1. 1961 istanbul doğumlu. 1986'dan beri gazetecilik yapmakta. yeni gündem, nokta ve artı haber dergileriyle, cumhuriyet, güneş ve milliyet gazetelerinde muhabirlik, editörlük ve yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. 1993-1997 yılları arasında fransa basın ajansı'nın istanbul muhabirliğini yaptı. 1999’da milliyet gazetesinin dış haberler müdürü olarak işe başladı.
  2. gercekgundem.com'dan başak günsever kendisiyle bir röportaj yapmış:

    "allah kürtleri böyle yaratmış" açılımı!

    milliyet yazarı kadri gürsel, 1995’te fransız basın ajansımuhabiriyken bagok’ta pkk tarafından kaçırılıp alıkonulması üzerine "dağdakiler" adıyla tarafsız gözlemlerini içeren bir kitabı yayımlanmış bir gazeteci. bölgeyi, pkk’yı, kürt siyasetini ve kürt sorununu bilen bir gazeteci olarak görüşlerine başvurduk.

    bize samimi ve gerçekçi açıklamalarda bulundu gürsel. özellikle akp’nin "kürt açılımı" üzerine. gürsel "açılım bitmiştir"cilerden. ancak bu açılım, daha genel bir ifadeyle kürt sorununun çözümü için 'radikal' denebilecek bazı anahtar önerilerde de bulundu. bu işi sırtlayacak iktidarın zor bir görevi üzerine almış olacağını belirten gürsel, akp’yi bu konuda samimi bulmadığını itiraf etti. gürsel, akp’nin meseleyi dini referanslarla çözme heveslisi olduğunu belirten gürsel; atalay'ın eşrefi mahlukat göndermesi ve başbakan’ın "allah kürtleri de böyle yaratmış" diskurunun, akp’nin total açılım hedefini ele verdiği görüşünde. ancak ekliyor gürsel: kürt sorunu "din referansı" ile tahlil edilemez ve çözülemez.

    sizinle bu söyleşiyi yapmak istemem 95 yılında bölgede fransız basın ajansı muhabirliği yaparken pkk'lılar tarafından kaçırılmanız sonrası o süreci gözlemlediğiniz dağdakiler adlı bir kitabınız da olması. 95’ten bu yana ne değişti? ya da ülkede açılım gündemi de varken hazır, bir şey değişti mi?

    değişim daha çok sorunu algılayış biçiminde oldu. sorunun nasıl çözüleceğine dair tartışmaların geldiği olumlu nokta henüz daha sonuç alıcı şekilde yansıyabilmiş değil. bir kurucu cumhuriyet ideolojisi ve onun şekillendirdiği bir siyaset var. zihniyet ve kalıpların parçalanması gerekiyor ama o kadar kolay değil.

    akp bunu yapabiliyor mu? ya da yapabilir mi?

    akp bunu yapabilir de, ancak yapamaması için de çok geçerli nedenler var. sonuca bakarak neden tespit edemiyoruz. geriye doğru gittiğimizde sorunun demokratik, barışçıl bir çözümünü arzulayan kesimler akp’nin buradaki çabalarına bakınca bir yanılsamaya kapılıyor. muhalefete (chp, mhp) bakın, o cumhuriyet ideolojisinin savunucusu durumundalar. ulus devlet yapısının kürt sorununu doğuran modelini savunuyorlar. akp’nin ise utangaç bir "kürt sorununu çözmek" hedefi var. kürt sorunu bile diyemiyorlar çünkü. bunu dahi diyemeyen bir iktidarın bu sorunu çözmeye çalışması bir paradoks. kökeninde akp’nin işini hem kolaylaştıran hem zorlaştıran bir çıkış noktası var. akp cumhuriyetin kurucu ideolojisinin mirasçısı değil, ona karşı mücadele edegeldi islami kökeninden dolayı. bu ideolojiye bağışıklığı olduğu için de kürt sorununu konusunda bu kadar rahat hareket edebiliyor.


