korku filmlerinde "ne kadar kullansak o kadar korkarlar" düşüncesiyle yapma hali galon galon fışkırtılan hayat sıvısıdır. bazı filmlerde öyle abartırlar ki (köpekbalığı olanlarda bir de 13.cuma'da) adamın tüm hacmi kanla doldurulsa yine o kadar kan fışkıramaz.
çocukuluğumun aşırı hareketli oluşundan dolayı dudağımın sürekli patlamasıyla öğrendim; tadı da hiç fena değil hani.
çok dehşetli ölümlerde görünmeyen şeydir. mesela van'da evi kundaklanıp 9 yakını yanarak ölen kadıncağız kandan hiç bahsetmemişti, daha ziyade külle meşgul olmuştu.
arada sırada da olsa dualarımın kabul olabildiğinin canlı kanıtı. düştüğüm zaman tutup kadıran, "tamam burdan devam et" diyen, level atlatan, ben yorulunca "dur bu leveli ben geçiyim sen yoruldun" diyen. kötü adamlar gelince "istersen kaç istersen savaş ben arkandayım" hep diyen.
yarası saklı, yarasını severek saklayan, geçmeye başlayınca kaşıyan, kabuğunu kopartan, yine kanamasını isteyen bi adam. o kanadıkça güçlendiğine inanan. inandığım. her sözünü iki kere dinleyip, her yazdığını iki kere okuduğum.
içimi gören. içini gördüğüm. karadeniz gibi kara, dalgalı. yokluğunda beklediğim. beklemeyi sabretmeyi öğreten. gelecekleri beraberce beklediğim. beklerken geceleri şiirler fısıldayan. noktalayan virgülleyen. anlayan ve anlatan.
efsane bir adamdır kısaca. efsane olacaktır diyelim ya da.
bir de bölüm sonu canavarı gelince çok korkuyorum ben. o zaman ona veriyorum oyunumu, o atlıyor eşikten.
ticari anlamda satışı yapılan sıvı.insanlık değerleri için fedakarlık etmenize karşı bunun para karşılığı çıkarcığı yapılan, acil kan aranıyor anonsuna gittiğinizdeki insanların hastane tarafından görevlendirilen kişilerin olduğunu sonradan gördüğünüzde lanet edeceğiniz yaşamsal sıvı
eski türk hükümdarlarına verilen bir ünvan. batı türkçesine geçerken kelime başı k'lerin "h" olması mantığından hareketle sözcük islamiyet sonrasında han olmuştur. tıpkı kalı > halı ; kanı > hani sözcüklerindeki değişimlerde olduğu gibi.
bu minicik kelimenin türkçe'deki yeri dikkatimi çekti sol framedeki başlıkları takip ederken. nasıl bir kanımız varsa artık millet olarak, envai çeşit felakete telallık ediyor bu kelimecik. ilk aklıma gelenleri yazayım bakın:
bu nedir anlamadım. içtiğimiz çaya bile tavşankanı diyoruz.
hiç güzel bir yerde kullanmaz mıyız diye düşündüm düşündüm, aklıma kanı kaynamak ve kankardeşten başka bir şey gelmedi.
kan mevzuu hassas bir konu biz türklerde, belli. kan olayını tatlıya bağlasak ülkedeki sorunlar yarıya inecek neredeyse. kabul ediyorum abarttım ama türkçe'deki kan olayı garip değil mi sizce de?
çok uzun süredir gözlemlediğim kadarıyla dramatik, sürreel ya da ilgi çekici bir şey yazarken olmazsa olmazlardan biri bu.
yazının illa ki bir yerine bulaşması gerekir. elleri kan olanlar, elbisesine kan bulaşanlar, çimenlerin kanla kaplanması, kendi kanı içinde boğulanlar, gökyüzünün kan kesilmesi, daha çok şişe ketçap, öyle ki stoklar yetmeyince sulandırıp daha çok kullanım.
herkesin kanlı bir yazısı olur illa ki de, kendinin ilk takımının milyonuncu golünü atarken en azından kanlı imgelerin yaratıcı ve özgün olmadığını kabullenmek lazım.
en yakın arkadaşlarından biri de şizofreni sanırım. ruh hastalığından muzdarip olmak maalesef kimileri için bir aykırılık ve üstünlük alameti sayıldığından kanları içinde boğulan şizofrenler jiletlerden oluşan bir köprüden yürürken, bir yandan da hiçliğe yuvarlanmış varoluşlarını kendi yarattıkları lanetli cehennemde duyumsuyorlar. evet dramatik edebiyat üçüncü güzeli de cehennem ama genelde kişinin kendi yarattığı cehennem.
kendi kanımın içinde tetris oynuyordum ve çubuk beş saattir gelememişti...
eş cinsel yakınmalar, aşklar, ihanetler, yaşanmışlıklar anlatan ve içinde 100 şiir barındıran kitap,
metis yayınları tarafından yayınlandı, ancak piyasada bulmanız şu an için mümkün değil.
nedeni ise gayet belli değil mi?
çok yakında piyasaya sürülmesi düşünülüyor, bütün tepkiler göz önüne alınarak.
slogan şöyle; içiyorsan sonuna kadar iç, seviyorsan seviş üzülüyorsan değmiyor...