basit bir "uyum" olayından çok daha derinlere dayanan, adeta bir toplum sorunudur.
hasta ruhlu anne ve babaların günlerce uykusuz kalıp isim düşünüp taşınmalarına vesile olan bu hastalık potansiyeli hayli yüksek durum, yetkililerce hep göz ardı edilmeye mahkum gerçeklerden olsa da her şey açıktır ve bir şeyler yapılmalıdır. türkiye nereye gidiyordur?
anne ve babalar aslında anne ve baba olmadan önce gayet işinde, gücünde en az hayat kadar monoton insanlar olarak algılansa da biz "çevre" tarafından aslında kişiliklerinin altında yatan "hastalıklı ruh" kara kanatlarını göstermek için anne-baba olacakları günü beklemektedir.
o gün geldiğinde yeni uyanan biz
çevreye sadece bok yemek düşmekle birlikte, "vay anasını", "yazık oldu gariplere" repliklerinin oluşturduğu sahneler de bizlere aittir.
artık nasıl bir ruhsa ve hatta nasıl bir hastalıksa bu, insan "evlat acısı" adlı acayip acıtan acıya konu olmuş insanoğullarına bile bu zulmü çektirecek kadar manyaklaşmaktadır.
akli dengesini yitiren zavallı adı geçen insan, yaptığı hatayı ya düzeltemeyecek kadar geç olduğunda ya da hiçbir zaman adını verdiğimiz zaman diliminde anlayacaktır. sonsuzluğa erdiğinde anlaması da pek ihtimaller dahilindedir.
anne-baba öyle ya da böyle olayı çakmış olsalar da olan çocuklara olmaktadır. hatta anne ve baba hiçbir şekilde hiçbir halt anlamamış olsalar da olan çocuklara olduğundan ötürü olan feci şekilde çocuklara olmaktadır. olan, can sıkmaktadır.
aslında bu şanssız yavrucaklar (yavrunun minimilize edilip sevimlileştirilmiş şekli) küçükken işin ciddiyetini çakmış pozisyonda değillerdir.
herşeyi güllük gülistanlık gösteren pembe aynalara baktığımızın ayrımında olmadığımız için bizler de iş ne boyutta bilemeyiz.
ancak çocuklar büyüyüp işin boyutunu sağır sultan bile görünce, çocuklarla eş zamanlı olarak uyanırız.
bundan sonrası bizim döneklik nidaları eşliğinde onlarla dalgalar geçmemiz, onların ise anne-babalarının hatalarının bedelini ödemeleri eşliğinde sürer.
bu tip olaylarla karşı karşıya kalan ve olayda esas çocuğu canlandıran "şanssız" insan sürüleriyle yaşamımızın her zerresinde karşılaşır, çevreye güldüğümüz anlamını taşıyan notalar saçtıktan sonra "kardeşsiniz dimi?" deriz her seferinde. bu da çocukların talihsizliğinin ne denli şiddetli olduğunun bir kanıtıdır zaten.
fakat anne baba bunun talihsizlik olduğunu, talihsizlik olduğunun farkına varsalar dahi kabul etmezler. bir nevi terzinin dikemediği söküğü sökük saymaması, sökük olduğuna inanmak istememesi durumudur.
aslında bu örnek pek olmadı. bu olay daha çok en sert eleştirmenlerin özeleştiri kabiliyetinden yoksun olmalarına benzer. her an ona buna bok atabilecek kapasitedeki insanlar zerre kadar kendilerini sorgulayamazlar ya.. hani... öyle öyle.
sonuç olarak hastalıktır. bulaşıcıdır. .dünyanın yaklaşık olarak yüzde 68'ine bulaşmıştır. 70 olmaması dikkat çekmektedir. bana yapılandır, eminim yapacağımdır. çocuğumun da yapacağıdır, torunumun bile sürdüreceği gelenektir bir nevi.
bu arada olan hala çocuklara olmaktadır. hala.