aşk ve birliktelik konuları üzerinde düşünüldüğünde, kaçınılmaz olarak karşımıza dikiliveren gerçek.
arzu üzerine bişeyler okuyup düşündüğümüzde biraz, onun kamçılanması için şart olan gizemden bahsedildiğini görüyoruz. gizli olanı istiyor ruh da beden de.. ve tamamen sahip olduğumuzda bir şeye; bizim için gizemini ve çekiciliğini yitiriyor artık o. (kısmi alıntıdır bu paragraf)
bir de ulaşılmazlık hususunu eklemek istiyorum ben bunun üzerine; hep bir adım ötemizde duran ama o bir adımı da kat etmemize bir türlü izin vermeyen güzellikler için nasıl da yanıp tutuştuğumuz gerçeğini. ulaşamadıkça değerlenen; hatta bazen gözümüzü karartıp bizi "hırs" dediğimiz duyguya iten şeyleri.
bir telefonumuzla uça uça geleceğinden emin olduğumuz kişiyi ararken mi daha çok heyecanlanıyoruz; yoksa "acaba gelir mi, keşke gelse..." diye düşündüğümüzü mü? her saniye ne yaptığını mesajla bildiren sevgili mi daha çok özleniyor, yoksa iki-üç günde bir konuşulan mı?
"ruhi varlığımız, hazla kederin muvazenesine istinat eder" diyor
peyami safa. her zaman bir parça kedere, ve onun karşılığında aldığımız mutluluğa, zevke muhtaç olduğumuzu anlatıyor. ve işte her birimiz de bu bahsedilen muvazeneye
* ulaşmak için; içinde bir parça gizem saklayanları; kendini her şeyiyle bize teslim etmeyenleri, -elde edemediklerimizi yani- "kaçan" olarak niteleyip koşuyoruz peşinden; ta ki yakalayana kadar. yakaladıktan sonra da; başka bir "kaçan" yaratıp kendimize, onu kovalıyoruz.