kız istemek   

adana çık aradan

  1. evlenmek için kız tarafının mümkünse babasından, mümkün değilse aile büyüklerinden birinden giyinip süslenip hoş kokular sürünüp çikolata çiçek falan alınıp gidilerek izin istendiği, gelin adayının kahve ikram etme merasiminin olayın dönüm noktalarından biri olduğu, damat adayı için müthiş kasıcı bir olaydır.
    baba verince bitse neyse, daha söz var nişan var nikah vaaar. en iyisi beraber yaşamak. al eve koy bi çekyat, mutlu mesut yaşa kardeşim. nedir bu imza & yüzük sevdası?
    (the weakest link, 01.05.2004 13:45 ~ 13:45)


  2. en önemli kısım kahve servisidir. bu esnada kızın fikri de öğrenilmiş olur, söylendiğine göre kahveyi yapan kız eğer damat adayıyla evlenmek istemiyorsa kahveye şeker yerine tuz koyarmış.
    (esdora, 20.07.2004 12:14 ~ 16.01.2005 19:16)
  3. öncelikle: kafam allak bullak iken yazdığım yazıdır.

    bunu yazarken aklımda başlık falan yoktu. sadece bugün başımdan geçen bir olayı, bir başlık vasıtasıyla sözlüğe taşımak ve böylece benim durumuma düşebilecek insanlara bir nebze olsun yardımcı olmak istedim.

    "kız istemek.."

    kız istemek / görücülük / görücü usulü; ebeyevnler eşliğinde, ebeveynlerin beğendiği gelin adayının evine misafirliğe giderek kızı damat adayına teşhir etmek esasına dayanan bir olgudur.


    üniversiteye girdiğim günden bugüne değin lisedeki yaşantısını geride bırakamamış, lisedeki aşklarının hatıralarını silememiş ve hala o hatıralarla yaşayan biri olarak henüz bir ilişki yaşamamıştım.
    bu durumdan en çok babam rahatsızdı ve bir "dur" demeliydi. sanırım artık oğlunun -kaba tabiriyle- ibne olmasından korkuyordu. [derhal gerçeği söyleyeyim, ibne falan değilim, liseden bu yana cinsel tercihlerimde bir değişme olmadı.]
    geçen senenin ortasından beri (2005 eylül) öğretmen arkadaşlarından birinin (babam da emekli öğretmendir) kızı hakkında konuşup duruyordu. en çok bahsettiği konu ise öğretmen arkadaşının (ali amca) ne kadar beyefendi, ne kadar dürüst, ne kadar eğitimli ve ne kadar görgülü olduğu, böyle bir adamın kızının ise ne kadar mükemmel bir kız olabileceği konusu idi. üstüne bir de (babamın bakış açısıyla) kızın ne kadar güzel olduğu düşünülürse tadından yenmez bir "gelin" adayıydı. bütün bunların üstüne (benim pek inanmadığım) sosyal statü kavramını da eklemiş ve kafasında ali amcanın kızı ve beni evlendirmişti bile. kız tıp fakültesi öğrencisiydi (eksi meraklısı yazarlara selam eder, daha sonra tıp fakültesinden nasıl bir düğüm atacağımı müjdelemek isterim).
    babam tam 1 yıl boyunca kızın ne kadar -babasının özelliklerinden- olduğunu anlattı bana. ben her ne kadar "ısmarlama aşklara tahammülüm yok benim" gibi çakma şiirsel sözlerle kendimi savunsam da babam "ali hocayla dünür olmak isterim" dedi ve "e o zaman ali hocayla seni evlendirelim baba" gibi tekliflerime, ucuz esprilere karşı gösterilen merhamet tebessümleriyle tepki gösterdi.
    ben ankara'daydım, babamlar ve ali amcalar adana'da, kız ise istanbul'daydı. ben ankara'dayken babamın arada bir arayıp kızdan bahsetmesinden başka başımı ağrıtacak mevzu yoktu. yalnız işin en ilginç tarafı ise babamın bu süreçte yalnızca beni telefonla taciz etmekle kalmayıp işin altyapısını hazırlıyor olmasıydı.
    babam, ben ankara'da sınavlarla cebelleşirken ve sözkonusu kız tatillerde adana'ya döndüğü zamanlarda, kızı ablukaya almış, yeni aldığı kameranın türkçe kullanım kılavuzunu saklayıp, "kızım sen ingilizce hazırlık okuyorsun, gel de şunun kılavuzunu bir tercüme et bana" diyerek kızı kafeslemeye çalışmıştı. maksadı benim isteklerime derman olmaktı tabiki. ben babamın ısrarlarına daha fazla dayanamayıp kızı bir şekilde (evine gitmeden) görmek, değilse bir fotoğrafını incelemek istiyordum ve az önce anlattığım tezgah da tam ona göre ayarlanmıştı. kızcağız kılavuzu tercüme ettikten sonra "e hadi bir deneyelim şu kamerayı" denilerek kızın fotoğrafı alınacak ve bana gösterilecekti. yalnız şimdi hatırlayamadığım nedenlerden ötürü kızın fotoğrafını alamamıştı babam (sanırım kız gelememişti babamın yanına).
    her neyse..
    en son tatilimde (ki buraya dikkat çekmek isterim, "tatil" dediğim vakit aralığı sadece 10 günü kapsamakta. 1 yılda 10 gün..) babam artık zıvanadan çıkmış bir vaziyette ali amcaların evine gitmemiz hususunda baskılar yapıyor ve tatilimi zehir ediyordu. bu konuda en büyük dayanağı ise ali amcanın da aynı yolun yolcusu olmasıydı. evet, ali amca da beni gözüne kestirmişti ve kızını benimle "evlendirmek" istiyordu.
    babama bunu nasıl anladığını sorduğumda demirel* edasında öyle yuvarlak cevaplar verdi ki, ali amcanın niyetine gerçekten inandım (hala inanıyorum, o ayrı).

