kapalı alandan kastedilen ev, cafe gibi ortamlardır. genellikle fotoğraflarda güneş gözlüğüyle poz verirler. "aa bak benim gözlüğüm var" gibi bir amaç güdülmektedir bu tarz pozlar verilirken. ama hiç düşünmezler ki birçok kişi ağzını bırakıp başka yerleriyle güler bu kişilere. yapılan ayıptır, kötüdür; bunları yapan kaka çocuklardır, ağızlarına biber sürülmelidir. vazgeçirmek için
budaklı meşe odunu ile hafifçe hırpalanabilir.
hele bazıları vardır ki, öküzün hasıdırlar. gece gündüz demeden güneş gözlüklerini çıkartmazlar. hadi gündüz anladık, güneş rahatsız ediyor daha rahat görebilmek, gözlerini koruyabilmek için takıyorsun. peki gece niye takıyosun ulan. artis misin sen iblis. (bkz:
sözlüğe kin kusmak)
*
(sükun, 01.08.2007 06:19)
yer yer takılabilir, o önemli değildir ama en iğrenci gece klübüne gözlükle girmek hatta o gözlüğü çıkarmamakta direnmektir. bunların amacı ya havadır çoğunlukla (şekilim ben) ya da gizli gizli insanları kesmektir. iki ihtimalde de yakalandıkları yerde dövülmelidir. (kanımca)
facebooku fotoğraflarıyla doldurmayı seven şahısların pozlarından biridir.
tiki adetidir efendim.yazıktır.acımak lazımdır onlarda insandır.
yeteri kadar güneş ışığından faydalanamamayı beraberinde getirdiği için uyku düzeninde problem yaşayamaya sebeptir.
(cerceve, 05.03.2008 19:43 ~ 19:43)
dayak yediğinin ve de devamının geleceğinin habercisidir.
güneş gözlüğünün işlevini tam olarak kavrayamamış kişilerin yapacağı eylemdir. nedense çok hassasım bu konuda, kapalı alanda güneş gözlüğü takan insan görmeye dayanamıyorum. halbuki banane istediği yerde taksın ama öyle değil işte, deli oluyorum, tutup gözlüğünü çıkarasım hatta yere atıp üstüne basasım geliyor. yapmışlığım da var çok şükür demek isterdim ama... neyse hüzünlendim bak.
cumartesi gecesi gittiğim bir barda karşılaşageldiğim ve dumurlardan dumurlara sürüklendiğim olaydır. 40lı yaşlarda bir hanım kızımız(!) gözünde geçtiğimiz yazın modası koca gözlüleriyle bizim gözlüksüz halimizle önümüzü göremediğimiz o karanlık, dumanlı mekanda gözlüğüyle oradan oraya gidiyor, fütursuzca dans ediyordu. cafeyi falan anladık bir yere kadar ama bar?
(bkz:
ben bugün bunu gördüm)
(hareli) migren ağrısı çeken insanların sadece karanlık bir odada sırt üstü yatarken rahat edebildiği gerçeği vardır. eğer migreni azmış bir kişi evden dışarı çıkmak zorunda kaldıysa işte o vakit her yerde güneş gözlüğü takarlar. migren çeken birisi bu durumda hiç çekinmden o gözlükle tuvalet dahil bütün kapalı alanlara girmeye teşebbüs edebilir haklı olarak.
göt donduran kuzey avrupa ülkelerinin güneş görmemiş bembeyaz gotik hatunlarına özenip de yazın antalya'nın 40 dereceli, neşeli akdeniz ortamında simsiyah giyinen al yanaklı kızlar yetiştirmiş, hatta onlara hasta olmuş bir milletin kaldıramayacağı eylem değildir.
+ sen misin kapalı alanda güneş gözlüğü takan
- şey ben...
+ sus lan! dalın ibneye!!!
-....
% noluyor burda?
+ bu arkadaş otomobil kullanırken güneş gözünü alınca güneş gözlüğü takmış. biz de kapalı alan olarak değerlendirdik. çizgi oyun alanına dahil anladın?
(billy, 17.04.2008 11:51)
güneş gözlüğü sigara içmediği sürece problem çıkarmaması, takandan başkasını germemesi gereken hadise. aksi takdirde ceza gelebilir.
sağlık problemi yoksa, tamamen hava atmak içindir. etrafı kesmek kolaylaşırken, karizma yapma derdindedirler. kapalı alanda bunu yapanın, açık alanda soyunma ihtimali vardır. aman diyelim.
göz altı torbalarını ve göz çevresindeki morlukları saklamaya çalışan bireyin davranışı olabilir bir ihtimal.
herhangi bir tiki örnek gösterilerek açıklanabilecek olan hadisedir.
bu tiki kişilerin felsefesine göre yüzler makyaj gözlük kocaman küpeler gibi yardımcı unsurlarla kamufle edip dikkati daha çok vücut merkezli toplamaktır.
tikilerce takılan gözlük güneşten rahatsız olmak yada diğer normal nedenlerle değil tamamen yüzü gizlemek adınadır.
(ketin, 17.04.2008 13:58)
akabinde düşmek.
kapalı alanda
şapka ve benzeri şeyleri kafada bulundurmak kadar absürt ya da kimine göre en az o kadar doğaldır.