    'akp'nin çözüm isteği demokratlığından değil'

    statükodan bağımsız o noktada yani…

    statükodan bağımsız ama akp bunu demokrasiye olan bağımlılığı ve demokrat bir güç olduğu için mi yapıyor? esas soru bu. yoksa kendi tabiatı gereğince mi?

    sizce?

    bence demokrat bir güç olduğu için değil. bugün demokrat, liberal, aydın ve entelektüellerin hayranlığı ve takdirini kazanan bu adım demokrasiye olan bağlılığından kaynaklanmıyor. tam tersine bu bir konjonktür neticesinde ortaya çıkmış bir durum. ve de buna çok olumlu cevap verebildi akp. akp’nin diskuru hep dinseldir. beşir atalay’ın meclisteki konuşması (eşrefi mahlukat göndermesi), başbakanın dün (14 aralık) meclisteki konuşmasında çok açık ortaya koyduğu, akp’yi kürt sorununu çözmeye iten saikleri gördük. "allah da onları kürt olarak yaratmış. senin bunu değiştirmeye hakkın yok" mealinde sözler. şu paradoksal geliyor herkese; akp bir yandan kürt sorununu çözmeye çalışırken bir yandan basını susturuyor, polis devleti yaratıyor, tanık olunmamış hukuk dışı yöntemlere başvuruyor. biri ne kadar antidemokratikse; öteki de, kaynağını demokrasiden yana bir mülahazadan almıyor aslında. dinsel referanslarla akp aslında kürt sorununu çözebilir. nasıl? kendine göre bir cemaat tasavvuru var. kürtler de allah tarafından kürt olarak yaratıldıkları içini bunun bir başka kimlikte eritilmesi en başta allaha karşı gelmektir. akp’nin başka politikalarına bakıp bu nasıl çeşiki demenin manası yok. çünkü bu bir çelişki değil. işte o yüzden akp sorunu çözemiyor, açılımı başarıya ulaştıramıyor. akp toplumu hiçbir iktidarın germediği kadar gerdi, kutuplaştırdı, ayrıştırdı. bu yüzden de kürt sorununu çözemiyor.

    akp’nin tedrici politikası: kürtsüz kürt açılımı

    siz açılım bitmiştir demiştiniz zaten kapatma kararından sonra...

    evet, bu açılım bitmiştir. ama akp bu açılımı sürdürüyormuş gibi yapacaktır. en iyi bildikleri şeylerden biri "mış gibi yapmak" zaten. konjonktür gereği yapmak zorunda. ama sorun siyasi. türkiye’deki kürtlerin önemli bölümüne hükmeden bir siyasi aktörü göz ardı ederek bu sorunu çözemezsiniz. şimdi açılım bitmedi demek için bazı tek yanlı tedrici haklar verme konusunda çalışmaya devam edecekler: kürtsüz kürt açılımı. o noktada avrupa, abd ve kuzey ırak’a ben üstüme düşeni yapıyorum diyebilecek. ben tek yanlı da olsa sürdürsün isterim.

    kürt sorunu gerçekte nasıl çözülür?

    iki ayaklı. birincisi; ulusal ölçekte bu kutuplaşmayı bertaraf edecek adımlar atacaksınız. bu sorunu çözmek için yola çıkarken kendinizi de çözeceksiniz. akp bir merkez partiye dönüşmeden kürt sorununu çözemez. kürtler olmasaydı kürt sorununu çözerdi. ama öteki tarafta da ikna etmek zorunda olduğu türkler (türkler derken ulus-devlet projesinin başarıya ulaştığı halk toplamı) var. şeffaflık çok önemli. ikincisi; sorunun kürt tarafıyla yeni bir diyalog kurmak zorunda. çamaşır makinesiyle oy satın alarak ben birinci partiyim demekle olmaz. el sıkmam diyen bir başbakandan bu hale nasıl geldik? kuzey ırak’ta ırak kaynaklı bir konjönktür ortaya çıktı.

    kerkük dengesi

    o konjonktürü de biraz açabilir miyiz?

