bir ölümün ardından bir sene geçtikten sonra bana bunları yazdırandır. kardeştir, candır, insanın kendi çıkarını hiç düşünmeden onun iyiliğini önemsediğidir. bu herhalde bir de evlada karşı hissedilir.
evin en büyük evladısınızdır. sizden üç yıl sonra dünyaya gelen bir can olur, birlikte büyürsünüz, birlikte dünyayı keşfeder, babanızın yanında birlikte çıraklık yaparsınız. kimi zaman işlerinizi güçlerinizi birbirinizin üstüne atarsınız, çocukluktan beri sırlar paylaşırsınız.
siz daha büyük olmanın getirdiği bir sonuçla üniversiteye adım atarsınız, o hala ufak zibidi olmaya, serseriliklerine devam eder. arada eleştirir tenkit edersiniz, öğüt verirsiniz.
arabalara meraklıdır, araba sürmeye meraklıdır.
çıkar bir cumartesi akşamı dışarı arabayla, arkadaşını bırakıp gelecektir, saatler geçer, merak etmezsiniz. yine takıldı bir yere dersiniz, derken bir telefon gelir.
hastaneye koştunuz tüm aile, yoğun bakımda dediler. araba dediler, trafik kazası dediler, beyninde ödem oluşmuş dediler, iç organları ezilmiş dediler, nasıl olur dersiniz, daha o gün montunu giyip evden çıktığı an hafızanızdadır. nasıl olur dersiniz, bir şey diyemezsiniz başka da, nasıl nasıl nasıl..
bir hafta mücadele eder kardeşiniz, o bir hafta geçmek bilmez, finalleriniz umrunuzda olmaz, o bir haftanın her saniyesinde sürekli dua edersiniz.. tek istediğiniz onun gözlerini açıp konuşmaya başlamasıdır. ama dayanmaz o vücudu, doktorların "genç olması onu hayata döndürebilir" cümlesi size ümit vermişti halbuki.
kardeşinizi gömersiniz, çocukluğunuzu da gömersiniz. evinizdeki eksikliğe ise hiç alışılmaz, odasına girilmez, eşyaları yerinden oynatılmaz, her şey onun bıraktığı gibi duruyordur..yutkunamazsınız, hayat toz pembe değil artık.
"hayat ne tatlıymışsın meğer, bilinmiyor yaşanırken
ölüm acı gerçeksin tamam, bana neden bu kadar erken"