    işin handikapı babamın göz zevkiydi. 21 yıllık babamın göz zevkini az buçuk biliyordum. babama göre süper olan kız bana göre ancak boş zaman değerlendirme metası olabilirdi (bu cümle için bayan yazar ve okurlarımızdan özür diliyorum ancak en üstte de yazdığım gibi kafam allak bullak ve bunu başka şekilde açıklayamazdım).
    bu meseleyi bir türlü çözemiyordum. kızı merak etmekten başka bir meşgalem yoktu. fotoğrafı yoktu ve ben merak içerisindeydim..

    kızcağız bu sene tıp fakültesinin hazırlık sınıfını bitirip asıl derslere başlayacaktı. babası (ali amca) kıza bir dizüstü bilgisayar almıştı ve sağolası babam adeti olduğu üzere boş durmamış ve ali amcaya "benim oğlanın bilgisayarında bir sürü tıbbî program var, hanım kızımıza versin o programları" demişti. artık amacımız sade bir ziyaretin ötesine geçmiş ve bir amaca, hanım kızımızın tıp eğitiminin önemi üzerine yoğunlaşmıştı. ve işin en kötüsü ali amca beni ve "tıbbî program"larla dolu bilgisayarımı bekliyordu.

    babam en son (bugün [1 eylül]) bana durumu izah etti, "senin bilgisayarında öyle programlar var değil mi?" diye sordu. "evet" dedim çaresiz (çaresiz: bilgisayarı eğitim için almıştı, evet). bana ali amcalara bu akşam çay içmeye gideceğimizi, akşam için program yapmamamı, yaptıysam iptal etmemi ve bu işin ne kadar önemli olduğunu söyledi. kızı ölesiye merak ettiğim için "peki" dedim. "peki baba"..

