hani bir hikaye vardır:
bir gün babası oğluna bir tahta almış ve demiş ki "her kırdığın kalp için, her yaptığın yanlış için bu tahtaya bir iğne batır." çocuk babasının dediklerini yapmış. bundan sonra babası "ve şimdi de herkesin gönlünü al ve her özründen sonra bir iğneyi yerinden çıkar." demiş. tahtanın üzerindeki her iğneyi kaldırdıktan sonra babası almış oğlunu ve tahtanın karşısına geçmişler. "bak! bu tahta hiçbir zaman eskisi olmayacak, benim bunu sana verdiğim andaki halini bir daha göremeyeceksin. oğlum işte insan kalbi de böyledir. bir kere kırdın mı, incittin mi birisini onu eski haline döndürmek imkansızdır. bu yüzden hayatta çok dikkatli olmalısın, söz ağızdan bir kere çıkar."demiş.
(hikayenin aslına sadık kalamadım ama özü buydu.)
özür dilemekse bazen bencilce bir şeydir. kendi vicdanımızı ferahlatmaktır aslında. yüreğimize oturan yükün ağırlığıdır bazen bize özrü dileten. karşımızdakinin ne yıpranmış sinirlerini onarmak ne de kırılan kalbine melhem sürmektir. böyle bencilcedir. karşımızdaki insana rahat rahat suçlama imkanını tanımaz.
özür dilemek bazen de yumuşatıcı bir şeydir. içten oldu mu, pişmanlık içrdi mi ve de gerçekten bir daha yapılmayacaksa.
özür dilemek benim için çok zor bir şey. çünkü kendim içn mi özür diliyorum yoksa karşımdaki insan için mi bilemiyorum. bazen bulamıyorum cevabını çünkü ikisini ayırt etmek çok zor bir şey.
kalp kırmanın ilacı böyle karmaşık bir şeydir.
ve şunu söyleyebilirim asla kalp kırmayacaksın. burda
aslayı rahatlıkla kullanabiliyorum.
bu kadar