birey tek başına aklı selim düşünüp davranıyor olabilir. ancak toplum haline geldiği zaman, o toplumun her bir bireyinin ortak olarak (en azından büyük çoğunluğunun) bünyesinde bulundurduğu bir zaafı tespit ederseniz işte o zaman her bir bireye tek başınayken yaptıramadığınız bir eylemi topluluk halindeyken kendi isteği dışında yaptırabilirsiniz.
bireyleri istediği kadar kültürlü, derin düşünceli ve mantıklı olsun, eğer aralarında fikirlerin kapalılığı ve bir takım konuşulmaz tabular varsa o toplum üzerinde bir örtü var demektir. bu örtü o her bir bireyin diğerleriyle ortak olarak taşıdığı zaaflardan örülmüştür. bunu dışarıdan kullanarak siz o örtüyü kaldırdığınızda söz konusu topluluk üşür ve tepki verir ve bunun önüne geçemezsiniz. üstüne giderseniz de suçlu olur ve dışlanır hatta zarar görürsünüz. söz gelimi atatürk üzerinde haddini aşan yorumlar yaptığınız anda hapse atılmanız ve bu arada büyük bir çevre tarafından yargısızca kınanmanız ve hain ilan edilmeniz gibi. burada da "haddini aşan noktayı" yine o söz konusu topluluk içindeki etkin çevreler belirler. bir diğer örnek de dışarıdan bu ülkenin duygusallığını farkeden bir örgütün metroya bomba koyup katliam yaptıktan sonra bunu "kürtler" yaptı demesiyle iç savaş çıkma ihtimalinin neredeyse %100 olmasıdır. ne kadar acı değil mi?
çoğaltılabilecek örneklerin ve ülkemizdeki pek çok sorunun altında kamplaşma yatar.
başörtüsü sorunu denen olayı başımıza saran şeydir yine.
kamplaşmış bir ülkede, karşılıklı saygı biter, fikirler paylaşılmaz olur, tabular oluşur, o ülkenin kilit noktalarını "bir erkek çocuğunun penisini sıkıca tutmuş ve istediğini yaptırır" misali tutmuş olan kampın tabularını ellediğinizde başınız yanar. duygusal ve at gözlüklü sorunlar ortaya çıkar. genellemeler ve kurunun yanında yaş da yanar mantığı gelişerek ülkede adalet ve mantıktan bahsedemez olursunuz. durduk yere insanlar acı çeker. her an "biri şunu kurcalasın da hemen ümüğünü sıkalım" beklentisiyle bütün kamplarda tetiklenmeye hazır bir saldırı mekanizması vardır. silahlar hukuk, basın, yasaklar, engeller, dışlamalar, yanlı yargılamalar, suçlamalar ve fiziksel saldırılar gibi çok çeşitli olabilir.
bütün bu berbat durumu da kamp içerisindeki insanlar malesef genellikle göremezler. çünkü resmin dışına çıkıp bakma ihtiyacını duymazlar. onlar haklıdır ve karşı taraf düşmandır. "biz ve onlar" durumu yetişmiş ve kök salmıştır. bu sonuç itibariyle bütün fikir örtücü engellerin kalkması sağlanmadan bu öldürücü hastalığın tedavisine başlanamaz.
ayrıca bunlar yetmiyormuş gibi bu kamplaşma hastalığı bütün diğer ülkeler için ele geçecek en mükemmel kozdur. "al da at" der gibi topu onlara atmış ve karşılarında tetiği çekmelerini eli kolu kendi kendine dolanmış bir şekilde beklemektesinizdir.
bir dostumun da dediği gibi, yine söylüyorum; istanbul metrosu'na bomba atıp katliam yapan bir dış istihbarat örgütü elemanı, bu kozu kullanarak kendi ülkesi adına tarih boyunca türkler'e karşı yapabileceği en harika hizmetlerden birini yapmış olur. çünkü o bombalamanın üzerine esmer tenli ve bozuk türkçeli, beyni yıkanmış bir türk vatandaşı çıkıp "türkler gebersin, burası kürtlerin'dir" dedirtse olay bitmiştir. filistin'e döneriz, ırak bize dönüp muhtelif uzuvlarıyla güler...
ek: bazı imla hatalarını düzelttim.