(quenya, 17.04.2008 14:02 ~ 14:02)
90 ların başında bazılarının ikinci büyük buhran dediği ekonomik kriz amerikayı kasıp kavururken, en çok etkilenen tabi ki hem çöl sıcağıyla, hem özgür amerikanın ikinci sınıf vatandaş muamelesiyle çifte kavrulan siyah amerikalılardı. özgür amerikanın özgür zencilere bahşettiği üç kuruşluk tarım geliriyle ayakta duran derme çatma hayatlar darmadağın olmakta, güney eyaletlerinde suç daha önce görülmemiş seviyelere tırmanmaktaydı. los angeles ayaklanması güneyi sallarken, ben gençlik heyecanıyla yeni kıtaya yeni adım atmış aynı anda okuyup çalışmaya başlamıştım.
buralarda yaşamayı bilen tek insan gurubu olarak gördüğüm siyah amerikalılar, tüm zorluklara rağmen neşelerini bir nebze olsun kaybetmeden dansetmeye, burbona, güzel sesleriyle şarkı söylemeye devam ediyorlardı. bu vurdumduymazlık belki de onlara daha büyük zorlukların altından kalkmış dedelerinden miras kaldı diye düşünüyordum. yaz tatilinde üç beş kuruş kazanmak için gitarımı alıp alev alev yanan mississippi yollarına düştüm. en ufak kasabadan en büyük metropole kadar her yerde mutlaka bir delta blues festivali vardı. bazı organizatörler tanınmayan sanatçılara çalma fırsatı sağlayıp hasılattan ufak bir pay bile veriyorlardı.
bir festivalde küçük bir tesadüf eseri yerel olarak bayağı ünlü bir eleman olan cripple john (john lee clerence) ile tanıştım. cripple john tabiri caizse feleğin çemberine tur attırmış belalı bir yarmaydı. daha sonra çevreden duyduğum kadarıyla, bir kadın meselesi yüzünden içerde uzun süre yatmış, yüzündeki dikiş izleri ve topal bacağı da o günlerden yadigar kalmıştı. çevrenin ona duyduğu büyük saygının o gitarını eline aldığında katlanarak arttığını hemen hissetmiştim. fazla konuşmazdı. konuşsa da bu ayının mırıldanmasını anlamak oldukça güçtü. orada takıldığım süre içerisinde nasıl olduysa aramızda iyi bir muhabbet gelişmeye başladı. belki de yabancı olduğum için beni kendisine yakın bulmuştu. ondan bayağı bir şey öğrenmeye başlamıştım.
bir festival için memphise beraber gittik. cripple john ordaki bağlantılarını devreye sokup bize bir saatlik kısa bir konser ayarladı. bluesdan anlayan bu kadar büyük bir topluluk önünde ilk kez çalacaktım ve heyecandan titriyordum. konser o kadar kötü geçmedi ama seyircinin coşkusuz hali cripple johnu baya sinirlendirmişe benziyordu. konserden hemen sonra bana patladı. ona göre bu uyuz performansın sorumlusu bendim.
ertesi sabah kaldığım motele gelip beni uyandırdı. tuhaf bir şekilde neşeli görmüştüm onu. bir yere oturduk ve bana uzun uzun bluesun zor ve acılı bir yol olduğunu anlattı. bu tecrübe, zaman ve sabır işiydi. haklı olduğunu biliyordum. yarım saat sonra oturduğumuz mekana johnun gazeteci bir arkadaşı damladı. eleman yerel bir gazetede editörmüş. tanıştıktan sonra. hayat hikayemi, müzik geçmişimi, ankaradaki yaşamımı anlattım. ben hikayemi anlattıkça yüzü ekşiyordu. dayanamayıp nedir sıkıntın diye sordum. daha güzel bir hayatı hakediyorsun diyip bir kahkaha patlattı. sonra da şapkasını takıp hiç bir şey söylemeden masayı terketti. cripple johnun kendisi gibi kafadan sakat bir arkadaşı işte diye düşündüm.
cripple john o gün hiç renk vermemişti. ertesi sabah bir elinde simsiyah bir güneş gözlüğü diğer elinde gazeteyle kapımı çaldı. gazetenin iç sayfalarından birinde büyük puntolarla ruhunu şeytana satan adam gibi bir şeyler yazıyordu. hemen altında nerde çekildiğini bilmediğim fotoşaplanmış artistik bir fotoğrafım vardı. adım ruhunu şeytana satan blind ismail olarak geçiyordu.
ertesi gün aynı mekanda sahneye çıktığımızda inanılmaz bir kalabalıkla karşılaştık. biz çaldıkça herkes triplere giriyordu. kafasını iki yana sallayarak alkışla ağır ağır tempo tutan adam mı istersiniz, gözleri kapayıp cigaradan derin nefes alan dertli adam mı istersiniz hepsi o gün oradaydı.
kısa sürede namımız yürüdü ve bir süre büyük mekanlarda çalmaya devam ettik. bir gün otelin lobisinde biri beni sudoku çözerken görmüş. o günden sonra eskisi gibi olmadı. blues alemine ana avrat küfredip okuluma geri döndüm.
yeni lazer ameliyatı olmuşsa bazı hassas bünyelerde loş bir lambanın ışığı bile rahatsızlık vereblir. bu kişiler gittiklere her yere yanlarında gözlüklerini taşırlar. iki haftada geçer ama telaş yapmayın.