    abd, 2011’in sonunda ırak’tan çekileceğini açıkladı. ve yeni yükümlülükler ortaya çıktı türkiye için. bunun iki ayağı var. ırak kürtleriyle ilişkilerin normalleşmesi ve çok boyutlu hale getirilmesi. yani ıraklı kürtlerle barışmak. ikincisi ise; ileride araplar ve kürtler arasında çıkabilecek bir çatışmayı önlemek için ırak’taki bütün aktörlerle etkin ilişkiler kurabilmek. bir kerkük dengesi için de türkiye önemli bir aktör. ekonomik bağlarla araplar ve kürtleri dengelemesi gerekiyor. ki özellikle enerji konusunda aralarındaki çıkarları ateşe atmasınlar. bunlar için kuzey ırak’ın tehdit olmaktan çıkarılması lazım. ikincisi de kandil’in bir tehdit olmaktan çıkarılması. dolayısıyla türkiye’nin kürtler için cazip bir yer haline getirilmesi lazım.

    “abd istedi” kompleksi lüzumsuz

    bunlar da hak ve özgürlükler aslında biraz da…

    haklar, özgürlükler ve refah. refahı da paylaşmak için insanların kültürlerinden, kimliklerinden ve maneviyatlarından feragat etmemeleri lazım. bu ülkenin özgür, saygın ve onurlu yurttaşları olarak paylaşmaları gerekiyor. türkiye’den abd istedi kompleksine katılmanın hiç gereği yok, bunları zaten türkiye’nin yapması lazım. açılımın türkiye ayağı ise çökmüştür. pkk’nın tasfiye edilmesi gibi bir hedefi dillendirmek gerçekçi değil. yani kandil’dekileri de indirmek yine bir siyasi çözüm gerektiriyor. onların iradesini kırmanın astarı yüzünden pahalı olabilir.

    fantastik gerçekler: 'gerilla manasızlaştırılmalı'

    siz konuşurken şunu fark ettim ki, kürtlerin asgari taleplerini karşılamak için, devletin geliştirmek zorunda olduğu politikalar 'radikal' kalıyor. o yüzden akp’nin bu büyük “biz kürt sorununu çözeceğiz” iddiası da çok kolay çöktü diyebiliriz. biraz akıllı olsalardı daha mütevazı olurlardı gibi geliyor bana.

    8 yıldır bir alternatif oluşturamamış bir muhalefet varsa karşılarında mütevazı olmama hakları var. asgari taleplerin dahi çok radikal dönüşümleri gerektirdiği saptamanız doğru. fakat bunları aşamalandırırsanız çözüm de o ölçüde kolay gelebilir. önce pkk sorununu çözmek lazım. pkk’nın siyasallaşmasına izin vereceksiniz. bu oranda pkk silahsızlanacak. bunun da çok önemli iki ayağı var. biri tam ve özgür siyasi faaliyet yapabilme imkanının pkk’ya verilmesi. şiddet içermediği müddetçe ayrılıkçı propaganda da dahil bütün propagandalar serbest olmalı. ingiltere sinn fein’i kapatmaya yeltenmedi bile. kürtlerin çok büyük çoğunluğu ayrılıktan yana değil. türk toplumunu ayrılıkçı olmadıklarına inandıramadıkları sürece tıkanır çözüm. ikinci ayağı da pkk siyasi liderinin akibetiyle alakalı. hatip dicle ‘ev hapsi’ dedi. pkk sorunu böyle halledilir. sonra kürt sorununa sıra gelir. reel politikada da kürtleri dışlayarak siyaset yapılamaz. ‘gerilla romantizmini’ manasızlaştırmak lazım. o noktada siyasetin alanını açmak lazım dağdan indirmek için. bu niyet de yok. maalesef bunların fantastik olduğunu söyleyenler çıkacaktır. ama en gerçekçi yaklaşımlar da bunlardır.

    peki bunu yapabilecekse sadece akp mi yapar? kim yapar?

