sıcak bir yaz günü. aylardan ağustos.
dışarısı tam 40 derece.
oldukça kilolu bir adam güneşin altında dikiliyor.
ama o da ne !
üzerinde kalın ama çok kalın bir palto var. deli mi ne ?
yüzünden boncuk boncuk terler damlıyor tabi.
sıkıntıdan ölecek patlayacak gibi.
“çıkarsana o paltoyu” diyorum.
“çıkaramıyorum” diyor. çırpınıyor sadece.
ellerinin arkadan iplerle bağlı olduğunu görüyorum .
çırpınmaya devam ediyor. ve son bir hamle.
elleri bir anda birbirinden ayrılıyor.
ipler kopuyor,sağa sola savruluyor.
adam paltoyu bir hışımla çıkarıyor.
tutup, fırlatıp atıyor sinirle .
ve derin bir soluk çekiyor.
ohhh be !
işte kararsız atom dendiği zaman benim aklıma böyle bir şey geliyor.
üzerindeki fazla parçacıklardan, enerjiden kurtulmaya çalışıp, rahatlamaya, ferah bir soluk almaya çalışan, kıpır kıpır, kabına sığamayan, bazen üşümüş gibi tir tir titreyen, ve bazen keskin sirke küpüne zarar misali, kendini iki üç parçaya ayıran, tabiri caizse çatır çatır çatlayan bazı elementlerin küçük yapıtaşları, nükleer enerjinin temeli.