kapıcı çocukları   

adana çık aradan

  1. her kesimden insanın hayatında karşılaştığı insanlardır. hep bir şekilde ezik, bazen kabadırlar ama genelde geri planda kalırlar. çocukken sokakta oynadığımız oyunlarda hep dışta kalırlar, eğer bir şekilde o oyunlara dahil olsalar bile hep eziktirler, kendilerine yapılan haksızlıklara ses çıkaramazlar. saklambaç oynarken hiç bulunmazlar, ama sobeleyemezler de, çünkü onlara ben seni sobeledim denildiğinde hayır diyemezler. onların attıkları gollerde hep ya faul vardır ya da elle oynama. cocuklar arasındaki yaşın getiridiği olağanüstü statü onlar için geçersizdir.
    sosyal statüleri her ortamda üstlerine yapışır. hiç bir şekilde saygı görmezler, işçi ya da seyyar satıcı çocuğu olmak gibi de değildir.
    bazen okurlar bazen okumazlar. kimileri başarılı öğrencidir kimisi değil ama onların gittiği okulun statusü yoktur, varsa da azalır, "kapıcı çocuğunun gittiği okul" olur oralar.
    belki de şehrin her yerinde, özellikle de zengin yerlerinde yaşıyor olmalıdır sorun. fakir mahallede toplanmazlar diğer alt gelirli ailelerle birlikte. zengin evlerin olduğu semtlerde yaşarlar, sosyal uçurumları yaşarlar. sosyal dışlamanın sebebi de budur zaten, görülmemezlikden gelirler zenginler tarafından. kapıcı çocuklarının statüsü evrenseldir bu yüzden. karşı cinse karşı şansları yoktur, dalga konusu olurlar. çıkma teklifini redden kız sen git de filancayla çık der, kapıcı çocuğunu kastederek.
    zordur onların işleri.
    babası para da biriktirse, boş bir araziye apartman da dikse bunların statüsü değişmez, çünkü onların malı mülkü "geçer akçe" değildir toplum için.

    edit: baksanıza başlik bile açılmamış onların hakkında bu kadar zaman.
    (gelirsemkal, 29.03.2006 08:26 ~ 08:31)


  2. küçükken yemeğimizi yemediğimiz zaman annemin bize "çağırırım onları,nasıl yiyiyorlar görün..." diyerek gözdağı verdiği ama hiç yemeğe çağırmadığı güruh...
    (hypnotica girl, 29.03.2006 11:01)
  3. (bkz: rıza efendi 2 ekmek 1 süt)
    (wondrous, 29.03.2006 11:15)
  4. doğuştan şanssız çocuklardır. hayata 1-0 mağlup başlamışlardır.okuyup kendilerini geliştirmeleri için yardım edilmeli ellerinden tutulmalıdır.
    (delilah, 29.03.2006 12:16)
  5. paylaşmanın anlamını ortaya koyan çocuklar. arkadaşlar.
    (gitaristkaptan, 12.05.2007 22:39)
  6. babaları insan gibi insanların yaşadığı bir apartmanda görevli ise, çevresel etkenlerden dolayı yaşadıkları olumsuzlukları yaşları ilerledikçe avantaja dönüştürebilecek çocuklardır.
    okullar açıldığında apartman sakinleri ellerinde ki tüm imkanları sunmaya başlayabilir mesela. evinde iki üç bilgisayarı olan bir aile bilgisayarlardan birini ihtiyaçları olduğunda kullandırabilir çocuklara, bilgisayar tek olsa bile kullandırabilir hatta. böylece artık ilkokul düzeyine inen internetten bilgi toplama içerikli ödevler için bu çocuklar internet kafelerde chat yapan, sigara içen insanların arasında bilgi toplamaya çalışmaz. ya da altyapısı uygun bir apartman sakini bu çocuklara özel ders verebilir. imkansız değildir bu, iki saat televizyon seyretmek yerine haftada bir iki kez vakit ayrılabilir, çocuklar da yine ilkokul seviyesine kadar inen boka püsüre ders aldırma çılgınlığından geri kalmaz. ya da anneleri veya babaları bir sağlık sorunu yaşadığında, beş dakika evlerine gidip ziyaret edilebilir tüm önyargılardan sıyrılarak, o anda ki anne ve babalarının değer gördüğünü görmekten dolayı duydukları mutluluğu yüzlerinde okumak zor olmayacaktır. apartmanda bir çocuk için doğum günü yapıldığında onlarda çağrılabilir ve onların doğum günleri de hatırlanabilir mesela. bu örnekler uzar gider, kısaca pek çok şey yapılabilir bu çocuklar için kapıcı olmayan apartman sakinleri tarafından, hayatlarının akışını çok ta fazla değiştirmeyecek ancak bu çocuklar için getirisi çok fazla olacak pek çok şey. böylece tek sosyal dünyaları olan okulda da karşılaştıkları olumsuz davranışları çokta önemsemez duruma gelebilirler. markalı giysiler, her şeyi sınıflandırma rahatsızlığı gibi kötü alışkanlıklar da edinmemiş olurlar, çıkar ilişkilerine dayalı arkadaşlıklarda yaşamak zorunda kalmazlar vs...
    (angesen, 15.07.2007 00:01)
  7. "kendimi genç olarak tanımladığım günlerdi aklımda kaldığı kadarıyla. bir pazar sabahı, yürüyerek düşünmeyi tercih ettiğimde genelde tercih ettiğim üzere, sokaktan sokağa zikzak çizerek ilerlemiş, en nihayeti yolumu büyükçe bir park kenarına düşürmüştüm.

    gözüm, parkın bir köşesindeki toprak sahada futbol oynayan gençlere takıldı uzun süre. toptan ziyade, topun peşinde koşanları izledim epeyce. eşofmanlar, şortlar, ayakkabılar, ayaklar, mimikler, hitaplar, konuşmalar...

