sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
yolumun karanlığa saplanan noktasında,
sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
in cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
içimde damla damla bir korku birikiyor;
sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
iki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
istanbul'da bazen otopark, bazen işporta mekanı, bazen dükkan uzantısı, bazen çay bahçesi, bazen yatak, bazen otoban olarak kullanılan mekanlar. genellikle yamuk yumuk olup yürümek için şekilden şekile girmek gerekir, önünüze bakmazsanız da ya bi şeye takılır düşersiniz, ya çukura girersiniz, ya da burjuva bi dilenciye basarsınız.
necip fazıl kısakürek
başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
erimiş ruhlarımız bir derdin potasında.
senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
onun taşı erimiş, senin kafatasında.
ikinizin de ne eş ne arkadaşınız var;
sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
yağız atlı süvari, koştur atını, koştur!
sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
ne senin anladığın kadar kaldırımları...
necip fazıl'ın tasavvufa ermeden, fransa'da geçirdiği ve "iki yıl boyunca güneş ışığı görmedim" dediği, geceleri sabah edip serseri gibi yaşadığı yıllara ait bir şiiri.
şiirin, istanbul değil de paris sokaklarında yazılmış olduğu göz ardı edilmesin.
üstâdın en bilinen ve bir dönemini en güzel yansıtan şiiri. eğer içlerinden biri olsa sırça saraylarda önünden bir kuş sütü eksik olarak yaşam süreceği çevrelerce "edebiyatın harika çocuğu" olarak lanse edilmesini sağlayan bu şiiriyle üstâd onunla maneviyat bakımından aynı hazinenin büyüsüne sahip olmayanlarca dahi cumhuriyet sonrası türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri kabul edilmiştir.
hem türk milletinin yüzyıllardır bir kimlik gibi edebiyatında taşıdığı heceyi kullanışındaki mükemmellik hem de şiirde kullanılan baş döndürücü imgeler üstâdın şiirinin ne seviyede olduğunu ortaya koymaktadır. aslında burada anlatılan sadece necip fazıl'ın arvâsî hazretleriyle tanışmadan önceki hali değildir. aynı zamanda özellikle osmanlı devleti'nin son dönemlerinde başlayan modernleştirme ve dönüştürme hareketlerinin neticesi olan insan kimliği de burada kendisini gayet güzel hissettirmekte, bohemlikle birleşen yalnızlık kendisini hayatta canlı bir varlık olarak hissettirmektedir.
".
.
.
uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi.."
necip fazıl kısa kürek şiiri, funda arar yorumuyla dörde özlem'de. her dinlediğimde kafamı kaldırımlara vurasım gelir benim.
'kaldırımlar şairi' olarak anılmasına sebep olan necip fazıl şiiri. fakak şair, sonradan değişen hayat görüşü sebebiyle sonradan bütün şiirlerini topladığı 'çile ' isimli şiiri ile yani 'çile şairi' olarak anılmak istdiğini söyler. kaldırımlar şiiri, onun bohem hayatını yansıtır. iki kelimeden olşan bir dizesinde bile hayatı ve ölümü barındırmayı başarabilmiş olan şairin bu şiirinde madde- ruh teması başarıyla işlenmiştir.