bir eylemin iyi* olup olmadığını, görev bilinci diye bir kavram ortaya koyarak açıklamaya çalışan filozof. şöyle ki, bir eylem eğer sadece ve sadece görev bilinci ile yapılmışsa ahlakidir. örneğin, bir insan yangında bir başkasının hayatını kurtarmak için ateşe atlıyorsa bu ahlakidir. ama bir insan yardım etmekten zevk aldığı için bir başka insana yardım ediyorsa, kendi eğilimlerine göre hareket ettiği için bu davranış ahlaki olarak nitelendirilemez.
(bkz: grounding of metaphysics of morals)
ahlakı, "evrensel yasa" olarak öne sürdüğü "öyle eyle ki eyleminin ilkesi aynı zamanda evrensel bir yasa olabilsin" cümlesi üzerine temellendirmiş alman filozof.
avrupa'nın beynini yıkayan adam. insanlara, hiç bir şey yapamayacak kadar aciz canlılar olduklarını kanıtlamaya çalışarak hayatını nihayetlendirmiştit.
ertuğrul turan'ın, "aman, gece izlediğiniz emmauel'le karıştırmayın, bu beyne çalışır" sözü ile anlatmaya başladığı dehadır. kartezyen felsefenin doruğu, akıl-deney ikileminin son noktacısıdır.
kitaptan alıntı: dünyayı bilmek isteyen, onu önce kurmak zorundadır, hem de kendi içinde... kalıcı durum ölümdür... yaşamın peşinden gelen cansızlık ölümdür.
insan mı doğaya egemendir yoksa doğa mı insana egemendir konulu 5.sınıf münazaramızda demagoji ve felsefi destekli konuşma hazırlamak için fikirlerine başvurduğumuz felsefik insan.
efsaneye göre öyle düzenli bir yaşam sürermiş ki, hergün aynı saatte yaptığı yürüyüşleri sırasında onu görenler saatlerini ayarlarmış.
(bkz: saatlerimizi ayarlayalım)
(bkz: yuh artık)
'' kant ahlakı '' diye bir kavramın doğmasına neden olmuş, gayet öznel bir yorum olmakla birlikte, neredeyse bütün fikirleri ağlaya ağlaya ayakta alkışlanası filozoftur.
kant ahlakı'nın önemi, en temel sloganı olan '' başkalarına araç gibi değil, amaç gibi bakınız '' dan kaynaklanmaktadır kanımca. ki, bu araç amaç meselesi üzerinde, hala daha milyonlarca tartışma vardır. altına tereddütsüz imzamı atabileceğim bir ahlak anlayışıdır, lakin, bu anlayışın yerleşmesinin mümkün olamayacağını, herzaman karşılıklı bir değişkenlik durumuyla karşı karşıya kalacağımız gibi pek çok tartışma karşısında, çeşitli soru işaretlerine gark olmaktayım. ayrıca çok da popüler bir söylem haline geldiği de bir gerçektir; demokrasiyi araç mı yoksa amaç mı olarak göreceğine karar veremeyen aklı karışık politikacılar dahil, neredeyse artık her konuda dile getirilen bir bakış açısı olmuştur.
ama benim bu konuda asıl ilgimi çeken ve bu ahlakın yerleşmesinin, hep bir dönüşümlü ilişki şeklinde olacağı konusundaki düşüncemi belki de yanılsamamı, bilemiyorum, destekleyen şeylerden biri de şu olmuştur;
bu ahlak anlayışını dile getiren kant'a karşı, daha sonraları, bir varoluşçu olan kierkegaard'ın, kant'ın söylemini, şöyle, aslında gayet basit bir örnekle ve varoluşçuluğun karamsar anlayışı ile harmanlayarak, çürütmeye kalkışmış olmasıdır.
kierkegaard, bu amaç araç meselesi hakkında şöyle demiş;
'' başkalarına, araç değil, amaç gibi bakalım. güzel! anamın yanında kalırsam, ona araç gibi değil, amaç gibi bakmış olurum şüphesiz. ama korkarım ki, ozaman çevremde, biraz da benim için kelle koltukta savaşanları araç yerine koymuş olurum. savaşçılara katılırsam, onları amaç yerine koymuş olurum ama bu kez de anamı araç saymak tehlikesi başgösterir. ''
bu paragraftan sonrası için benim yorumum, '' yorumsuz '' dur.
