi?)
----"geldim lan işte"----
kaset alınır, babanın en sevdiği(ymiş) türkü kasedi
*. mumyacı kasetçalar toparlanır, içindeki pillerle. kasetçaların mumyalama yapmaması için dua edilerek aşağı götürülür.
- allahım nolur kaset sarmasın.
aşağı inilir, "nerde kaldın olum" nidalarıyla karşılanan ben, bu işe cesaret eden kişi olmanın gururuyla karışık bir yavşaklıkla "geldim lan işte" der.
----ilker yasin----
kasetçalar güzelce bir köşeye bırakılır, ne yapılacağına karar verilir. şarkı söylemek bize yakışmaz, erkeğiz ya,topçu adamız ya. en güzelinin maç sunumu olacağına karar verilir radyodan maç dinleyen bir güruh olarak. her gün top oynamak için kıçını yırtan;yemek yemekten, çizgi film izlemekten
feragat edip aşağı kaçan bir insan evladı olarak o gün bana verilen "hadi maçı sen sun" şerefini ve fırsatını kaçırmadım, hemen kabul ettim. yanıma bir arkadaşı daha aldım ve takımları belirledik.
----işte o maç----
"barış sol kanattan aldığı topla ilerliyor, barış bir çalım daha, vurursagololurvurduaut, ahahahha o nasıl şut mna koyim" şeklinde 10 dakikalık bir maç sunumu yapılır. gün biter, "o kasetçaların sokakta ne işi var" diye kızacak anne gelir akla saatlerden beri ilk kez. "bu kadar yeter, başka zaman herkesi toplayıp daha güzel bi maç yaparız, bütün maçı sunarız" deyip kasetçalar toplanır. eve götürülür.
----
ve olaylar gelişir----
baba haftasonu kahvaltıda kargayla keyif yapmak ister, sabahın 7sinde herkesi uyandırır. süklüm püklüm yüz yıkamaya gidilir "neyse, bari çizgi filmleri kaçırmayız" diyerekten. ve oturma odasından fırtınanın habercisi gelir : "hanıııım, benim türkü kasedi nerede?". cevap gecikmez "en son neverlander'ın elinde gördüm". dedektif yarısı olan o dönemki emniyet mensubu baba ufak bir soruşturmayla sanığı konuşturmayı başarır. ve umutsuz itirafçı kanıtı babasına teslim eder. türkünin yarısında giren çocuk nidaları babayı şoka uğratır.
----vah yavrum vah----
teslimden sonraki 10 bilemedin 15 dakikalık dönem hayatımın hatırlamak istemediğim dönemlerinden olmuştur hep sevgili okurlar.
*