    bunu akp de yapamıyor. bu bir ortak bilincin, toplumsal mutabakatın gelişmesiyle olacaktır. bugüne kadar bir kürt-türk çatışması olmamıştı, uç verebilir. önkoşulları artık var. çünkü kürt milliyetçiliği ve pkk’nın da alternatifleri tükeniyor. gerilla stratejisi bir silahlı propaganda yöntemine ‘gerilemiş’ bulunuyor. kürt nüfusun çoğu batıda yaşıyor, birçoğu da kentlerde. genç, yoksul, eğitimsiz, umutsuz ve işsiz bir nüfus çoğalıyor. böyle bir enerji var. türk nüfusta da -özellikle kürtlerin azınlık olduğu- iç ege şehirleri ve kasabalarında kürtlere karşı bir enerji birikimi var. işler çığırından çıkmadan, polisiye tedbirle değil, siyasi olarak müdahale edilmeli buna. bu olmazsa önümüzdeki dönemde kürt siyasetinin hangi potansiyeli kullanacağı ortaya çıktı dtp’lilerin sine-i millet kararından beri (söyleşiyi yaptığımızda henüz eski dtp'liler parlamentoya dönme kararını vermemişti.)

    dtp sine-i millete dönerse pkk seçimi yaptırmaz

    dtp’lilerin sine-i millete dönmesi akp’lilerin oylarına da bağlı. dtp’liler sine-i millete dönerlerse ve bir ara seçim olursa ne olur?

    sine-i milleti kabul etmezler ara seçim olmaması için. ama şu da var ki; sine-i millete döner, seçimlere de katılmayacağız derlerse dtp’liler, o zaman daha ciddi bir sorun ortaya çıkar. bunu pkk ‘seçimleri yaptırmıyoruz’ şeklinde anlar. güneydoğu’da seçim yapılamaz. akp, dtp’lilerin sandalyelerini almak için ara seçime kalkarsa, türkiye çok daha büyük istikrarsızlıklarla yüz yüze gelebilir. sine-i millet politikası sürerese seçimi boykot olacaktır. türkiye’nin çok uyanık olması lazım.

    kadri gürsel kimdir?

    1961, istanbul doğumlu. 1986’da yeni gündem dergisinde gazeteciliğe başladı. cumhuriyet, güneş, sabah gazeteleri, nokta dergisi, artı haber dergisi, fransız basın ajansı (agence france-presse) gibi kurumlarda muhabirlik, editörlük ve yazı işleri müdürlüğü gibi çeşitli görevlerde bulundu. 1998’den beri bulunduğu milliyet gazetesinde yazıişleri editörlüğünden sonra dış haberler müdürlüğü görevini üstlendi. halen dış haberler müdürlüğünü üstlendiği milliyet’te köşe yazarlığı da yapmakta.

    gürsel’in 1995’te güneydoğu’da pkk tarafından kaçırılarak alıkonulduğu sıradaki gözlemlerini aktardığı, “dağdakiler” adlı bir de kitabı bulunmakta.

    http://www.gercekgundem.com/...
  3. iran odaklı nükleer enerji edinimi ile ilgili güzel bir yazı kaleme almış. yazının sonu oldukça iyi bir tespit ile bitiyor:

    "...

    ama iran nükleerleştiğinde 1514 çaldıran savaşı ile kurulmuş 500 yıllık stratejik denge türkiye’nin aleyhine yıkılacaktır."

    http://www.milliyet.com.tr/...
  4. 'mısır islam cumhuriyeti' isimli bugünkü yazısında mısır'daki olaylar ve değişen siyasi konjonktürü ve olabilecek ihtimallerin dünya siyaseti ve uluslararası ilişkilerde ne gibi tutumlar ve yaklaşımlar doğuracağı konusunda iyi tespitlerde bulunmuş milliyet gazetesi yazarı ayrıca şimdi öğrendiğim kadarıyla babamla yaşıtlarmış.buyrun yazı şöle:
    http://www.milliyet.com.tr/... ıslam cumhuriyeti&a=kadri gursel&kategoriıd=2
  5. tespitlerini beğendiğim yazar. şike olaylarıyla ilgili bugünkü yazısı da okunmaya değer.