sevgiliye mesaj gönderme sonucu yaşanan bir diyalog olabilir. (bkz: sevgilinin kısa mesajı kısa bulup küsmesi)
- neden bu kadar kısa bir mesaj attın? yoksa beni artık sevmiyor musun?
- hayır, derse giriyorum...
lafı gediğine koyup, mekandan gözler kısılıp, egoyu tavan bir şekilde terketmenize yarayan, karizmaya karizma katan cevaplardır.
bir gün bir türk tarihçi, avrupadan gelen misafirlerini gezdirmektedir. camilerimizi, müzelerimizi edebi tarihçemizi örnekelri anlatır bu avrupalılara. en sonunda avrupalı dayanamaz sorar:
"yahu sizde bu kadar cevher var. madem öyle neden bunları dünyadan bihaber olarak saklıyorsunuz ki?"
tarihçimiz bu soruya şu şekilde yanıt verir:
"siz batılısınız ve batılılar tavuğa benzerler. tavuklar bir yumurta yumurtladıktan sonra yeri göğü ayağa kaldırır ve bu ufak başarısını dünyaya duyurur. amacı başarıdan çok övünmek ve takdir toplamaktır.
biz doğuluyuz ve biz doğulular mandaya benzeriz. sütümüz, yoğurtumuz, peynirimiz ve etimizden yararlanır insanlar. fakat hiç bir zaman maksadımız takdir toplamak ya da övünmek değildir. insanların mutlu olması bizi fazlasıyla mutlu eder.
işte batıyla doğu arasındaki fark da budur."
barış manço efsanesinden sonra bu da türk ün gücünü dünyaya kanıtlayan sayısız efsaneden biri olarak müzemizde bulunsun.
kadın kokusunun (bkz: scent of a woman) bir sahnesinde yarbay frankın böyle bir cevabı vardır ki en sevdiğim sahnelerden ve cevaplardan birtanesidir.
charlie simmsin (bkz: chris o donnell) kendisine karşı çıkmasına sinirlenen yarbay frankın (bkz: al pacino) cevabı:
-benimle ayrı görüşü savunacak seviyede değilsin.
yandaki masada oturan bir kaç erkeğin kız arkadaşını dakikalardır kestiğini gören ve rahatsız olan şahıs usulca erkeklerin bulunduğu masaya yaklaşır ve sorar;
-nasıl kız,güzel di mi_?
-eee şey,aslında..hmm..evet güzel çok.
-evet güzel ama benim.
(gördüğüm en karizmatik ve özgüvenli insan,meseleler uygarcada halledilebiliyomuş dedirten olay)
b.f. ---- bir fransız
f ---- ben
y.a. yaşlı amca
f. ve b.f. akıllı uslu konuşmaktadır...
b.f. -niye türkiye ermeni soykırımını kabul etmiyor.
f. -yok öyle birşey.
b.f. - ben olsam kabul ederdim.avrupa birliğine girerdiniz.
f. -neyse ki sen yönetmiyormuşsun o zaman ülkeyi
...o sırada yaşlı amca bizi dinliyormuş haberimiz yok....elindeki gazeteyi masanın üstüne koydu..gözlüğünü bıraktı..ve yanımıza gelip çok sakin bir ses tonuyla konuştu...
y.a. -fransanın simgesi nedir biliyor musunuz?
b.f. horoz tabii ki...
y.a. -niye?
b.f. yumurta verir , et verir...sessizdir..faydalıdır...zortttur zarttır...(şu kısımı tamamen kıçımdan sallıyorum adamın ne dediğini hatırlayamadığım için...pezevenk garip konuşuyo zaten anlaşılmıyodu...horoz yumurta vermez aslında...)
y.a. - hayır.horozdur çünkü sadece horoz kendi ayakları bokun içindeyken etrafına bağırıp çağırır...fransayla alakası olmayan yerlerde fransızca konuşulması bir soykırım sonrasında olmadı mı?şimdi olmamış bir ermeni soykırımı için niye ermenilerden fazla gürültü yapıyorsunuz?zidane'a sevgiler...
f. -ohhhh
b.f. -yeaaah maaan
...adam sanki sözleri ezberleyip gelmiş gibiydi.hiç düşünmeden çok akıcı bir şekilde konuştu ve masasına oturdu...
filozof sokrates ve eşi bir türlü geçinemeyen bir çiftmiş..bir gün karısı tekrar bir anlaşmazlığa düşüp sokrates'e ağzına geleni söylemiş,bakmış sokrates hiçbir cevap vermiyor eline aldığı bir kova suyu sokratesin başına boca etmiş..sokrates'in ağzından şu sözler dökülmüş..
-bu gök gürültüsünden sonra zaten bir sağnak bekliyordum...