beyoğlu nda, galatasaray lisesi nin hemen yanındaki caddede bulunan cafe. eski işletmecisi ve sahibi varken*, duvarlarında film afişleri, can yücel in sözleri, kitaplıkta kafka kitapları bulunurdu. bizzat yapılan elleri bildiğim muhteşem tiramisular, kekler olurdu. kitabını kapan gelirdi oraya. takıntısız insanların nezih mekanıydı, şimdi nasıl bilmem.
galatasaray'da ara cafe'nin yanında konuşlanmış olan, eylül başında tadilattan geçen ve içi yeniden düzenlenen, fazla para saçmadan güzel bir yerde güzel bir kahveyle veya pastayla güzel bir manzara izlemek isteyenler için ideal olan mekan..
kafka cafe hoş yerdir, özellikle kış aylarında sahlep içilmesini tavsiye ederim... bir alış veriş sonrası dinlenmek için hoş bir mekan,ama bir buluşma noktası olarak tavsiye etmem, zira biraz ufak bir mekandır.
tarih itibariyle dün, beni büyük bir hayal kırıklığına uğratan yer.
normalde çok severim kafka'yı.
galatasaray'ın taş duvarındaki sevgililere bakan camını, şiirlerini,kitap ve film çerçevelerini, loş ışığını, güzel müziğini ve ne bileyim daha bir çok şeyini seviyorum.
aşk, sevgili, mektup, melih cevdet, natalya casta, ilahi kızılcık, denince aklıma gelen ilk yer olduğu için belki de.
yağmurlu ve soğuk günlerdeki sığınağım.
yaklaşık beş aylık bir aradan sonra ilk kez dün gittim kafka'ya.
pembe çiçekli duvar kağıdıyla kaplamışlar her yanı.
pembe boncuklar takmışlar lambalara.
edip cansever'den kalan boşluğa bi' tane krem komidin yerleştirmişler . fena halde kız çocuğu yatak odası gibi olmuş kafka. eski havasını tamamen kaybetmiş. burnum eski kokuları aradı durdu.
ilalhi kızılcık'ı elinde heyecendan okuyamadığı mektubuyla birlikte çöpe atmışlar.
natalya casta, susmuş; ağzını bıçak açmıyor
melih cevdet, back to the future'de marty'nin elindeki aile fotoğrafı gibi...
üzüldüm. eskiyi aradım; bulamadım. kalkıp çıktım sonra.
ilahi kafka..
kalede geçen bölümlerinin renkli olup diğer bölümlerinin siyah beyaz olduğu, kafka'nın gerçekten iyi analiz edildiği ve bir kafka hayranı olarak olmuş dediğim soderbergh filmi
iki yıl önce gittigimde aşık oldugum, ikram çeşitlerinden tutunda, dekorasyonuna kadar öve öve bitiremedigim, bu yıl gittigimde antipatik bir sahibi oldugunu ögrendigim, antipatik oldugu kadar sorunlu bir tipin o mekanı nasıl yokettigini görmek hakikaten üzücü.eski ( bakın antika demiyorum ) koltuklar ve kanepeler ile süsledigi mekanda kendini kaybedenler klubünün başkanı zanneden bu şahsı anlatamam ancak görmeniz ve onunla bir talihsizlik sonucu konuşmanız icap ediyor.
ayrıca sakın hamburger ve türevlerinden yemeyin, mümkünse hiçbirşey yemeyin mecbur kalırsanız sadece bi cola için .
bir harfi yerinden edersek dampyr'in kargasına denk düşen isim. zaten prag nedeni ile kafka'ya gönderme yapmak için bu isim seçilmiştir. huzurlarınızda kavka.
kafka'nın roman karakterlerinin en önemli özelliği öteki oluşudur. bi tarafta herkes vardır bir tarafta da kafka'nın yarattıkları. bu yalnızlığı ve öteki oluşu da puslu mekanlar destekleyince ortaya iç bunaltan, insanı geren romanlar çıkar.
çalışanlarının çok sevimli ve içten olduğu mekan. bir kere gidip tiramisu istemiştik, yapıp getirmeleri uzun sürdüğü için bizim talebimiz olmadan (sadece bir kere nerede kaldı diye sormuştuk) kahveyle beraber getirip "ikramımız olsun" demişlerdi. çoğu yerde böyle davranılmıyor artık.