|
|
- yedi bela hüsnü isimli kemal sunal- natuk baytan klasiğinde ünal gürel tarafından canlandırılmış kabadayı karakteri.
- küfür dağarcımıza " şimdi ananı laciverde boyadım lan it oğlu it " gibi efsane bir cümleyi sokmuş olan karakter.
- kemal sunal'ın tabiri ile yarmadır ve kendisinden iyi balina çorbası olur.
- tek bir sahnede harcanmış, kıymeti bilinmemiş aslandır. kolpa kabadayı yedi bela hüsnü'nün kolunu bacağını kırması beklenirken bir kova sabunlu suyla ayağı kaydırılmış yiğittir.
- (bkz: @2812312)
arkadaş sanırım anlama özürlü.
haksızlık kendi lehine yapılıyorsa susan tiplerden.
(bkz: algıda seçicilik)
şunu diyoruz; tepki vereceksen, her halukarda ver.
(bkz: adalet bir gün herkese lazım olur)
- (bkz: buraya çöp döken eşektir)
- ilgi çekmek için kolay yolu seçenlerden gına getirmiş yazardır. gülüp geçmem gerekirken, bir anda kafamda çakan şimşekle memleket hakkında ciddi endişe duymaya başladım bu akşam üstü. neydi olay? öyle ya da böyle, ilgi çekmenin primini yemesiydi karamürselli deli hamdi ve birdenbire ptırak gibi çoğalan türevlerinin.
memleketim insanı bunlara ilgi gösteriyordu, illa bir ters düşünce, birilerini kötüleme, birşeylere illa ki bok atma olsun da ne olursa olsundu. saçma ya da değil. genel olgunun tersine düşünüyordu ya yeter. işte bir milletin bitmeye başladığı nokta buydu. kendi kinini alakasız kişilere kusan biri kahraman oluyordu onun için.
biz değil miydik semra hanım'ı rating rekortmeni eden? biz değilmiydik arto gibi tipleri magazin programlarının tepesine oturtan? biz değil miydik levent oran gibi bir kıtıpiyozu bir günde meşhur eden?
şimdi muhakkak çıkıp birileri "e kayser sozer?" diyecek. demesin. o ayrı birşeydi. onun kendine göre bir üslubu vardı. en başta kendisiyle dalga geçiyordu. herhangi bir laf oturtsak ta, susmayı, yerinden kıs kıs gülmeyi tercih ediyordu. gerçekten de iyi yazıyordu.
ama burdaki öyle birşey değil. sadece sivri olduğu için bir insana ilgi gösterirsen, o da buna ihtiyaç duyan biriyse, elbet azıtır. format gereği altına "hassiktir lan" yazamadığımız için de ekmeklerine yağ sürülüyor. ve her nesilde böyle tiplerin sayısı artıyor.
elbetteki eleştirmek ve eleştirilmek güzel birşey. ama eleştirmek, muhalif durmak, herşeye çamur atmak değil. okurken bile hissediyorsunuz klavyeye değen parmakların samimi olmadığını. sadece ilgi çekmek amaçlı olduğunu.
işte milletin sorunu bu. birşeyi kötüleyenin, o şeyi çok iyi bildiğine inanıyoruz. ama unutuyoruz ki %90 ımızın babası zamanında bilgisayarı "çok lüzumsuz birşey" olarak görüyordu. bilmiyordu çünkü. ama sonradan o da anladı.
mükemmel bir tiyatro salonu düşünün, bir mimari harikası, ve dünyanın en iyi tiyatro grupları orda oynamak için sıraya girmiş. duvarlarda sanat eserleri, rahat koltuklar, herşey harika. bir insan için orası çok güzel bir yerdir. ama bir öküz oraya girmez. çünkü onun anlayacağı birşey yoktur içerde. ne saman vardır, ne inek, ne de yatacağı bir yer. öküz ne anlar ki mimariden sanattan. haklı olarak orası onun için kötü bir yerdir. öküzdür çünkü.
şimdi yukardaki gibi bir düşünceyle, öküzün de mimariyi çok iyi bildiğini sanmamız mümkün. ama öküzün mimarinin m sini bilmesi mümkün mü? orayı sevmemesi oranın iyisini bildiğinden değil, öküzlüğünden.
karamürselli deli hamdi kardeşim kusura bakmasın, tamamen onun şahsına yönelik birşey değil bu. eminim ki sözlükte yarattığı karakterin dışında, gerçek hayatında çok iyi biridir. ama burda onun üstünden bu şekilde prim yapmaya çalışanlara ve onlara prim verenlere seslenmeye çalıştım.
- nicki görünce gülümsemekten kendimi alamadığım, tanımadan sempati duyduğum esprili bir arkadaş olmalı.
|