    şimdi kimbilir kaç yaşında, kimbilir kaç çocuğa karışmış, kimbilir hangi işte olduğunu bilmediğim o yüzü, o kavruk bedeni o gün gördüm; ve hiç unutamadım.

    zikzakların sonunda karşıma çıkan bu büyük park, istanbul’un zengin muhitlerinden birine aitti; ve durup izlediğim sırada anladığım üzere, o toprak sahada o pazar sabahı top oynayanlar, civardaki lüks apartmanların en altında, gündüz vakti dahi lamba ışığına muhtaç bodrumlarda doğup büyüyüp şimdi genç olmuş kapıcı çocuklarıydı.

    kullananların yüklediği o aşağılayıcı anlam dolayısıyla hiç sevmediğim ama mecburen kullandığım ifadeyle, ‘kapıcı çocukları...’

    o parkta belki onbeş, belki yirmibeş dakika izledim onları. top peşinde koşarken, topa vururken, birbirlerine bağırırken, küçükten beri içlerine biriktirdikleri ukdeleri en azından o heyecan, o koşuşturma içinde içlerinden söküp attıkları, işte o yüzden o pazar sabahı bu oyundan tarifsiz bir zevk aldıkları sezgisiydi kalbime dolan.

    hele o kavruk, o bacakları belki de bebekken yeterince güneş alamamaktan dolayı hafif eğri, belki aynı sebepten sırtı hafiften kambura meyletmiş delikanlı... yüzündeki o ezik ifade... ne babasında, ne kendisinde utanılacak birşey olmasa da, neredeyse yirmi yıllık bir ‘kapıcı çocuğu’ muamelesinin yüzüne öylesine yapıştırdığı o sinmiş, o mahcup, o mahzun duruş...

    o yüzü hiç unutmadım.

    o kavruk bedeni de...

    sırtındaki o hafif kambura ağmışlık, bodrum katındaki kolonların on küsur katlı apartmanların onca dairelik yükünü taşıması misali, on küsur katta oturan onca daire içindeki belki yüzlerce insanın davranış, bakıp, hitap edip biçimlerinin ruhunun kolonlarına yük bırakmasından mütevellit imiş gibi geldi bana.

    ama o çocuk ruhu, onca sene, takatinin üstünde o kadar yük taşımış; taşıyamamıştı işte.

    yüzündeki ifade, sırtındaki kambur, bacaklarında eğrilme, ruhuna konan o hoyrat yükün bedendeki izleri gibiydi benim için...

    o gün o mahcup yüzün, o kavruk bedenin çağrıştırdığı o imge, zihnime bir yerleşti, bir daha çıkamadı.

    ne zaman bir kapıcı çocuğu görsem, onu, sırtında on küsur katlı apartmanlar taşır bir halde hissettim.

    taşın toprağın yükünü taşır halde kalsa neyse... güneşsizliğin, gündüz vakti dahi lamba yakarak içeride oturmanın ızdırabı neyse de, hele o hoyrat bakışların, o sözümona ‘birinci sınıf’ insanların köpeğine bebek muamelesi yaparken ona köpek muamelesi yapmayı alışkanlık haline getirişinin, o terbiye üstadı ruhsuz ve rikkatsiz annelerin balkondan çocuğuna “kapıcı çocuklarıyla oynama!” uyarısını bir defa, iki defa değil, binbir defa bile değil, sayılamayacak kadar çok işitişlerin ızdırabı...

    o küçük bedenlere yüklenen bunca yük...

    o filiz vermeye durmuş ruhlara vurulan onca kazma...

    o izzet-i nefisle yaşamaya lâyık canlara vurulan onca tekme...

    aşağılayıcı bakışlar, kırıcı sözler, dışlayıcı tavırlar, azarlamalar, hatta hakaretler..."
    (ipso facto, 15.07.2007 03:31)
  8. her hangi bir işe sahip insanların çocuklarından daha farklı olduklarını düşünmediğim çocuklardır.en azından bizim apartmanda görevli kapıcının çocukları benden ya da diğer apartman sakinlerinin çocuklarından farklı değiller.hatta okuyan,iş arayan,evlenen çocuklarına herkes bir şekilde yardımcı olmaya çalışır.onlar bizim evin çocukları gibidir.öyle bahsedildiği gibi de babaları ya da annelerinin işlerinden utandıklarına da hiç şahit olmadım.iyi ki de olmamışım çok üzülürdüm.ayrıca en yakın arkadaşlarımdan ikisi kapıcı çocuğudur.hiç dışlanmamış, okumuş,iş güç sahibi olup güzel yerlere gelmişlerdir.ne biz onları hor gördük,ne onlar yerlerini yadırgadılar.tıpkı olması gerektiği gibi.
    (rampada lambada, 15.07.2007 22:22)