piyasaya yeni çıkan bir üründe firma isminin üründen daha öne çıkması olayı. daha sonra diğer firmalar ne kadar uğraşsa da artık o ürün ilk üreten firmanın ismiyle anılır.
(bkz: atmye bankamatik demek)
- hayırlı işler, mahmut alabilir miyim?
+ lan mahmut. olum bu ne bal haa. kısmet çıktı lan dükkanda bana balkonluk yaparken nıhıhığ..
* şansımı skeyim, herifliğini geçtim satanis heral lan bu.
- mentollüsü varsa..
+ mentollü müsün lan sen mahmut? ağıağıağı hay amına koyim, kısmetli pezevenk seni.
* zorlama olum skecem ama.
-ironi değil mübalağa değil-ciddi ciddi ifrit olduğum davranış. tam bir kağıt mendil-kolik olduğum halde önce selpak markasından tiksinmeme neden oldu bu durum. çok mecbur kalmadıkça selpak almıyor, daha kaliteli olmadığı halde gala ve solo markalarını tercih ediyorum. fakat selpak-kağıt mendil özdeşliğini kuran popülasyon öylesine hızla artıyor ki benim selpak firmasını batırma yönündeki bireysel çabalarım elbette zayıf kalıyor. sanki reklamda oynuyormuşçasına ağzını ayıra ayıra "selpağın var mı" vb. cümleler kuranlar; yaşları, cinsiyetleri, eğitimleri, dünya görüşleri ne olursa olsun benim gözümde avamlaşıyorlar. (lan misal tut ki wentworth miller’la romantik bir akşam yemeği yiyorum, bu birden tutup “selpağın var mı” diye soruyor, bir anda bitti gitti, dağıldı karizması. o tapılası melek yüzlü kültürlü, muhteşem adam gitti; yerine necati şaşmaz geldi. bak şimdi de “kadınlar helvadır, likittir, akaryakıttır” filan diyor. imdaat! neyse... sadece varsayımmış. zaten wentworth miller gerçekte selpak’ın ne olduğunu bile bilmiyordur. ayrıca onun nezle olmasa da yanında kağıt mendil taşıyan titiz, asil insanlardan biri olduğuna kalıbımı basarım. o yönden içim ferah, sazım yanık... ) hele bir de bunların tuvalet kağıdına da selpak diyen alt kümeleri var ki, insanı dinden imandan çıkarırlar. aynı bağlamda her kadın pedine orkid, her hazır kahveye nescafe, her pvc kapı pencereye pimapen, her yaş-kuru mayaya pakmaya diyenlere karşı da bu türden bir hissiyat besliyorum. ben bu firmaların sahiplerinin yerinde olsam, işi bu tür gönüllü reklam pıtırcıklarına devreder reklam yapmak için bütçe filan ayırmazdım.
artık doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum. geçenlerde bir bakkala girdim kağıt mendil istedim. ilk önce bi "hı?" dedi. sonra da "kağıt 1 milyon mu?" dedi. ben de selpak dedim. öyle abartılacak kadar "her arabaya mercedes demek gibidir", "her sike yarak demek gibidir" değildir.
nasıl döşemeleri viledayla siliyorsak, nasıl eve aygaz taktırıyorsak, nasıl banyo ve mutfağı cifliyorsak, nasıl her yemeğin yanında fanta içiyorsak, nasıl her hamurişinde sana yağı kullanıyorsak, ben de her zaman selpak'a sümkürürüm kardeşim. budur yani ticari başarı dediğimiz şey. alkış.