"her kahraman tanışılmış, birlikte yaşanmış birkaç tipin bileşkesidir, birisinin sınıfsal konumu, ötekisinin cinsel diyalektiği, berikinin fizik nitelikleri bu bileşkenin içinde erimiş, yeni bir kişiliğin doğmasına neden olmuştur, ama bir kere bu oldu mu, o kişiler yiter artık, yaşamaya başlayan kişi kendi kişiliğini ve "biyografisi"ni sürdürür." *
"yalanların somut temsilcisi olan kahramanlar tutsaklık arzumuzun kanıtıdır. özgür yaşamaya cesaret edemediğimizden, bu işi tapındığımız kahramanlara havale ederiz. kahramanlar içimizdeki totaliterizmin karakteristik örnekleridir. onlar aynı zamanda totaliter yönetimler için de vazgeçilmezlerdir... totalier bir toplum kahramansız var olamaz. özgür bir toplum kahramanlarla var olamaz" gündüz vassaf, cehenneme övgü.
günümüzde bilinenin aksine vadiden inmemiş olan, değer verdiği etnik unsurlar uğruna, dil-din-ırk gözünü kırpmadan kendisini bırak gerektiği zaman çocuğunu,eşini bile feda edebilecek saygı duyulası, hatta tapılası insandır. yaptıkları bir iki gün konuşulup unutulan değildir, asırlar sonra efsane olarak bile çocuğuna kafan dik gözün pırıl pırıl anlatabileceğin insandır. örnek gösterirsin senden sonrakilere , sorgulama ihtiyacı bile duymazsın eğer gerçekten kahramansa kahramanınsa budur dersin , ötesi yoktur. ama gün gelirde inkar edecek olursan yaptıklarını, algılayamaz olursan, yenilmişsen kahpe dünyanın kumbarasına, rahat uyu derken için sızlamazsa, adını ağzına alarak kirletemeyeceğin insandır, sen sadece bataklıkta çırpınan bir insan gibi her çırpındığında daha çok batacak olan birisi olmuşsundur. yeni kahraman arayışındasındır, bataklıktan seni çıkarap kurtaracak olan, ama sonra düşünürsün ben nasıl bunları yaptım diye, nasıl koca bir hiçken, gösterdiğin yolda yürüdüğümü sandım dersin. sonra için titrer o'na rahat uyu dedğin için. tam umutlarını kaybetmişsindir, ama birden etrafın aydınlanır altın sarısı saçlar, masmavi gözler sana bakar, çünkü o kahramandır, sen o'nu rahat uyutmamış olsan bile o sana her daim el uzatacaktır.
(bkz: mustafa kemal atatürk)
1930’ların (ve her dönemin) tek gerçek halk kahramanı mustafa kemal atatürk’tü.
*
1940’lara ismet paşa damgasını vurdu.
*
1950’lerde tek bir halk kahramanı ‘adayı’ vardı: adnan menderes
ancak menderes’i darağacında sallanırken görmek türk halkını kahraman seçme konusunda ileride daha temkinli davranmaya itti.
*
1960’lar bu yüzden kahramansız geçti!
*
1970’lerde yokluk vardı. ecevit, kıbrıs’a feribotla çıkarma yapıp her türlü yokluğa rağmen yine de büyük bir devlet olunabileceğini ispatlayınca 1970’lerin “alternatifsiz kahramanı” oldu.
*
1980’lere daha yeni girmiştik…
bir eylül sabahı kenan evren’in sesiyle uyandık.
silahlı kuvvetler ülkedeki bütün kahramanları tasfiye etmişti.
ilerleyen zamanda ne kadar kahraman adayı varsa hepsine ‘tövbe’ ettirildi.
zeki müren ve bülent ersoy hariç eline mikrofon değmiş herkes içeriye alındı.
‘netekim’ öyle bir kokmuştuk ki 80’lerin geri kalanı ve 90’ların tamamında
kahraman seçme konusunda bir daha asla risk almadık…
ta ki 2000’lere kadar!
*
2000’lere geldiğimizde internet icat edilmişti.
artık her sorunun cevabını google’dan öğrenmek mümkündü.
arama çubuğuna “türkiye, kahraman, 2000’li yıllar” yazınca 3 isim çıkıyordu: polat alemdar: lise öğrencileri tarafından atatürk’ten daha çok örnek alınan
çakma bir mafya babası. ogün samast: türk bayrağı önünde devletin resmi güvenlik güçleriyle fotoğraf
çektiren bir gazeteci katili. recep ivedik: en ayısından bir maganda.
*
türkiye’nin anafartalar kahramanı’ndan bir magandaya türkiye’nin 85 yılda değişen kahraman profilidir bu!
