neden bilmem sorduğumda
dünlerim yok yarınlarda
yarınlarda
kör oldum ben aydınlıkta
kayboldum ben
karanlıkta
yokmuş günler
sonsuzlukta
derdim bitmez varoldukça
varoldukça
varoldukça
sevilmeden sarılmadan
darıldım ben sana
kayıp gider adımlarım
bir kaç gözyaşında
kör oldum ben aydınlıkta
kayboldum ben karanlıkta
karanlıkta
karanlıkta
karanlıkta
karanlıkta
sonsuzluğa kadar yaşasak da dertlerin hiç bitmeyeceğini bize tekrardan hatırlatan kaan&yakup&batuhan şarkısı. her gözyaşında biraz daha yorgun düştüğümüzü, geçmişten bir şeyleri vücudumuzdan attığımızı da bildirir adeta.
"kör oldum ben aydınlıkta
kayboldum ben karanlıkta" kısmıyla, çok açık gerçekleri bile göremediğimizi, gittikçe körleştiğimizi, yavaş yavaş karanlığa doğru bir yolculuğa çıktığımızı ve orada kaybolduğumuzu anlattığından kendime yakın hissettiğim parçadır.
ahmet kaya'nın en güzel yorumladığı eserlerinden birisi. playlistimin vazgeçilmez eserleri arasında yer alır.
bir duygu bir his bu kadar güzel anlatılır ancak. hep sokak cocuklarını anlatır bana bu dizeler. her dinleyişinde metropolün muhtelif yerlerinde soğuk bir kış günü "selpak alsana abi" diyen yaşları 5-6-7 olan mini mini elleri soğuktan donmuş çocukların yanında bulurum kendimi...
ben zamanında kaypak ruhlu bir kadına aşık olmuştum. sonra o başkasına gitmişti en ucuz şekilde. sonra ben bunları sana anlatmıştım. senin de canın sıkkındı ama. işte o anda sen farkettin mi bilmiyorum ama, ağzından hayati bir cümle çıktı;
'ölene dek savaşacağız.'
benim o anda ihtiyacım olan tek cümleydi ve bunu söyleyen sadece sendin.
garip bir şarkı bu. içinizdeki odalarda yaşadıklarınızı anlatıyor. o odalarda belki de tüm o hayallere dalamamanın verdiği kırgınlığı... sonra bir şey oluyor. hayatınızın hiç beklemediğiniz bir döneminde, geçmişte benimseyip rümuzunuz yaptığınız bu şarkı, bu ruh hali bir msn iletisinde göze çarpıyor.
işte tam o sırada hayatınızın yönünü değiştirmekte sakınca görmüyorsunuz.
nerdeyim, kimlerleyim, kimleri öptüm ve kendimi tam olarak nerde bıraktım ben? yanlış yerde buluştuk, yanlış yerde ayrılmayalım aydınlıktan.
uzun zamandır ilk kez düzenli bir hayatı özlüyorum. senin durumun yanında çok tırt gelir biliyorum ama annemi, bize çocukluğumuzdan beri dikte edilen abuk çekirdek aile kavramını, amerikan tarzı çekirdek aile+salak malak bir sevgili kavramını özlüyorum. evet bunlar ilk kez geliyor aklıma çok uzun zaman sonra. sonra diğer tarafa bakıyorum, bana dikte edilen herşeyden tiksindiğimi görüyorum. devletin ve toplumun bana dikte ettiği herşeyden ama. o hocaların kendi egolarını tatmin etmek için yaptığı sınavlardan bahsetmiyorum bile. biliyorsun değil mi? bir zamanlar benim de o iğrenç vıcık vıcık amerikan tarzı yaşayan bir ailem oldu, çekirden olanından. şimdi bunların hiç biri yok. o salak düzenin salak insanlarına aşık oldum, hepsi kompleksli, mide bulandırıcı, iradelerine yenik düşmüş insanlar. bir zamanlar o düzenin en kokuşmuş insanlarını arkadaşım, dostum olarak belledim. her biri kendi hayatlarını değil, onlara biçilen hayatları yaşıyorlar. şimdi bunlar da yok.
ne var biliyor musun? ben bu gece hayatımın bir dönüm noktasındaydım. ben bu gece ilk kez reddettiğim o vıcık vıcık aileyi özledim. en azından hakkımdı diyebildim. o vıcık ilişkileri özledim. görmeyince es geçiyordum onları. ama sonra kafayı kaldırdığımda, bir alsancak numarasından aradığında 'neredesin?' dediğinde kendime geldim. ben bu dünyada yalnız değilim, biliyorum. hala yaşayan ama vıcık vıcık olmadan, çirkinliğe bulaşmadan yaşayan birileri var. yada biri var en azından.
hezimetlerle yaşadık ve büyüdük ya. işte o hezimetlerin hiçbirinin altından kalkamam biliyorum bunu, ama şu anda seninle iletişim içindeyken altından kalkamayacağım bir sorun yok yok, öyle hissediyorum. belki de gerçekten öyle. demiştim sana, ben bir zamanlar bir kaypak ruhlu kadına aşık olmuştum. hayatımda kimseyi sevmediğim kadar çok sevmiştim ama o bir çöküştü benim için. sonra başkasına dokunabilmişti o sanki herşey yalanmış gibi. bunu sana anlattığımda 'ölene dek savaşacağız' demiştin. işte o hezimetlerin altından da beraber kalkacağız. nereden mi biliyorum? çünkü seni tanıyorum. high hopes'ta en son bir şey deniyordu; forever and ever.
her yeri masmavi bir şehirde, bir başka masmavi ama griye yüz tutmuş şehre yollayacaklarıyla son günlerini yaşayan yazar. doymadan geçen vakitlerin kurbanı çoğu zaman. erken çalan saatlerin, acil telefonların, işin, gücün ortasında bir oltada balık...
hem yara bandı hem yara bir yazar. "okumak" istiyorsa canı bir şeyler, onu açıp okusun insanoğlu, canı sıkkınsa, mutluluktan çatlayacaksa ya da yine onu okusun.
kendine gelsin.
kendine gel!
verdiği bir ilan sonucu tesadüfen bulduğum, yıllar önce kaybettiğim abim
-
-
-
-
-
-
-
ahaha, şaka şaka sadece badim imiş. burada kendisini bulunca bana şöyle bir cümle söyledi çok teessüf ettim " ehe, mazimiz varmış resmen."