ulaşılmaz olduğu için tapılan insanların başvurduğu yöntemdir.ulaşılabilir olduklarında onlarında sizin gibi iki eli, iki ayağı ve bir kalbi olan sıradan bir insan olduğunu farkedersiniz.ve kaçmadığı için anlamını yitirir gözünüzde. acı çekmeyi seven insanlar kovalar narsist olan insanlar kaçar.
lakin ; otobüs , minibüs gibi toplu taşıma araçlarında şöyle bir tecrübe edilinmiştir ki ; göze kestirilen kıza ne kadar bakılmaz ise kız o kadar size yanaşır , hatta yavşar..
ancak eyfel kulesi muamelesi yapıp gibi sürekli hatunu inceler , bön bön bakarsanız olmaz , bi kere kafadan abazan erkek modeli çizmişsinizdir ki geriye dönüş çok zordur..
bu yazıdan anlamamız gereken ise otobüslerde sürekli dışarı , ağaçlara yollara falan , bakmaktır...
kaçanın ötekini arkasına takmak, ilgisini çekmek gibi bir fikri varsa eğer aslında kovalayanın, yani peşe takılanın tam da kaçan olabileceği gibi garip durumları düşünmezsek eğer karmaşık insan ilişkilerini anlatan pek güzel bir sözdür.
her birey farkına vararak ya da varmayarak test etmiştir ve duruma göre de (fark ettiyse durumu) onaylamıştır. söylenen en doğru sözlerden biridir.
kaçanın "kaçan" olması için kovalanması şarttır. kovalayanın da-şayet manyak değilse- bi "kaçan"a ihtiyacı vardır kovalamak için. bu giri böyle devam ederse bi kakofoniye yol açacağından, kendi kendini imha edebilir.
ama hadisenin özü şudur ki, bu ikisi, biribirini severken boğan sevgililer gibidirler, daraltırlar fekat gözleri dönmüştür sevgiden, aşktan..
aşk ve birliktelik konuları üzerinde düşünüldüğünde, kaçınılmaz olarak karşımıza dikiliveren gerçek.
arzu üzerine bişeyler okuyup düşündüğümüzde biraz, onun kamçılanması için şart olan gizemden bahsedildiğini görüyoruz. gizli olanı istiyor ruh da beden de.. ve tamamen sahip olduğumuzda bir şeye; bizim için gizemini ve çekiciliğini yitiriyor artık o. (kısmi alıntıdır bu paragraf)
bir de ulaşılmazlık hususunu eklemek istiyorum ben bunun üzerine; hep bir adım ötemizde duran ama o bir adımı da kat etmemize bir türlü izin vermeyen güzellikler için nasıl da yanıp tutuştuğumuz gerçeğini. ulaşamadıkça değerlenen; hatta bazen gözümüzü karartıp bizi "hırs" dediğimiz duyguya iten şeyleri.
bir telefonumuzla uça uça geleceğinden emin olduğumuz kişiyi ararken mi daha çok heyecanlanıyoruz; yoksa "acaba gelir mi, keşke gelse..." diye düşündüğümüzü mü? her saniye ne yaptığını mesajla bildiren sevgili mi daha çok özleniyor, yoksa iki-üç günde bir konuşulan mı?
"ruhi varlığımız, hazla kederin muvazenesine istinat eder" diyor peyami safa. her zaman bir parça kedere, ve onun karşılığında aldığımız mutluluğa, zevke muhtaç olduğumuzu anlatıyor. ve işte her birimiz de bu bahsedilen muvazeneye* ulaşmak için; içinde bir parça gizem saklayanları; kendini her şeyiyle bize teslim etmeyenleri, -elde edemediklerimizi yani- "kaçan" olarak niteleyip koşuyoruz peşinden; ta ki yakalayana kadar. yakaladıktan sonra da; başka bir "kaçan" yaratıp kendimize, onu kovalıyoruz.
neden ki? neden yani ben seviyorsam deli gibi de göstermek isterim. ay azıcık yüz vermeyeyim de o beni sevsin ne saçma. böyle düşünen sevgiliyi de takdir ediyorum açıkcası. neden eziyet etmek ister ki bi insan sevdiğine. bu bir taktiktir tamam. işe yarıyordur doğrudur. ama bence bu şekilde yürüyen bi ilişki sahtedir. sevmeyip de seviyormuş gibi rol yapmak ne kadar kötü birşeyse, sevip de sevmiyormuş gibi kendini çekmek de o kadar kötüdür. ben sıkılırım.. ben bezerim.. seviyorsam savaşırım.. ama en sonunda ben de sıkılırım..
bu taktiği kim bulduysa kim bu kadar insanın aklına soktuysa ben de onun.. neyse çok asabiyim bak..
