ahmet uluçay'ın istanbul film festivalinde en iyi türk filmi ödülünü alan filmi. ayrıca ispanya'daki san sebastian film festivali yeni yönetmenler bölümü'nde mansiyon kazandı.
bazen düşünmüyorum değil. bu kadar pahalı bir sanatın halk üzerindeki yoğun etkisini. öyle ki çoğu zaman hatta hala daha propaganda amaçlı kullanılan bu sanatın halka bu kadar inebilmesi. bence sinemayı öteki sanatlardan ayıran önemli özelliklerinden biri de bu. öyle ki bir aristokrat çocuğu ile sıradan bir köylü çocuğu aynı filme aynı tepkiyi verebiliyor. bir bakıma insanları eşitliyor sinema. hatta biraz sonra vereceğim örnekte olduğu gibi durumu tersine çevirebiliyor.
tavşanlı nın tepecik köyünde oturan iki genç: recep bir karpuzcu çırağıdır, mehmet ise berber çırağıdır. kimi özellikleri birbirinden farklı bu iki arkadaşın en önemli ortak özellikleri sinema sevgisidir. tek amaçları ise rejisör olmak. kısa vadeli hedefleri ise kendi kendilerine sinema makinesi yapmaktır...
bu kadar şirin bir senaryo daha görmedim. işin ilginci hiç fire vermemesi. temponun hiç düşmemesi. yönetmenliğin de ona uyumlu gitmesi. her şey öyle tıkır tıkır ilerliyor ki bir an ben yanlış filme mi geldim diyorsunuz. böyle alçakgönüllü bir filmden bunu beklemiyorsunuz. işi somutlaştırmak gerekirse film, vizontele nin yapmak isteyip de yapamadığını yapıyor. o anadolu köyünün özgünlüğünü, sıcaklığını veriyor bize. üstelik de çok az bir bütçeyle. her bakımdan onu geçen bir film. müziklerinden tutun kurgusuna. yılmaz erdoğan ın bu filmi seyredip bir köy filmi nasıl oluyor anlaması lazım. son olarak şunu söylemeliyim: türk sinemasını kurtaracak sinema anlayışı bu filmdedir.
adını ilk defa duyduktan sonra aklımda karpuz çekirdeğinden gemiler yapmak olarak kalan ve adam acaba nasıl yapıyordu diye düşünmeme sebebiyet vere filmin essah ismi.
yönetmeni ahmet uluçay bir röportajında hayatında ilk defa yaptığı bir filmden bir ev satın alabilecek parayı kazandığını söylemiş.ne yazık ki film gösterime girdiği sıralar,beyin tümörü olduğu için evde dinleniyormuş
beklentilerin oldukça üzerinde çıkan film. film çekimine yeni boyutlar kazandırabilmiştir. özellikle deli ömerin yolun kıyısında oturması esnasında, bir başka köylünün yolda yürüyüşünün kesik kesik gösterilmesi, dikkate değerdir.aynı zamanda nihal'in (nezihe'nin büyük kızı) cevizi yeme sahnesindeki ayrıntılar da oldukça dikkat çekicidir. köy yaşantısı içerisinde geçen bir öykü, ancak bu kadar iyi çekilebilir ve aktarılabilirdi. bu filmden birçok türk yönetmen kendine öğrenecek birşeyler çıkarabilir.
karpuz kabuğundan yapılan gemilere güvenirsen batarsın gibilerinden bişi anlağım film.
oncelıkle büyük umutlar söz konusu. ama çocuklar sinema için makinalarını kendileri yapıyorlardı. bu da bir nevi karpuz kabuğuyla özdeşleştirilebilir. (bkz: en azından ben öyle düşünüyorum)sonra, karpuzcunun yanında çalışan çocuk sevdiğe kıza mektubu kendisi veremez arkadaşına söyler. bu da karpuz bir başka karpuz kabuğu oluoyor. çünkü aslında kızda da birşeyler var. ortakları bir deli. bu da apayrı bir karpuz kabuğu oluyor. ve neticede elde ne sinema var ne de kız.
ama umutlar hep var.
ahmet uluçayın yıllardır gerçekleştirmek istediği hayali.başarılı da olmuştur kanımca.sade film müziği filmin sadeliğiyle uyum içerisindedir. türk sinemasını ileriye götürecek çalışmalarını ayrıca bekliyoruz.