yalnızca bilincin şeylere göre değil; şeylerin de bilince göre şekillendiğini öne sürerek; ''görünüşler'' ve ''kendinde şeyler'' ayrımını yapmıs ve bu ayrımıyla felsefede copernikus devrimi yaratmıstır..kanta göre biz şeyleri ancak görü biçimimizin(zaman ve mekan) deneyin olanağını belirlediği ölçülerde deneyleyebiliriz işte bu deneyleyebildiğimiz şeyler görünüşlerdir bunun dışında bir de kendi başına şey vardır ki bunu deneyleyemeyiz..şu örnekle bu ayrımı çok iyi anlayabiliriz: biz ağacı yeşil algılarken köpek siyaz beyaz algılar.biz kendi görü biçimimizin bize sağladığı olanakla yeşil algılarız köpek de kendine göre siyah beyaz algılar işte ikimize farklı yansıyan şey ''görüştür''; bunun dışında göreceliliğe yer vermeyen ağacın gerçek hali ise ''kendinde şey''dir.
adının emmanuel olarak değil immanuel olarak okunmasına dikkat edilmesi gerekilen kritisizmin kurucusu filozof.
neden dikkat edilmesi gerektiğini de geçmiş yaşantılarımdan birine dayanarak şöyle açıklayayım.
lise 3 teyken bir felsefe dersinde kritisizmi işliyoruz. hoca başlıyor anlatmaya ''immanuel (immaniyıl şeklinde okuyor) kant şöyle iyidir böyle üstaddır'' falan. ordan birisi kalkıyor ''hocam iyi de emmanuel kant böyle diyor da hebele hübülü''. hoca tak diye kesiyor arkadaşın lafını. ''yavrum emmanuel değil'' diyor ''immanuel!''.
hemen ardından başlıyor bir anısını anlatmaya ve olay burada başlıyor.
''bizim eski mezunlardan bir t vardı. o da böyle emmanuel diye okuyordu. yine böyle uyardım bir gün oğlum nerden çıktı emmanuel diye soruyorum. porno yıldızı emmanuel var ya onu aklına getirerek aklında tutuyormuş.''
diyor ve ilk önce hepimiz birbirimize bakıyoruz ''noluyo lan'' diye. sonra tüm sınıf kopuyoruz tabi. gafını anlayan hoca da düzeltmek amacıyla ''ben aklınızda tutun diye öyle söyledim'' falan diye geveliyor. sonuç olarak eski öğrencisi gibi artık bizim de immanuel kant ı duyunca aklımıza hemen cine5 filmlerinin ünlü aktristi emmanuel aklımıza geliyor.
18 inci yüzyılın en dakik profesörü. on sekizinci yüzyılın sonuna doğru, doğu prusya’da königsberg’de oturanlar, onun her gün öğleden sonra saat tam üç buçukta dışarı çıkmasını görmeye alışmışlardı. tam bir saat gezindiği linden alee’ye onun yürüyüşleri nedeniyle “filozofun yolu” adı takılmıştı. yolu kesinlikle sekiz defa gidip gelirdi. öyle dakikti ki, onun kaldırımda bastonunun tık tıklarıyla yürüdüğünü gören hemşerileri saatlerini ayarlarlarmış diye hikayeler anlatılır. kant 1.45 cm. boyundaydı, sıska, göğsü içine göçmüş, raşitik bir görünümü vardı. mavi gözleri pırıltılıydı. gri bir palto, ipek çoraplar giyer ve üç köşeli gri bir şapka takar elinde altın topuzlu bir baston taşırdı. sadık uşağı lampe, onu hiç yalnız bırakmazdı. kantı’ın gününün her dakikası mükemmel bir isviçre saatinin dakik işleyişiyle düzenlenmişti. her sabah saat beşe beş kala, königsberg’in çoğu hala uykudayken, lampe filozofun yatak odasına süzülerek, resmi kalıbı söyleyecektir: “herr profesör, vakit geldi. beş dakika sonra, filozof entarisi ve terlikleri, günlük çalışmasının başladığının bir işareti olarak gece takkesinin üstüne giydiği üç köşeli şapkasıyla çalışma masasına oturacaktır. daha sonra piposundan bir nefes çekecek, saat tam yedide ders vermek üzere sınıfa girecektir. iki saat sonra, saat dokuzda, çalışma odasına dönecek ve yine entarisini, terliklerini, gece takkesini ve üç köşeli şapkasını giyerek, on iki kırk beşe kadar çalışmaları üstüne yoğunlaşacaktı.
kant’a (1724-1804) göre, evrende değer üreten, özgürlüğünü iyi iradeyle yaşayabilen, bir amaç ortaya koyabilen biricik canlı, insandır. o nedenle ahlak da, hukuk da ortaya amaç koyabilen insanın ürünleridir.
insan aklı iradeyi yönlendirir; davranışlar arasında seçim yapar. irade aklın dışında olduğu zaman insan seçim yapma gücünü yitirir.
