derste,yolda,yemekte hayatın her anında okunabilir,eğlendirirken öğretir,can sıkıntısına üzüntüye birebirdir.her insanın anlamsının ve sevmesinin mümkün olmadığı sanattır.geçmişe göre günümüzde daha bir önemsenmeye, saygı görmeye başlanmıştır.karükatürün geçmişine bakacak olursak, daha çok insanları eğlendirmek,zaman doldurmak amacına hizmet etmektedir, günümüzde ise siyaset,medya,din,toplum yapısını eleştirerek sorgulama amacı gütmektedir ,epey mesafe katetmiştir.
biraz zeka, biraz çizim yeteneği, biraz mizah duygusu birleşiyor ve bir insan yapıyor. sonra bu güzel insan beynindeki düşünceleri, muziplikleri, eleştirileri, protestoları çizgilerle kağıda aktarıyor. bu çizgilere isterse balonlar içerisinde diyaloglar ekliyor istemezse eklemiyor.işte sonuçta oluşan bu çizimlere karikatür deniyor.
tarihi taa ilkçağlara uzanan, bir zaman sonra muhalefetlik yapmak amaçlı gazete ve dergilere dökülen, günümüzde ise daha da genişleyip günlük hayatın bütün absürdlükleri, ayrıntılarını vs. bile konu alabilen güldüren, güldürürken düşündüren bir sanat dalı.
mükemmel bir sanat eseridir karikatür. konuşmanın kifayetsiz kaldığı pekçok konuda birden ortaya çıkıp herşeyi gözler önüne serebilir. yazı bile gerektirmez. bazı üstatlar o kadar harika kullanabiliyorlar ki karikatür ü önlerinde eğilmemek gerçekten imkansız.
ilk başladığınızda kendinizin dünyanın en iyi karikatüristi olduğunu zannedersiniz. sonraları diğerlerinin çizdiklerine baktığınızda, sizinkilerin rezil durumda olduğunu anlarsınız. iyice hırslanırsınız. hergün yüzlerce adamcık çizdiğiniz olur bazen. zamanla çizginiz gelişir ve sonra herşey rayına oturmaya başlar. bezen ise nefret edersiniz karikatür çizmekten çünkü o belirli zamanlarda nedense işleriniz hep boka sarmaktadır, bir kaç gün ara verirsiniz ve tataam işte olmuştür en güzel şeyleri çizmeye başlarsınız gene. karikatür hayatınız bir parçası oluverir. çizmeye vakit bulamadığınız zamanlarda bile hep bir sonra ne çizsem acaba diye düşünürsünüz. ve böylece karikatür hayatınızın sonuna kadar sizin peşinizden gelir, veya siz onun peşinden gidersiniz.
metin üstündağ'a göre (en azından okurlara yansıtmak, göstermek istediği kısmı kadarıyla) karikatür şudur;
"biz'im cızzıktırdığımız bu karikatür, sanat kaygısı taşımaz... kalıcı olmayı düşünmez... bir 'happening olayı'dır... bir, 'cinnet vakası'... hafif ve buruk bir tat bırakır... işlevsel'dir... hayatın yanında yer alır... hayatın bir an'ında... okunduktan sonra üzerinde domates, peynir yenmesine pek aldırmaz... aksine sevinir... hem hayatın günaşırı buram buram kanadığı bu coğrafya'da mizah'ın ve özellikle biz'im cızzıktırdığımız bu karikatürün demlenmeye pek tahammülü yoktur... o'nun antolojileri ve müzeleri okuyucularıdır...
biz'im cızzıktırdığımız bu karikatür, kendini ucuzdan satar, en adi kağıtlara basılır, en adi araç gereçlerle oluşturulur...
biz'im cızzıktırdığımız bu karikatür, ne diyecekse hemen der... tıraşı sevmez...
antolojilere değil yüreklere girmeyi, okul kitaplarına değil, okul kırmalarında varolmayı seçmiştir... toplumsal bir dürtü gibidir... dürter durur... eline ne geçer... hiç... hiç olmak, az şey midir..."
tanrı arzı, arşı ve bütün alemleri yarattıktan sonra iki tane insanoğluna vücud verip yeryüzüne indirmiş. önlerine kağıt ve 2b kalem koyup ve birer karikatür çizmelerini istemiş. iki insanoğlu karikatürlerini çizip tanrıya kağıtlarını teslim etmişler. tanrı kağıtlara bakınca görmüş ki insanlardan biri çizebilmiş, komik olmuş. diğeri becerememiş, hiç de komik olmamış. tanrı "karikatür çizebilen erkek, çizemeyen de kadın olsun o zaman." demiş. ve cinsiyet kavramı böylece ortaya çıkmış.
kendisiyle tanışmam limon ve zeytinin öyküleriyle oldu. ilişkimiz, selçuk erdem 'in ''karikatürler'' serisiyle daha da gelişti ve selçuk erdemin çizdiği ''penguen'' adlı dergi alınıp okumaya başladım. daha da içli dışlı olduk. yaklaşık 2 yıl sonra ise '' ben niye yapamıyım lan'' diye gaza gelip deftere kitaba ufak tefek şeyler çizmeye başladım. zamanla geliştim, kendi espirilerimi kağıda dökebilir hale geldim. şimdi mutluyuz.
hayatla dalga geçebilmenin yöntemlerinden biridir. tabi ki bu amaçla çizilmez fakat hemen her şeyle dalga geçebildiğiniz bir mecradır. sadece seviyeyi bilmek çok taşırmamak gerekiyor.
uzun bir süre ara vermeme rağmen içimde büyük bir istek var karikatür çizmek için. ilk başlarda lombak kitabındaki karikatürleri taklit ederek çizerdim. sonra başka ustaları taklit ederek çünkü taklitle oluyor bu iş. zamanla insan kendi çizgisini buluyor. kendi espri tarzını keşfettikten sonra ise kaymaklı ekmek kadayıfı. bundan sonra en büyük sorun mizah dergileri oluyor ki ona da başka zaman değinmek lazım. biraz derin bir konu...