ontario gölü kıyısındaki mütevazi kalesinde kunduz kürkü ticaretiyle geçinip gider, arada mutfak köşesinde
betty'yi sıkıştırıp dalgasına bakarken,
kırmızı urbalıların ortama intikal etmesiyle tıkırında giden işleri bozulur. esasen bu kırmızı urbalılar da dişlek, pörtlek gözlü, komik peruklu, sağa sola höt zöt etmekten başka işe yaramayan çirkin sirk palyaçolarından başka bir şey değildir.
ne yapsın kaptancık? çizmeleri giyip, kılıcı kuşanıp bu gidişe bir dur demenin zamanı gelmiştir artık. kendisi gibi çulsuz büzükdeşlerini bedava içki vaadiyle kaleye toparlar. dört macerada bir en son sayfada atlarla tepeden aşağı koşturmak dışında bir icraatlarını göremeyeceğimiz bu serkeş takımına da, küçükken
boston'da katıldığı izcilik kursundan hareketle
ontario kurtları ismini verir.
bu kurtların önde gelenleri, "çabalama kaptan ben gidemem" tarzıyla tüm zamanların en mızmız kahramanı
gamlı baykuş, geçmişindeki bir takım karanlık olaylardan kaçmak için tipini ve adını değiştirmiş olduğunu tahmin ettiğim, tedirgin insan
mister blöf, ve gamlı baykuş'un deyimiyle "uğursuz pire torbası", blöf'ün can dostu
puik'tir. ayrıca bir de bir görünüp bir kaybolan, ne zaman ortaya çıksa en güzel maceraları izleten, ortamın
han solo'su korsan
el guincho vardır ki, bu dizide
kaptan titrini hak eden kişi kendisidir aslında.
tabi ki kalede oturup kunduz avlayan bu başıbozuk tayfa ilerleyen bölümlerde
britanya ordusuna kök söktürecek, adeta korkulu rüyası olacaktır. e nasıl olmasın kardeşim? senin ne işin var bir defa kırmızı pardösüyle ontario ormanlarında? tamam kes! dön bakiyim önüne.