yaklaşık 2 aydır beyoğlu yeşilçam sinemasında gösterimdedir ve gösteriminin daha ne kadar devam edeceği meçhuldür.sinemanın ses problemi olmasına rağmen hala fırsat varken kaçırılmaması gereken filmdir.
insan hayatında umudun yerini gayet iyi vurgulayan, genç oyuncularının başarılı oyunu ve yönetmeninin üstün başarısıyla gayet izlenilesi bir film. böyle filmlerin türkiye'de çekiliyor olması ne kadar sevindiriciyse, hırsız var ve hababam sınıfı askerde dandik filmlerin 5'te biri kadar izlenmemesi o kadar üzücüdür.
film uzerine yapılan bir çok eleştiri oldu. sıcak, tamamen doğal, çocukluğumuzun masum düşleri gibi konuları ele alan bir festival filminden oluşuyor. kameranın daha çok bir insanın takılabileceği ayrıntıları yakalaması filme daha farklı bir hava katıyor. ben bu filmde çocukluğumu gördüm demek istiyorsanız tavsiye edebileceğim bir filmdir. başka bir ayrıntıda filmin yönetmenin filimde kullanılan deli karakterine gençliğinden örnekler kattığını biliyoruz. yönetmenin kendi köyünde, deli "köyün bütün insanları yönetmene deli filimci diyormuş" sıfatıyla anılması sinemaya merakından geliyor.
sinema yapmak, aşkını ifade etmeye benziyor herhalde. kimi sarayda kimi samanlıkta yapıyor. duygunu ifade edecek ruh ve irade yoksa zaten parayla olacak iş değil bu. bence de uluçay iyi bir iş çıkarmış.
beni çocukluğumum geçtiği diyarlara götüren muhteşem ötesi doğal, muhteşem ötesi güzel film. "hayatta iyiler hep kaybeder" dedirten karpuzcu, özenilesi (i)recep (oralarda böyle telaffuz edilir zira)-mehmet dostluğu, içi misafire bişeyler yedirmeden rahat etmeyen ısrarcı kütahya kadınları bu filmden aklımda kalanlar. ama en güzeli, yaşamak için umut gerek, çabalamak gerek, en önemlisi sınırlarını aşacak ufuk gerek dedirten film. ps: ahmet uluçay filmdeki berbermiş.
nihal adlı karakterin cevizi ısırdığı sahne beni benden almıştır. boynuna kadar kapalı bir gecelikle bu kadar seksi görünmek, ve erotik denilebilecek bir sahne ortaya çıkarmak ki bu sahnede bu kız ve bir ceviz var, yönetmenin ve oyuncunun ellerinden öpmeyi gerektirir.
ilk izlediğimizde ege bölgesi vatandaşı olan bir arkadaşımızı dekoder olarak kullandığımız duygu yoğunluğu yüksek filmdir.özellikle oynayan karakterlerin sinema ile uzaktan yakından alakası olmamasına rağmen o saflığı bize olduğu gibi aktarabildikleri nadir filmlerden biridir.
-bizim müşteriler de yere oturuveesin köy yerinde sinemayı buldulaa da sandalye mi istiyo canlaaa
repliği çok hoşuma gitti.
küçücük hayatlar kocaman rüyalar.. ahmet uluçay iyi anlatmış..
nihalin ceviz yeme sahnesi ve delinin nöbet sahnesi inanılmazdı.. yaratıcı olmak için cebinizin kabarık olmasına gerek yokmuş..
bir de recepin saçları kesildiğinde boğazındaki o düğümü hissettim.. çok güzel vermişler.. sonra bir köşede ağlaması.. bu kadar masum duygular, be kadar içten dökülen gözyaşları hala var mı bir yerlerde acaba.. yoksa film icabı mı..
köy yaşantısının imkansızlıklarından ve bu imkansızlıklardan doğan doğaçlama icatların en güzel örneklerini sergileyen sinema eseri. kütahya/tavşanlı'da çekilen filmde, sinemaya merakı olan iki çocuğun hayalleri,yaşadıkları ve tutkuları incelenmiş.
ege şivesinin en güzel şekilde yansıtıldığı bir kaç filmden birisi.cana yakınlık,misafirperverlik tam anlamıyla işlenmiş. bir kaç kez izlenesi bir film...