" ...
diyelim ki herkesin ölümsüz olduğu uzak bir galakside yaşıyorum; herkes ölümsüz, ben de ölümsüzüm. bir gün öğreniyorum ki, uzaklardaki bir galakside dünya diye bir yer var; dünyada da insan adlı varlıklar var. bu insanlar, ölümlü. bu insanlar, kendilerinden önceki varlıkların şekil değiştirmesiyle ortaya çıkıyorlarmış, kısa bir süre kendilerini ve evreni fark ediyorlarmış, pek çok şeyi etkiliyor ve onlardan etkileniyorlarmış ve sonra bütün bunlar son buluyor, insanlar kendilerinden önceki varlığa(toprağa) dönüyorlarmış. bu varolma şekli bana çok heyecan verirdi. hemen galaksimin yöneticisine gidip "ölümlülerin yaşantısını bir defa deneyebilir miyim?" derdim. yöneticim "olur, ama bir daha geri dönemezsin, o galakside ölüp kalırsın. " derdi. ben de gitmekten vazgeçerdim. vazgeçerdim ama sonsuza kadar içimde bir hüzün olurdu.
eğer ben gerçekten ölümsüz bir insan olsaydım, muhtemelen yukardakilerden hiçbiri gerçekleşmezdi. ilk önce "uzak bir galaksideki dünyada ilginç bir yaşam varmış" diye heyecan duymazdım. çünkü heyecan duymak ölümlülere özgüdür. ölümlüler ölümü bildikleri için, kötü ve güzel şeyler karşısında heyecan duyarlar. yaşamlarını tehdit eden uyarıcılar karşısında heyecan duyarlar; bir aslan üzerlerine gelince heyecanlanırlar. güzel bir şey görünce, bunun sonsuza kadar sürmeyeceğini bildikleri için heyecanlanırlar. eğer ben ölümsüz olsaydım, üzerime bir aslan gelince heyecanlanmazdım. güzel bir manzara görünce de heyecanlanmazdım.(sonsuza kadar seyredebileceğim bir şey beni niçin heyecanlandırsın ki?) bu durumda, eğer ben ölümsüz olsaydım, çevremde değişme, gelişme, sanat, kavga, barışma, uzlaşma, üzüntü, sevinç, hiçbir şey olmazdı. öyle anlaşılıyor ki, ölümlü olmanın bedeli yaşamaktır, ölümsüzlüğün bedeli ise yaşamamaktır. "
hoşgelmiş yazardır, zannediyorum ki müzikal anlamda bize bişiler katacak gibi en azından öyle bi izlenim bıraktı bende. ayrıca nickini okuduğum zaman çok gerilim oluyorum, adam kaleciyle karşı karşıya, nasıl bir histir bu, 90 dan çakacak giriler bekliyorum kendisinden *