kapat gözlerini balığım, üzülme sen
bir gün elbet kurtulacağız cam çeperlerden
gülüş güzel, gök mavi desem anlar mısın?
ben ağlasam haykırsam göğe duyacak mısın?
zaman geldi, mekan değil ertele sabret.
balığım hiç dinmesin aşkın,bir deniz hayal et.
bazı duygular onlardan kaçmak istememizle doğru orantılı olarak içimize işlerler. kaçış hiç bir zaman çözüm olmamıştır. insan içine kulak vermeli,orada neler olup bittiğini anlamalı aslında.. orada olan biteni bastırmak ileride muhtemel bir ayaklanmaya delalet eder. öfkemiz, sevgimiz,aşkımız,sevincimiz... bastırdığımız her ne ise ileride daha güçlü şekilde çıkar ortaya.beyaz bayrak sallanır. zira bastırarak onu beslemişizdir içimizde. o duygunun ait olduğu nesneye yeryüzünde rastladığmız an'a kadar farkında olmayız bunun ve o an geldiğinde bir şaşkınlığa düşeriz. kendimizle çeliştiğimiz an'dır o an. içimiz ve beynimiz esaslı bir kavgaya tutuşur. ayıramazsınız ve neticede dilemmalar bize hep daha kötü hissettirir.
demosthenes bir meyhaneye girmiş, kimse görmesin diye arkalarda bir yer arıyormuş. diogenes görmüş ve demiş ki;
'ne kadar arkalara gidersen o kadar meyhaneye girmiş olursun'
“saçaklarda buz tutmuş yüz görüntülerini giyer de
buğulu camlardan tedirgin gözleri takarım ayakizlerime
bir şaşırtmaca bu, sonra gecenin keyfi kaçar
aramalar, çatışma, panik, yayılmacı ırmaklar; taşar deniz
ve gülücüğün paslanması, yanık kokusu plastiğin
eklenir gürültüye. siyahi, şiddetin korkulu kızı
ölmek alışkanlığı yeniden keşfedilir sanki
önce yontulur bir sürü dil, yalnızca birkaç kelime bırakılır
çentiklerde görünmez kan daha
gökyüzü, savaş renginin tonlarında, büzülür büzülür
bir kıyı, kıyıya çekilen taka, takada acı su
suya yansıyan ölü balık gözleri
motor sesi ve kaçış gölgemizdeki ölümden…”
hafif dalgacıyımdır ben. yaşayamadıklarımı yaşadıklarıma ular ular hayallerim her gün her gece. olur ya işte, bazen duygusallığınız tutar. bir o kadar da ağlak olabilirsiniz sıfırdan başlayarak yaşamaya. ana rahminden yeni çıkmış da hayata alışamamış hani, ilk nefesi ağlamak olmuş gibisine.
bir de en güzel saatleri bu saatlerdir yaz mevsiminin. güneş çekilmeye başlamış da, ufaktan bir rüzgar eserken, yani turuncuya dönerken dünya bir japon balığı gibi. bir aşk okursunuz, bir hayat, bir masal, bir acı… yaşamak büyük acı!
okuyorum. “oku!” denen yerde durmadan okuyorum. hayatlar geçiyorum. kimisine değip kayboluyorum. kiminde derin izler bırakıyorum. hepsinin farkındayım, biliyorum. bazısına uzaktan bakıyorum, çoğu zaman hallerine üzülüyorum. mutsuzluğumu unutup mutsuzluklarıyla boğuşurken yoruluyorum.
benzer şeyler yakalıyorum bazen. çoğu zaman canımı acıtıyor yakaladıklarım. balıkları bile tekrar denize bırakırım oysa ben. belki pullarından şans ister birisi daha, kim bilir.
kim bilebilir ki?
birazdan ne olacağını, hayatın kime hangi sürprizi hazırladığını kim biliyor?
hayat kocaman bir hediye paketi. içinden ne çıkacağını kimse bilmiyor. ama yine de seviniyoruz, adının hediye olması buna yetiyor.
gelecekteki sevgiliye mektuplar yazmayı çoktan bıraktım bir de. bunu da dip not olarak düşmeliyim kara düzene. dipten gelen notların başka adı da olmamalıydı zaten. “dip not” tam bir kinaye.
