merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.

kadınların güç zaafı

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. güce doymaz bilmez iştahları olan, sürekli yeni bir şeye "sahip" olmak isteyen, elindeki "şeyi" kaybettiği zaman sinir krizleri geçiren hatta o "şeyleri" ne pahasına olursa olsun geri almak için her şeyi yapan bir tür var. dizilerde de bol bol bulunuyorlar. hatta genelde kötü kadın oluyorlar. sonunda illa ölüyorlar ya da cezalandırılıp iyi yola dönüyorlar.

    bu "melun" yaratıkların aslında melun olmadıklarını içten içe bir çok kişi bilir. bilmeseler de şimdi öğrenme zamanı. bunlar genelde güçlü, dediğim dedik çaldığım düdük bir ananın, ağzı var dili yok pasif bir babanın çocukları olurlar. daha bilinçlerini kazanır kazanmaz annelerinin babaları üstündeki tuhaf üstünlüğünü görürler ne ilginçtir ki aynı etki babaları ve babaanneleri arasında da vardır. genlerinde de nice padişahları, machbethleri parmağında döndürmüş kadınların kanları olduğunu da unutmamak lazım.

    bu melun yaratıklar genelde sevgi eksikliği sorunu çekerler. afrikada bir sürü çocuğun açlıktan öldüğünü biliyorum ama bu insanlar iki elleri yağ, bal ve pekmez triosunda olsa da sevgisizlik çekerler. çünkü sevgi yağ, bal ya da ipod ile olmaz. ya anaları babaları hiç sarılmamıştır bunlara, ya da hep soğuk davranmışlardır güçlü olsunlar diye. aynı şeyi her yerde her zaman görür. zihninde hep "ezilme, ezdirme kendini, güçlü ol, gözyaşlarını sakla" cümlesiyle dolaşırlar. çünkü ne babası ne de özellikle annesi yapmamıştır bunu. ya da yapmışsalar da hatırlamazlar. hatırlatınca zaten çok ironik bir şekilde kızlarını çok güçlü bir şekilde yetiştirmek isteyen anne baba "güçlü" kızlarına akıl almaz aşağılamalar ve hakaretler yağdırmaya başlarlar.

    evde bir sürü yürüyen egonun olması aslında evdeki herkesin ruh sağlığı açısından çok ciddi bir tehdittir ama en büyük porsiyon gene güçlü kız adayına gider. çünkü egolar çarpıştığı anda baba ego ve ana ego ebeveyn olma avantajını kullanarak küçük kız ego'yu dümdüz ederler. tabii bu gene onun iyiliği içindir. ezile ezile ezmeyi öğrenecektir. az önce güçlü olmaları için özel yetiştirildiklerini söyledim değil mi?

    "biz seni hep özgür büyüttük, hiç baskı yapmadık" kisvesi altında korkunç bir eziyete tabi tutulurlar. baskının altında tam tersi pelte olup, pelte olmadan önceki düzgün ve kendine güvenenen en önemlisi de sevgi dolu kişiliklerini kaybederler. o zaman doğa haliyle galip gelir ve saray cariyesi enkarnesi ananın genleri kızın benliğinde de uyanır. tabii tamn uyanış için yerin e getirilmesi çok önemli bir önkoşul vardır.

    dış dünya. elbette kıymetli prensesleri "ayak takımı" ile haşır neşir olup zehirlenmesin diye uzak tutan aile ilkokul itibariyle kaçınılmaz gerçekle tanışır. ve daha önce sevgi dolu, saf çocuk cam fanusundan çıkar ve ailesine veremediği sevgiyi insanlara vermek ister. ama fanusun dışarısı onun gibi olmadığından giderek kalp kırıklığı, yalan, ihanet, satılma, adam yerine konmama gibi duyguları öğrenir.

    asıl darbe tabii ilk aşkla gelir. ilk aşka o ana kadarki elde tutulmuş, ailenin ve fanusun dışındakilerin tüm çabalarına rağmen hala kirlenmeyen sevgi özenle sunulur, hatta olabilecek en fazlası sunulur. ama bu da kişinin istediği gibi sonuçlanmaz. çünkü annesinden gördüğü gibi önce kendine "zor" bir eş adayı bulacak ve tıpkı annesi gibi onu sonunda kuzuya çevirecektir. bu yüzden tercihlerini daima "sorunlu", içine kapalı ve "zor" insanlardan yapar. ama ilk aşkı gerçekten zor bir insan çıkar, acı gerçek güm diye yere düşer.

    bu bölümde küçük sevimli kızımız ne yapacaktır? bu sorundan kurtulacak mıdır? aliye çocuklarına gene kavuşacak mıdır?

    küçük kızımız ailesinden ya çevresinden görmediği sevgiyi o kişiye verme kararını hala sürdürür ama yanlış yaptığını ısrarla reddeder. aslında en baştan beri içindeki istek aynıdır. hoş zaten zaman geçmiş kızımızın tonla arkadaşı, klup başkanlıkları, başrolleri olmuştur ve neredeyse en küçük bir kavga ya da küs durumu onun için yıkımdır çünkü o an fark etmese bile aslında onun için önemli olan o insanlardan ziyade o insanları kaybetmeye duyduğu korkudur.

    ailesi bir şekilde vardır ama kayıptır. aynısı ne parıltılı arkadaş çevresinde ne de ilk aşkı için geçerli olmalıdır ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. ilk aşk giderek ilk nefrete dönüşür sezon finaline doğru aşk duygusu en şiddetli dozuna ulaşmış olsa da iş birbirini iki seven insanın beraber olması ya da olmaması değil de kimin daha çok acı çektirebildiği ya da kimin daha çok aşık olduğu ya da kimin daha çok umursamadığı yarışına döner. ilk aşk da egoya boyun eğmiştir sonunda. ve ego bu işin çok acı bir şekilde bitmesiyle çok büyük bir yara alır.