    akşam geldi, eve gittim. duşa girdim, adana'nın sıcağı yüzünden kokuşan vücudumu temizledim, bir haftadır fırçalamadığım dişlerimi fırçaladım, saçlarımı jöle yardımıyla düzelttim. hazırdım. aşağıya inerken parfümümü (bkz: keen) sıkmayı unuttuğumu farkettim. "siktiret, beğenen parfümsüz de beğenir" dedim kendi kendime ve arabaya yöneldim. babamlar evi tam olarak bilmediği için ali amca bizi evlerine yakın belirli bir noktadan alacaktı, aldı ve eve götürdü.
    biz apartmanın merdivenlerinden çıkarken evin hanımı (ali amcanın eşi) kapıda dikiliyordu, "kız" için göz gezdirdim, kapıda değildi. kapıdan girdik, ayakkabılarımızı çıkardık, o sırada kız ve abisi (abisi benim akranım) yanımıza geldi.

    kopma anı..

    güzel sözcüğü için yeni anlamlar aramaya başladım. eğer yolda geçerken "ulan ne güzel kız" dediğimiz kız güzelse, bu kız güzel falan değildi, veya güzellik sadece "kaşla göz"e bakıyorsa bu kızın kaşı gözü sınırların dışındaydı benim için.
    kız (ismini veremediğim için tüm yazar ve okurlardan özür dilerim) güzel değildi, mükemmel hiç değildi, afet-i devran ise yanında hafif kalırdı. hani herkesin (kız/erkek) hayallerinde biri vardır da bir türlü sıfata bürünemez ya, işte o "kız" benim hayallerimdeki kişinin ete kemiğe bürünmüş haliydi. ilk fırsatta durumu çaktırmadım. sade bir tokalaşmanın neticesinde ismimi zikredebildim; "gxix ben..". sanırım o sırada annesi, babası ve abisiyle de tokalaştım ama hatırlamıyorum.

    içeri geçtik, aptallaşmıştım. aptallığın ötesinde sınırları zorluyordum ama irademe ve gücüme güvendiğim için bunu çaktırmıyordum - en azından çaktırmadığımı umuyorum. ayakta dikildim belli bir müddet. babam geldi o sırada, bir koltuğa oturdu, ben de hemen oturdum bir koltuğa, sonra annem, kızın annesi, abisi vesaire kişiler yerlerine oturdular. artık benim için sadece o ve ben vardı odada. ali amca ısrarla askeri okulda yaşadıklarımı öğrenmeye çalışsa da kaçamak cevaplarımdan kaçamamış, evin hanımı ise olayı sadece izlemekle yetinmişti. kızın abisini hatırlamıyorum bile. sanırım gözlüğü vardı.

    ben içimden "kıza nasıl yakınlaşabilirim?" diye düşünedururken bilgisayarla birlikte geldiğimi çoktan unutmuştum ve ali amcanın kızına "hadi kızım şu bilgisayarını getir de gxix'ten programları al" demesiyle kendime gelmiştim. inanın o anda kalkıp ali amcayı öpebilirdim. kız bilgisayarını getirdi, babam "kızım bilgisayarının markası ne?" dedi, "kespır amca" dedi. sonra "oğlum seninki neydi?" diye sordu bana, sesim kısık bir vaziyette "aybiem" diyebildim. babamdan asla yanından ayırmadığı usb'sini istedim, verdi. bilgisayarıma taktım. ders notlarımın arasından geyik arkadaşlarımın çektiği çıplak fotoğraflarımızı temizleyerek güzel bir arşiv oluşturmaya çalıştım (sanırım başarmış olmam gerek) ve usb'ye attım. işte o an "ecel teri" nedir, öğrendiğimi düşünüyorum. o usb bilgisayardan çıkacak, az ileride soldaki kızın bilgisayarına takılacak, mümkünse yanına oturulup "bak, şu notlar şu derse ait, şu program şöyle güzel" vesaire diye anlatılacak.. usb'yi söktüğüm anda zaten duyduğum kalbimin sesini kıza duyurmamaya çalışmaya özen gösterdim.
    yanına gittim, usb'yi taktım, açtım, aynen zihnimde canlandırdığım gibi anlattım "şu şudur, bu budur" diye. kız "eheh, desene artık sıkılmayacağım" dedi, "bunlar sıkıntını alacak şeyler değil" gibi öküzümsü bir cümleyi de espri niyetine bir güzel sarfettim.