tüm bunları yazdıran şarkıya da, okuduklarıma da yürekten bir teşekkür etmem gerek. kaçışımı kendimle noktaladığımdır belki de teşekkürümün adı.
bu bir kaçıştı. bunsuz yapamayacağım arkasız bir kaçış.
ve bu hikayedeki bütün gözler yorgundu. hikaye, hikayemizdi..
uzun yolculukların sonunda, her beklenilenin bulunamadığı bir gerçek. uzak hiç uzaktan göründüğü kadar güzel değildir. uzak hep güzeldir halbuki. bak şimdi...tek şeritli kaçış yolumun en başındaki çeşmenin üstündeki gökyüzü özlediğim. ve çılgınlık değil akan kurnasından , hüzün gürül gürül. hüzün hiç gürül gürül akmaz sanırdım; gözlerimmiş beni kandıran. ben hüznümü hiç bu çeşme kadar ayan beyan yaşa(ya)madım.yaşayamamıştım...yaşamalı mıydım?
bilmemek çözüm mü? bilmemek başlangıç mı yoksa son mu? kaçış bence...kaçışın başlangıcı mı sonu mu orası muamma.
***
kaçışın en zor yeri ortasıdır. büyük bir düşünürden alıntılamıyorum bunu. salt yaşantısallarımdan çıkarsadığım, başka ve daha güzel bir deyişle, bizatihi tecrübelerimle sabit olan bir gerçek bu. şüphe ve pişmanlık başgösterir tam da yolun ortasında. baştaki öfke ve özgüven yumuşadıkça yumuşar. insan, "kaçmasa mıydım?" diye sorarken yakalar kendini. duvardaki ilk gedik.
içinde bir yerlerde bir ses, yitir(il)mişliğin verdiği acıyı, bastırmaya çalışır."ben demiştim..beni dinleseydin..büyütecek ne vardı?" (sahi ne vardı da büyüttün içindeki sevgiyi, güveni), duymanın muhtemel olduğu cümlelerdir. kendine itiraf edemesen de, tam olarak pişman olmasan da özlediğini bilirsin (eskiden) kendini ait hissettiğin yeri. bu başlangıcıdır yorgunluğun. özlem ve pişmanlık, şüpheyi getirir ardından. varış yeri eskisi kadar cennetvari değildir artık hayallerinde. korkarsın.. her adımda daha da yaklaştığının uzaklaştığın, uzaklaştığını sandığın korkuların tam ortası olduğu fikri aklına düşünce, korkarsın. kaçışla birçok kez yüzleşmişsindir, ama bu en zor olanıdır.zira, yüzleşme insanın kendiyle ve dürüstçe olduğunda anlamlıdır. ve bir yüzleşme anlamlıysa mutlaka zordur.
hep hayal ettim. bir gün bütün ıvır zıvırlarımı alıp kaçacağım. okunmamış kitaplarımı, izlenmemiş filmlerimi, giyilmemiş, belki alındığı ilk gün dolabın en kuytu köşelerine atılmış giysilerimi, yazılmamış cümlelerimi.. kısaca söz verilmiş her şeyi. bir yayla evi olur bir dağ evi ya da kış mevsiminde deniz kenarında bir tatlı huzur almaya bir şirin pansiyoncuk olur. o an nereye isterse canım oraya. ama daha o zamandan biliyordum bunun olmayacağını. bu kafayı istersen himalayalara götür istersen karayiplere. nato mermer nato kafa. önce kafamı rahatlatmam lazım ki nerde olursam orada huzur bulayım. negzel demi sanki ilk ben bulmuşum gibi..
kaçış, belki de kaçamayış.
yağmur pırıltıları var ışıltılı
saçlarında, alnına düşen;
islak gözlerin ve dudakların
soğuk ve ıslak; katılıp kalmış yanakların soğuktan.
neden bu kadar çok kaldın
uzaklarda, neden yalnızca
gece geç saatlerde geldin bana
yürüyüp saatlerce yağmur altında, rüzgârda?
çıkar giysilerini ve çoraplarını;
otur ateşin karşısındaki koltuğa.
ellerimle ısıtacağım ayaklarını;
öpüşlerimle ısıtacağım göğüslerini ve uyluklarını.
bir büyük ateş yakmak isterdim
içinde, hiç sönmeyen.
emin olmak isterdim senin taa içinde
bir mıknatıs olduğuna, seni eve çeken.