kandan ve ceninden bir gün daha 

adana çık aradan

  1. "kandan
    ve ceninden bir gün daha
    başlarken
    bir dalı kanatıyorum tırnaklarımla
    ağzı açılmamış bir güle dokunuyorum" (* - *)

    dokunuyorum ve tutuluyorum kimsesiz, kimselersiz bir girdaba… başımın dönmesi, hayatın bitmesi arası bir vakit, ben boğazımda düğümlenen olabilirlikleri avutuyorum. sana sövüyorum sonra. sövdükçe gözümden bir su akıyor rengi hüzne çalan nehirlere ama denize sen dökülüyorsun ben içime akıyorum. olur olmaz manyaklıklarını özlüyorum yeniden… utanıyorum..


    ana rahminde kapkaççı olmuş bir uğursuz tuttuğu gibi götürüyor umudu karanlık bir köşeye, ben arkasından ağlamıyorum… gözaltları morarmış orospular geçiyor penceremin önünden, arkalarında pezevenkler hararetle telefonda pazarlık yapıyor… parça pincik rahmini kusuyor bir orospu, parlak ayakkabılı bir müşterinin suratına, gülüyoruz biz kediyle… ulan! kedi diyorum, sen rahmini kustun mu hiç köpeklere? o miyavlıyor ben uyuyamıyorum…




    ip oluyorum rutubetten sararmış tavanlara, sonra gri betonlara devrilmiş bir sehpa… ölüyorum işte lan! ölüyorum… sana da, şişelere de sığamıyorum, balkon demirine asılı olmamışlığıma bağırıyorum… birden kapı çalıyor sonra, gencecik bir intihar alnımdan öpüyor, gülüşüyoruz, bizim oluyor… ben içkileri tazelerken seni soruyor intiharımız, sinirden mutfağın altını üstüne getiriyorum…




    apış aralarını kaşırlarken daha alt sokakta ki çorbacılar, gözü yaşlı kalkıyorum hüzün sinmiş yatağımdan… ütüsüz giriyorum pantolonların içine, kafamı kaldırır kaldırmaz dilim de binlerce küfür güneşin gelmişine geçmişine… sensiz bu evde üşüyorum lan! bak it gibi titriyorum… kaba elli bir işçi karısının memesini okşuyor üst katta, çocuklar basmış sokağı, kedileri kovalıyorlar… ulan kedi diyorum, koş manitanı bafiliyor çocuklar! kedi miyavlıyor, ben şişenin dibini seyrediyorum… pılısını pırtısını toplayıp gitsin hüzün diyor alt katta ki sersem overlokçu, ben her raftan bir kitap düşürüp gülüyorum… anla işte öyle kanıyorum…
    (atxaga, 21.08.2007 06:12 ~ 22.11.2007 20:11)


  2. ulan ben sensiz hep cinayetler kuruyorum, temiz sayfalara sövüyorum… bakkala sepet sarkıtıp suskunluğun cehennemim diyorum, gülüyor şerefsiz, ben kediyi lanetliyorum… tek başına uzun eşek oynayan bir çocuk gibi kendi kendime yetişime şaşıyorum, yastık ölüyor birden, ben utanmadan sonuçlarımı soyutluyorum


    sana söylüyorum lan! nerede olduğunu bile bilmeden sana haykırıyorum… kedi miyavlıyor hala, sus!!! sana da ona da sus diyorum…


    ha unutmadan bu kediyi niye götürmedin ki? çoğu zaman o susuyor ben miyavlıyorum…

    &



    kedi öldü onu saksıya gömdüm yeşerir belki diye. artık yan komşunun kuşuna sataşıyorum. o da seni soruyor suratına tükürüp kaçıyorum...


    &


    lan ben her karanlık sokağa sen diye bakıyorum... içinde kaybolduğum karanlıklara sen diye sarılıyorum, yanıyorum, alev, alev yanıyorum... ama ilginçtir seni değil ben o sersem kediyi özlüyorum...
    (atxaga, 22.11.2007 20:13)
  3. bileklerimizde jiletler kırılırdı yaşamdan vazgeçebileceğimizi sandığımız her bir saniyede.

    bedeninin altında onlarca asır yaşlanmış, sıfırın altında onlarca soğukta demlenmiş zihninle, tek bir an bile yaşamadan ölmeyebilmeyi öğretiyordun bana. kendi gölgenle oynadığın oyunlarda fısıltılarının kulağıma ulaşmasını sağladığın bilgelerin vardı senin; o bilgelerden hiçbir şey öğrenilemeyeceğini, o bilgelere ancak kanılabileceğini öğretiyordun bana.

    ne çok ölüyordu bilgelerimiz, teker teker. ne çabuk yaşlanıyordu şiirlerimiz, birer birer.

    ne zaman 'kalk gidelim' desem sana, aklını kolaçan edip dilinin üstünü örtüyordun sadece. sahip olmaktan korkmadığın bir tek kelimelerin vardı senin; sonrası gölgeydi sanki, öncesiyse öfke; hangi düşünden kopmuşsa sana sahip olmuş bir öfke.

    tek bir an bile yaşamadan ölmeyebilmeyi öğretiyordun bana. şamdanlarla donattığın bir odada, sonsuz bir karanlığı tekmeliyordun sanki; tutup da bir cümle kursan bazen, affedilmez bir şuç işlemiş gibi, dünyanın geri kalanından özür diler gibi bakıyordun sanki.

    bileklerimizde jiletler kırılırdı yaşamdan vazgeçebileceğimizi sandığımız her bir saniyede. kandan ve ceninden günler birikirdi her eski günün yenisinde. bilgelerimizin hepsi yalan söylemişti bize. var olduğumuz için ne suçlu ne de değerli olmadığımızı anladığımızda, tek bir seçeneğe mıhlanmıştık seninle:

    şamdanlar yandığı sürece
    yaşayacaktık böylece.
    (draffut, 29.11.2007 01:17)