    daha sonra yerime geçtim, çay gelmiş bu sırada. tabi ben çaydan maydan bihaber bir vaziyette kızla ilgilendiğim için çay buz olmuş, şekeri de yokmuş. onu nereden anladım, annem "oğlum çay içmeyecek misin?" dediğinde anladım. evet, tadı acıydı. kızın abisi şekeri uzattı, soğuk çayda şekeri eritmeye çalışıp içtim sonra.

    aradan geçen sayılı dakika içerisine annemin yanıma oturmuş olduğunu farkettim, onu da "oğlum artık kalkalım mı?" şeklindeki sorusuna cevap ararken farkettim. "lan annem yanımda oturuyomuş!". "kalkalım anne" dedim. annem babama baktı, babam "tamam hanım" dedi, ali amcaya döndü müsade istedi. kalktık velhasıl kelam.

    kapıda kızla tokalaştık, "memnun oldum" diyebildim, diğerleriyle de vedalaştığımı hatırlıyorum (sanırım diğerlerini öptüm bile).

    aşağıda babamla annem ali amcayla vedalaşırken arabayı arkada park halinde duran arabaya çarpıyordum, ki babamın feryadıyla kendime geldim. "istersen ben süreyim" dedi, "yok" dedim, "ben sürerim." (nereye sürüyosun?)..
    eve geldik, babam yol boyunca konuşmamıştı. içime dert oldu. "ee oğlum, beğendin değil mi? artık nişan hazırlıklarına başlarız" demesini beklerken, o sadece bıyık altından gülüyordu. aynen öyle sordum ben de; "neden bıyık altından gülüyorsun baba?" dedim. babam kızı beğendiğimi teyid etti, gerisinin bana bağlı olduğunu, kızla arkadaşlığı ilerletmem gerektiğini söyledi.
    şakayla karışık "nişan" mevzuunu dile getirdiysem de, babam büyük bir meydan harbi kazanmış komutan edasında sadece gülümsüyordu..

    --

    "kız istemek" olgusunu tamamen tanımladığını düşünmediğim yukarıdaki yazıyı sabredip okuyan bekar erkek arkadaşlarıma bir çift lafım var;
    anneler ve babaların buldukları "kız"lar o kadar kötü olmayabiliyor. "abi alem göt olmuş, karılar orospu" mottosuna sahip insanların, anne-baba kaynağıyla yakından temasa geçmesini şiddetle tavsiye ederim.

    şimdi kızın telefonunu nasıl alacam ben ya?

    babam halleder. ahah.

    // 02 eylül 2006 - 03:11 //

    --- --- --- --- ---

    edit:

    gelen sayısız "hocam sonrasında ne oldu? şimdiki durum ne?" soruları üzerine siz yorulmayın diye bir edit yapmak istedim -mesajlarınıza cevap vermekten zorsunduğumu sanmayın, cidden yorulmamanız için yazıyorum bunları-.

    sayın arkadaşlarım, öncelikle ilgilendiğiniz için gerçekten teşekkür ederim.

    mevzu yaklaşık 2 senedir bekleme vaziyetinde. iş ciddiyetini muhafaza ettiği için ben kendi başıma bir eylemde bulunmadım. istiyorum ki aileler iyice anlaşsın, güzel bir ortam oluşsun. zaten "su yolunu bulur" derler, ben bu atasözüne güvendim.

    daha da özele inecek olursam söz konusu "gelin adayı"na karşı ilgimi yitirmiş değilim, sadece babamı ileri safhaya geçmesi konusunda ikna etmeye çalışıyorum. ve sanırım bu yaz biraz ilerleme kaydettim.

