şu an itibariyle bir yüzünde
red hot chili peppers'ın efsane albümü
blood sugar sex magik'in bir bölümü, diğer yüzünde
come as you are*dan
the great gig in the sky*a hatta
jessica riddle even angels fall'a hatta
the cardigans'a kadar geniş bir yelpazede müziklerin olduğu ve dinlediğim teknolojik reform'a yenik düşmüş popüler müzik aracı.
çok meşakkatli çok da zevkliydi kaset dinlemek. meşakkatli işti çünkü
walkman denen şirin ama büyük aletler pillere karşı inanılmaz bir antipati barındırır pilin anasını ağlatır, kaset boğularak susardı. gece müzik dinlemenin keyfide böylelikle batardı. aynı zamanda her kaset her yerde bulunmaz getirecek olan müzik market'e günde ikibin kez gidilir deli muamelesine maruz kalınırdı. aranılan albümün olduğu arkadaşlar ise bir süreliğine vazgeçilmez konuma oturur, kaset çektirilene kadar tabiri caizse göt yalanırdı. kaset çekmek bile zordu. zira kaset (veya çok kodamanlarda cd olurdu, hatta hem cd hem kasetçalarlı teybi olan elemanlarda mevcuttu o dönem) baştan sona kadar dinlenir süreleri not alınır toplam süre en ince ayrıntısına kadar hesaplanırdı. çünkü yapılacak minik bir hata kasedin sonunda 3 dakikalık bir boşluğa sebep olurdu.
en maharetli işse
walkman'in pili bitirmemesi için kasetlerin köşeli kalemle geri ya da ileri sarılmasıydı. insanın kolu kopsada başa alınır, bir güzel dinlenirdi gecenin sessizliğinde.. bir de albümlerin kartonetleri vardı. ilk zamanlar sadece şarkı adları yazsa da daha sonraları süre, besteci hatta prodüktör kısımları bile dolmaya başlamıştı. (ki dire straits bu konuda kendini aşmış kartoneti mübarek ansiklopediye çevirmişti) bir de ince tırtıklı olduğu için birkaç katlanmadan sonra mutlaka birbirinden kopardı. temiz olmayan bir teyp kristali ya da ısı görmüş bir ses bandı sesin boğuklaşmasına pavarotti'nin sesinin müslüm gürses gibi çıkmasına sebep olur buna mahal vermemek adına kulak çubuğuna bir miktar kolonya dökülür kristal dikkatle temizlenir eğer kasette bir bokluk varsa kaset ince tornavida ile sökülür bant dağıtılmadan çıkarılıp kabı sağlam olan bir kasede aktarılırdı.
ama sonra teknolojiye yenik düşmeye başladı. cd'lerin plaklar gibi daha pratik kaydedilebiliyor olması ve kaset maliyetinden daha ucuz olması, kasetçalar modellerinin ise kendini tekrarlaması ve hakikaten teknolojinin bir diğer miladı sayılan "discman"lerin piyasaya sürülmesi kasetlerin önemini azalttı. bu açıdan bakıldığında elbette ki cdlerin hayata girişi pratik açıdan iyiydi ancak teknolojik ruhsuzluk vardı bu işin içinde. sonuçta insanlar bir şekilde teknolojiye teslim oldular ve kasetler artık tamamen piyasadan kaldırıldı. (artık sadece özel baskı falan yapıyorlar. tıpkı plak baskısı gibi)
sevgiliye, uzaktaki akrabaya, küsülen arkadaşa kısacası herkese verilebilecek en iyi hediyelerden biriydi kaset. hele ki o şarkılar sizin kafanızda oluşan bir listenin eseriyse. daha ziyade içinde sizin duygularınızı yansıtan şarkılar varsa.
şimdi de cdlerin yerini mp3'ler aldı. legal illegal farketmez, temin edilen bir linkten bir grubun tüm diskografisine (bazı siteler jam session'ları hatta bootlegleri bile yayınlıyorlar) ulaşmak mümkün hale geldi. ki bu tip sitelere ve linklere ulaşımın daha kolaylaşması, internetin daha çok yer tutması ve bilgisayarların depolama kapasitesi yükseldikçe bilgisayarların bir müzik markete dönüşmesi kaçınılmaz oldu. hal böyle olunca cdlere bile ihtiyaç kalmadı şimdi farkına vardım da.
neyse ya, şu an
jessica riddle güzel tınlıyor kulağıma. aynı zamanda bu şarkı
10 things i hate about you'da da vardı. özetle güzeldi o zamanlar. 90ların anlamlı yanından sadece birisiydi.