    yaranın iyileşmesi için tek yolu görür yavaş yavaş. o sırada giderek insanlar üzerindeki etkisini keşfeder. daha çok insan daha daha çok insan onun içindeki boşluğu kapatabilecektir elbette. ışığın altında duran kendisi odur başkası değil! diğer aşk mı? o karanlıkta bir yerde çürümektedir. ya da kişinin kabul etmek istemediği gibi kendi içinde kendi içiyle birlikte çürüme devam etmektedir.

    güç zaafı bu noktadan sonra doruğa ulaşır. şimdi intikam duygusu da devrededir. o yüzden ilk nefret'e her türlü işkence türü denenir arada yumurta gibi insan harcanır ama suçlu kimdir? ilk nefret kişiyi sevse de onun bu özelliğini bildiği için onu terk etmeyi seçmiştir. ama kızın sorunu daima onun kendisini tüm kara özellikleriyle sevme isteğidir. ama bu olmaz ve zırh kuşanma vakti gelir. yüze en pırıltılı maske takılır.

    maskenin altı özel kalır ve güç zaafı olan kızımız kadın olmaya başlarken o maskeyi nasıl daha da güzel göstereceğini öğrenir. tüm katı hislerine rağmen içinde hala fanusun içindeyken hayalini kurduğu aşkı düşünür ve ne zaman bir umut görse maskeyi kaldırır ama genelde hiç kimse maskenin altının ucunu bile görmek istemez ve gene yalnız kalır. yalnız yalnız ve gene yalnız. sonunda maske yüze birleşmek zorunda kalır. ama pohpohlayan kalabalık giderek büyür ve sonuçta ortaya üç yol çıkar.

    birinci yolda esas kız kendisinden zayıf bir kişiliği ya da kişilikleri kendi isteklerine göre yönlendirip egosunu besleyerek kendini mutlu etmeye çalışır. ama bu asla doyurucu bir uğraş olmadığından sürekli kurban sayısı artar ve sonu genelde sonsuz bir mutsuzluktur.

    ikinci yolda kişi en sonunda yalnız kalır ya da kalmak istediğini anlar. ama öz değişmez olduğundan o alev solmuş bir halde hayatını sürdürür. normal bir sevgiye sahip olur ve mutlu da olur ama içten içe bir ses hep yanlış yaptığını söyler.

    üçüncü yol aslında güzel bir aşk filminin biti sahnesidir çünkü esas kız tüm hırslarına açlığına rağmen sonunda onu o haliyle seven kendisi kadar "mükemmel" ve "iğrenç" kişiyi bulur ve mutlu olur. ama film karesi burada durması koşuluyla. genelde bu kişilerde doyumsuzluk giderek öyle bir noktaya ulaşır ki büyük aşk solup huzur devreye girince ve o sujeye tamamen sahip olununca yenisi aranır.

    ha bu arada aileye ne oldu derseniz onlar da bir köşede durur kızlarının haline üzülürler ama sorumlu oldukları şeyleri daima unuturlar.

    "hepsi sistemin suçu" diyene buradan güdümlü uçan tekme atarım.

    yazı için nice hürrem, kösem sultanlara, çariçe katherinalara, kraliçe maevelere, lady machbetlere sevgililerimi sunar bari öbür dünyalarında doymalarını dilerim.
  2. kadındaki güç zaafını ''ilk olan'' tetikler. farklı bi' ruh hali ve ödüllendirme yapısına sahip olan yaratık diğer bilinen ve bilinmeyen cinsiyetlerde olduğu gibi ama biraz da nüans farkı ile, ilklere tapmakta. bu tapınım bi' yandan tapılan lehine kendi kimyasını parçalarken, hayatın doğal seyri içinde çoğusunu iktidarı arzulumasına, ama yine çoğusunu altında yaşayabileceği meşru bi' iktidar arayışına iter. bu çelişki onun bocalamasına, gel-gitler yaşamasına sebep olacaktır.

    bekaret sadece toplumsal bi' değer, katı kurallar ve önem değil elbet. buraya hiç bi' agah efendi doğu toplumu indirgemeciliği de yapamaz. bekareti vermek, bu ilki yaşamak kadınlık için başlı başına bi' start. bi' tür doğum. bence electra sendromu yanlış ya da eksik bi' tanım. kadının babası, ona kadınlığını ve diğer hazları tattıran kişi olmalı. ve işte şimdi belki bi' ömür boyu devam edecek olan süreç işler.

    bu ilk, ilk duygu, ilk dokunuş, ilk haz zihnine ince ve narin elleri olan bi' makine tarafından defalarca kodlanacak öncesinde. zaman değişecek, kadının hayatı da buna müteakip alt-üst oluşları yaşayacak. türlü ilişkiler, bunalımlar. bi' yandan bu ilkten kurtulmaya çabalarken diğer yandan onun çekim alanında köşe kapmacalara tutuşacak. belki, bi' ihtimal, 20'lik dişleri de vajinasında belirecek.

    ama güç zaafı, sadece iktidar olmak ile değil, iktidarı altında yaşanılmak istenen erkek arayışı ile de devam eder.

    zihindeki fallus objesi yıkılırsa sorun kalmaz sanıyorum. olayın tüm karmaşıklığı o fallus simgesinde. bu önemli.


    editos: imla.