    ilginiz için tekrar teşekkürler.
    (gxix, 04.09.2006 23:24 ~ 30.07.2008 23:51)
  4. efendim kız istemek, kız tarafının pasta börek hazırlayıp erkek tarafını beklediği, erkek tarafının da çikolata çiçek almak suretiyle ailecek allahın emri peygamberin kavliyle kızı babasından ya da bu konuda yetkili başka bir aile bireyinden istemeye gittikleri adetin adıdır.

    diycem ama değil. görüntüde böyle olsa bile değil...

    kızı isteyecek olan da istenecek olan da olayın ciddiyetini en iyi orada farkeder. ailelerin daha önce hiç tanışmamış bireyleri bir araya gelir. burada bu tanışmamış kişilerin birbirini sevmeme, birbiriyle anlaşamama gibi bir ihtimal her zaman vardır. her an birileri pot kırabilir, karşı taraf ayar alabilir. karşılıklı hain bakışmalar, burundan solumalar, yumruk sıkmalar, gecenin sonunu karakolda şenlendirmeler bile söz konusu olabilir. kız vermek kolay olmadığından herkes fazlasıyla hassaslaşabilir. tüm bunların stresiyle geçen günler ve saatlerle birlikte gün, saat belirlenir.. hazırlıklar yapılır ve büyük buluşma gerçekleşir. hanım kızımız heyecan içerisinde evin içinde dolanır durur. kız babası gerginliğinden, aynı anda aşmaya çalıştığı üzüntüsü ve sevincinden bi yere oturamaz. anne son bir sigara içme derdinde olsa da salata tabağının yerinin iyi olup olmadığını tekrar tekrar kontrol eder. kızın abileri her ne kadar bu zamana kadar tom ve jerry kıvamında yaşamaya alışmış olsalar da kız kardeşlerinin gideceğinin farkına vardıklarından bu sefer de sahiplenici bi tavırla mevzu çıkartmaya hazır ve nazırdır. tüm bu paniğin ve duygu selinin her damlasını hisseden kızımız heyecandan titremeye başlar. hiç alışık olmayarak giydiği topuklu ayakkabı üzerinde yürümekten ziyade büyük bir eforla ayakta durabilmeye uğraşır, mezuniyet ve zorunlu gidilen düğünler haricinde o tarz bir makyajı asla yapmadığından, mütemadiyen suratını kontrol etmek zorunda hisseder, aynaya her baktığında isterse dünya güzeli olsun gördüğü yüz bülent ersoy'dur. birileri sürekli sakin olması gerektiğini söylerken derin nefesler almaya başlar ve kapı zili ne idüğü belirsiz bir tonlamayla çalar. sessiz bir çığlık atılır, babaya son bir kez çaktırmadan bakılır.. ve kapı açılır...

    "amanın da kimler gelmiş, kimler gelmiş!!!"

    içinden kapıyı açtığın gibi kapatmak gelir ama yemez. misafirler buyur edilir. herkes tanışır, yerlerine yerleşir. hanım kızımız ve efendi oğlumuz bi şekilde yan yana oturabilmeyi başarabilmiştir. sürekli olarak "napıcaz, şimdi ne olacak, sırada ne var, annen babamı sevdi mi acaba, ya babalar?" gibi konu başlıkları konuşulur sessizce. daha beşinci dakikada herkes tanıştıktan, hava durumu kısaca irdelendiğinden ve vatan millet hızlıca kurtarıldığından (evet sadece 5 dakikada) damat adayının babası dayanamaz ve süratle konuya girer... niyet üstü kapalı izah edilir ve sihirli sözcükleri söylemek üzere ailenin en büyüğüne söz verilir..