“türkiye ileriye gidiyor” diyeni kızılcık sopasıyla kovalarım haberiniz olsun!
"özgür insanlardan oluşan bir toplumda ihtiyaç duyulmayan kişi" demiş gündüz vassaf. "yaşadığımız dünyada kendini kendinde tutmayı başarmak bile bir kahramanlık" diye yazmış mustafa alp dağıstanlı, yazdığı sizin kahramanınız kim kitabının önsözünde. aslında ortak bir temelden çıkan bu iki düşüncede kişinin özgür olabilmesi kendi olabilmesi anlamına geliyor. dolayısı ile zaten bir kahraman ve onun peşinden gidecek insanlar olmuyor. ama öyle bir dünyada yaşamadığımız hepimiz için aşikar. peki; bu durumda ne yapmak gerekiyor?
her halükarda yalnız olmadığımız ve kalmadığımız sürece özgür olmayacağız. her daim yalnız olmayı istemediğimiz ve istemeyeceğimiz de çok açık. insan dediğin bir biçimde sosyalleşmek istiyor. bunun için de başkaları ile kurulacak her ilişkide ortak değerlerde buluşmak adına herkesin kendine düşeni yapması gerekiyor. bunu kendi isteğiyle yapması yine kendi için kurduğu ve koruduğu bir özgürlük alanı. peki bunu koruması bir kahramanlık mı?
bence değil. çünkü "istek" üzerine kurulu her tür ilişkide "taraf" dediğimiz durum ortaya çıkar. ve taraflar isteyerek, rıza göstererek karşılıklı olarak birbirilerini o "kendilik" durumuna katar. bu durumda da, insanın "kendini kendinde tutması" durumu kişinin zaten kendi istek ve ihtiyaçları ile örtüşen ve korumak zorunda olduğu kendine karşı ödevi haline gelir bana kalırsa. kendine olan sorumluluğu...
kahramanlık; insanın kendilik durumunu korumasından öte; inandığı ve kurmuş olduğu, üzerinde anlaşılmış "ortak değerler" için, başkalarını feda etmeyi düşünmeden önce kendini feda edebilmeyi bilmesidir. çünkü o kendilik durumundan, başkalarının çıkarlarını da kapsayan değerler için vazgeçebilmek, bencilce olmayan bir durumdur. ve yine bir açıdan bakılırsa, kişinin kendisinde varolan yüce bir egodan bu gücü alır. ve ego dediğin kendi kendini yok edebiliyorsa yücedir. yücelik gerekli midir, iyi midir hep iyi şeylere mi sebebiyet verir, bu ayrıca düşünülmesi ve üzerine tartışılması gereken bir konu. benim bahsettiğim kahramanlık neticede kendinden başka hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi feda edilebilir, vazgeçilebilir ve yeri doldurulabilir görmemekte yatıyor. çünkü bir insanın hükmü herkes ve herşeyden önce iradi olarak yalnız kendine geçiyor. kendinden başka hiç kimseye ya da hiçbir şeye hükmetme hakkına sahip değil birey bana kalırsa. ancak onunla, onun varoluşunu bozmayacak, yürütülebilir bir ilişki kurmakla mükellef. ya da onu ve kendini yaratan varoluşu bozmamak adına hiçbir biçimde ilişki kurmamak gibi bir seçeneği var.
dolayısı ile bu durumda ne vassaf'ın dediği gibi tamamiyle özgür kendinden münhasır insanlar topluluğundan oluşabilir bir toplum ne de dağıstanlı'nın dediği gibi kendini kendinde tutmak bir kahramanlık sayılabilir. ama her koşulda, kendinden vazgeçebilir olmak ve bunu o biriciklik ve teklik duygusundan yüce, üzerinde anlaşılmış komün değerleri korumak, ya da o komünün varoluşunu bozmamak için isteyerek can-ı gönülden kendinden vazgeçmek bir kahramanlıktır kanımca. çünkü en zor şeydir insanın kendi için hissettiği o "biriciklik" duygusundan vazgeçmek. bunu yapabilen insan; kahraman sıfatı ile çevresince tanınmasa ve hatta kendi bile böyle görmese de, kahramandır. koca yüreklidir, değerlerine değer verilesidir.
sıkıldım,
bunaldım,
bi kurtulamadım!
seninle,
bir yerde,
nefes alamadım!
bakmam geriye,
bana aşk lazım!
sensiz bitecek,
bir roman lazım!
dönmem geriye,
bana o lazım!
senden bir hece,
kahraman lazım!
hevesle kalıp da,
senin olamadım!
bu aşkta hedef ne?
bi tutturamadım!