çocukca ilişki yaşayanların ortaya çıkardığı sorundur. olgun bir insan seviyorsa seviyorum der, düşünmez ulen ben seviyorum ama şimdi çokmu ilgi göstericem ya benden kaçar mı acaba hem ben niye seviyorum o sevsin beni fln fln. erkeklerden çok genelde kızlarda vardır bu olay. ilgileniorum dediğinizde geri çekilirler, bir b.k yapmadığınızda zırt pırt ararlar sonra ulen arıyor oda ilgileniyor galiba deyip tekrar atak yaptıgınızda yeniden geri çekilirler. en güzeli hadi sie deyip yolunuza devam etmektedir.
bazı kişilerin, planlı olarak uyguladığı taktik. son derece yersiz, çirkin ve bayağı düşünce. sevilen kovalanır ve bundan bile bıkılır. ben kovaladığımda kaçıyorsa, ben ona koştuğumda kollarını açmıyorsa, gün gelir, ardına baktığında kimsenin olmadığını görür. elbet bir gün, soluk soluğa kaçarken boşuna yorulduğunu anlar. her sabrın bir sonu vardır. kaçan kovalanır diyenler, akıllarından şunu çıkartmamalı; sonunda, kaçan kovalayanı kaçırtır.
denge ölümdür. vücutta da bu böyledir, aşkta da. iki insan bu işi nöbetleşe sürdürmeli ki dengeye de varmasın unilateral de kalmasın. biri kaçarken öteki kovalar sonra görev değişimi yapılır. e nereye kadar diyeceksin, evlilik dediğimiz olaya kadar ki o da bir dengedir, aşkın ölümüdür. e hiç mi canım cicim safhası olmayacak dediğinizi duyar gibiyim. o da olur ama, e sevgili okur hiç etrafında ıcır bıcır sevgili görünce bebişim, aşkım, cingılbörtüm * dediklerinde tiksinmediğin olmadı mı? az da olsa yapılabilir. ha sen kimsin dersiniz onu da biliyorum ama sözlük benim dayımın.
discovery, national geographic gibi bilimum belgesel kanallarında yayınlanmakta olan bir hayvan kaçsın diğeri avlansın programlarından farkı olmayan desturdur.
gerçeği isabetli bir şekilde tasvir eden, insanca, pek insanca olduğu bilinen, doğru olmakla birlikte bilhassa vıcık vıcık insan ilişkilerine uyarlandığında saçma sapan algılara sebebiyet veren bir önerme. insan ilişkileri açısından ele alındığında öncelikle belirlenmesi gereken şey kovalananın aslında ne olduğudur. dışarı belli etmese bile içten içe peşinden koşanların yaşadığı acı oranında mutlu olan, sadist, bir o kadar da gerizekalı "kaçan"ların gözardı ettiği, belki de hiç düşünmediği şey aslında kovalananın kendi varlıkları olmadığıdır. moby dick, herhangi bir gemici için, yakalandığında muazzam sabunluk yağ temin edecek devasa bir balinadan ibarettir. peki ahad'ı ömrünü denizlerde harcatacak, başka hiçbir şey düşündüremeyecek kadar bu devasa beyaz balinanın peşine düşüren şey moby dick'in fiziksel varlığı, yakalandıktan sonra sağlayacakları mıdır? starbucks'ta oturup arkadaşlarına süründürdüğü erkeklerin yaşadığı acıları anlatırken ne kadar değerli olduklarını görüp zevkten dört köşe olan yapay sarışın fahişelerin (bu yazı dahilinde tamamen kurgusaldır bu fahişeler) düşünemedikleri şey, insan olmaları dolayısıyla yenilgiyi kabullenemeyen zavallı kurbanları için sadece fethedilmesi gereken ve fethedilemediği müddetçe acıyla karışık bir şevk veren bir kale oldukları ve kendilerinin aslında curveball oyununda 9. level'dan yahut devasa bir beyaz balinadan farksız olduklarıdır.