özetle seçim, aklın ürünü olduğu sürece insan iradesi özgürdür.
böylelikle kant, ahlak bilimini felsefenin bir parçası yapar ve evrensel boyutta iyi niyet yörüngesine oturtur. aklın işlevi, bir araç olarak değil, bir amaç olarak iyi olana kendiliğinden koşmaktır, ulaşmaktır.
çünkü, ödev bilinci, davranışa ahlaksal değer katan kaynaktır.
davranıştaki bu ahlaksal değer ölçütü, bencilliği, makyavelizmi, hazcılığı, yararcılığı, çıkarcılığı ve aklı bunlara ulaşmak için bir araç olarak kullanan çocukça ve bencilce kurnazlığı mahkûm ve reddeder, kant. çünkü, kant’a göre, belli bir sonuca ya da amaca yahut da başarıya ulaşmak için belli davranış(lar)ı benimsemek yetmez. önemli olan, davranışın, aklın evrensel yasasına uymasıdır.
bu yasa, kökenini insanın içinde/vicdanında bulan kutsal bir sestir, kant’a göre. bu yüzden akıl, eğer mutluluk, haz ve yarar/çıkar gibi değişkenlerle iradeyi yönlendirir ve davranışı belirlerse, ahlaksal değerini yitirmiş, ahlakın dışına taşmış olur.
ahlakın dışında kalan gerçekler, görelidir, değişkendir. sözgelimi, bir köye gitmek için kara yolu varsa, demir yolu yapma zorunluluğu duyulmayabilir. akıl, bu ‘ teknik buyruğu’ verebilir, kolaylıkla. bunun ahlakla ilgisi yoktur.
bir de erişilmek istenen amaca bir araç olarak bir başka şeyi buyuran ‘ koşullu olan/kesin olmayan buyruk’ vardır . sözgelimi, ‘sınavı başarmak istiyorsan, çalışmalısın’ buyruğu gibi. böylece ortaya, bir başka şeye bağımlı olan ‘eğerli’ bir buyruk çıkar. elbette bu buyruğa uyulması zorunlu değildir. zira, koşullu olan/kesin olmayan buyruk, ahlaksal değer ve düzey açısından yalnızca bir öğütten ibarettir. o kadar.
buna karşılık, kant’a göre bir de ‘kesin/koşulsuz buyruk’ vardır. matematik kadar değişmez gerçekliği, öncelliği (a priori) ve evrenselliği olan, hiçbir ayrık kural tanımayan ahlaksal zorunluluk yasasının buyruğu.
bu buyruğun özüne, ahlak ve hukuktaki yansımalarına bir başka yazımda değineceğim.
kant’ın özetlemeye çabaladığım bu ülkücü ahlak görüşü, hiç kuşkusuz bütün zamanlar için geçerlidir: ‘her davranışınızda, kendinizde ve başkalarında olan insanlığı amaç edinin, onu asla araç kılmayın ‘.
buradan yola çıkan kant, ahlakın, hukukun yasalarını, ilkelerini kotarır.
gerçekten hiçbir düşünür, ahlaka, hukuka kant gibi yaklaşmamıştır.
o, ‘ ahlaksal akıl ve zorunluluk’ ile ‘ kesin/koşulsuz buyruk’ kavramlarından yola çıkar, ulpianus’tan esinlenir, üç değişmez ödeve değinir: ‘onurlu yaşa (honeste vive), yani ilişkilerde kendini araç kılma, amaç ol, değerini koru. kimseye zarar verme (neminem laede). çok açık değil mi? herkese hakkını ver (suum cuique tribue). bu da çok açık.
‘pratik aklın eleştiri’sinde, şöyle demişti, kant: ‘insan ruhunu sürekli olarak hayranlık ve saygıyla dolduran iki şey vardır: üzerimdeki yıldızlı gökyüzü, içimdeki/vicdanımdaki ahlak yasası’.
kant’ın yaşamını ve felsefesini özetleyen bu son cümle, mezar taşına yazıldı.
herkes bir kez daha okusun ve sonsuza dek düşünsün diye.
ahlak anlayışı (gerçekçi olamayacak kadar idealist olması haricinde) kuran ahlakına en çok benzeyen filozoftur. bazı ilahiyat hocaları (felsefe ve din bilimleri çalışanlar) bu tarz bir karşılaştırmayı "saçmalama" olarak görür o ayrı. özellikle kant'ın ödev ahlakı, vakıalarda epistemolojik düzlemde pek rastlanmayacak idealistlikte olduğundan çokça eleştirilmiştir. fakat öyle ya da böyle; deneyciliği akılcılıkla birleştirmesinden kelli mühim insandır. ahlak ve sanat felsefesi çalışanların hatmetmesi gereken kankadır.