    "efendim.. burada bu iki iyi niyetli genç insanı birleştirmek, ömürlerinin sonuna dek mutlu olmalarına vesile olmak amacıyla bulunmaktayız.. allahın emri, peygamberin kavliyle kızınızı, gelinimiz olarak değil, bizim de kızımız olarak sizlerden istiyoruz..."

    aman tanrım!!! saat kaç? geleli kaç dakika oldu? kahveler!!! evet kahveler!! ne zaman yapılacak? kaç tane? orta mı? sade mi? olamaz.. ağlıyor.. annem ağlıyor.. ne? onun annesi de mi ağlıyor?? böhühühüühüüüü....babam!!! evet babam!! ne diycek acaba??

    "biz sizleri tanımaktan şeref duyduk. doğduğundan beri özenerek büyütüp, kılına zarar gelmesin diye uğraştığımız kızımızı vermek kolay değil.. oğlunuzu gördük, tanıdık, sevdik.. dilerim ki o da bizim evladımız olur, dilerim ki ömür boyu mutlu ve huzurlu olurlar... "

    bu sırada kuzen ve yenge kahve işini halletmişlerdir. kahveler ikram edilir... kahveyi içen erkek annesi "kızım ellerine sağlık. kahven çok güzel olmuş" der ve kızımız ayaklanır. o ayakkabılarla aydemir akbaş gibi yürüyerek gider müstakbel kayınvalidesinin ellerini öper.. herkes ayaklanır.. eller öpülür.. herkes birbirini tebrik eder sarılır.. babalar bile sarılır..

    tüm kombinasyon, permutasyon, rotasyon ve motivasyonlar kullanılarak fotoğraflar çektirilir.. herkes yerlerine geçer.. gelen çikolata ikram edilir.. kızımıza küçük hediyeler verilir .. koyu bir yakından tanıma muhabbeti başlar. rakılar, şaraplar ikram edilir. pastalar börekler yenir.. herkes birbirini sevmiştir. ortam son derece neşelidir.

    herkesin içi rahattır.. baba gelenleri sevdiğinden dolayı kızı adına mutlu, kızından ayrılacağını idrak etmesinden dolayı bir hayli de hüzünlüdür. göstermez.. nadiren içtiği sigaradan birer birer yakar....

    muhabbet baymadan insanlar uyuklamadan müsade istenir. herkes takrardan iyi niyetlerini dile getirir ve misafirler yolcu edilir.. kız tarafı hafif yorgun, hafif neşeli, hafiften sarhoş muhabbete başlar.. baba içtiği son sigaranın keyiften olduğunu söyler.. ve gece biter...


    kimi kimden istiyosun, ne saçma olaydır diye düşünülse de bazı adetler tadında yapıldığında güzel ve özeldir...

    10 mart 2007 tarihi tibariyle;

    (bkz: kendimden biliyorum)
    (cheetosyiyenpenguen, 11.03.2007 23:32)
  5. (bkz: darısı başıma)
    (bkz: kız istenip de kızın babasının vermemesi)
    (madalyonun güzel yüzü, 11.03.2007 23:52)
  6. sevgilinin babası antepli olunca bi hayli korkulabilecek hadise...
    (last juror, 12.03.2007 00:12)
  7. damatların tribünlere oynadığı durumdur.
    (bkz: pek efendi çocukmuş canım)
    (konu mandalı, 05.11.2007 22:47)
  8. heyecan dolayısıyla "kızınız hüseyin'i oğlumuz selin'e istiyoruz" gibi şahane varyasyonlara sebep olabilen hadisedir.

    ayrıca kocaman kocaman insanların nasıl çocuklaştığını, duygusallaşmak bir yana, nasıl panik içerisinde kaldıklarını izlemek açısından da enteresan bir gözlem alanıdır.
    (shadowboxer, 23.08.2008 18:53)
  9. kızın babasını; kedisi ile kızı arasında seçim yapmaya zorlamak.

    edit: beni asın, ben suçluyum.
    (özlemce, 23.08.2008 19:04 ~ 19:43)