kütahya   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. çini sanatıyla ve porseleniyle dünyaca ünlü ege bölgesinin iç ege bölümünde bulunan havası gayet kirli olan küçük bir ilimiz nüfusu yüzseksenbin civarındadır
    (dreamy, 06.03.2004 15:40 ~ 28.12.2004 13:43)
  2. gezecek hiçbir yerinin olmadığı, insanının aşırı derecede tutucu olduğu fakat bu profilin, şehre akın eden üniversiteli öğrenciler tarafından alt üst edildiği, küçük olmasına karşın çok fazla arabanın bulunduğu, çok fazla park probleminin yaşandığı kenttir.

    zamanında, avrupa birliğinin kütahya'ya avrupa şehri ünvanı vermesi üzerine şehre asılan kütahya bir avrupa şehridir afişlerini, biz hiristiyan değiliz diye kaldırtan bir belediye başkanına sahip olan ve 2004 seçimlerinde muhtemelen aynı adamı seçecek olan il süsü verilmiş köy. (belediye başkanı ordudan atılmış bir subaydır.)

    ayrıca çininin ve porselenin başkentidir.

    ayrıca türkiye'de internet cafe sayısının en fazla olduğu illerdendir.

    ayrıca sokakları plazma tv'lerden yapılmış reklam tabelaları süslemektedir.

    ayrıca şu an türkiye'de en fazla hava kirliliğine sahip ildir.

    seçimlerden sonra gelen düzeltme:
    seçimlerde eski belediye başkanı seçilmemiş, yenisi gelmiştir. ardından kütahya'nın her tarafına "kütahya bir avrupa şehridir." yazılarıyla birlikte avrupa birliği bayrakları asılmıştır.

    ilginç bir dipnot: atatürk'ün trenle kütahya'dan geçişleri sırasında perdeleri kapatıp şehre sırtını döndüğü rivayet edilmektedir. zira yunan işgali sırasında yunan ordusunun halktan büyük bir hoşgörü ve yardım gördüğü söylenmektedir.
    (whopper, 07.03.2004 22:52 ~ 07.04.2005 01:18)
  3. bakmak ve görmek arasındaki ayrımı yapamayan insanların icinde bi bok olmayan gezecek oturacak elle tutulan bi tane mekanı olmayan abimin askerlik yaptıgı yalan bi sehir diye ithamda bulundukları küçük ama şirin bir şehir.
    (sophistique, 29.12.2004 17:09)
  4. (bkz: kütahya'nın pınarları akışır)
    (fempusay, 04.09.2005 11:03)
  5. cumhuriyet caddesi öğrenciler tarafından mecburiyet caddesi olarak değiştirilmiş fason üniversite şehrimiz.
    (daghan, 22.09.2005 11:24)
  6. simav isimli bir ilçesi bulunur, kaplıcaları meşhurdur. şehirde ilk kez 1992 yılında fayton kullanılmıştır. gezilecek görülecek çok yeri vardır.
    (areels, 05.01.2007 04:15)
  7. hayatımın 17 yılını geçirdiğim şehir.küçük ve sıkıcı bir şehirdir.son dönemde dumlupınar üniversitesinin kurulması öğrencilerin gelmesiyle şehir biraz daha renkli bir hal almış.tüm taşra kentleri gibi tek bir caddesi vardır yine bu şehirlerde olduğu gibi adı cumhuriyet(mecburiyet) caddesidir.cumartesi günleri bu caddede volta atarak tanıdıkları rastlayıp ayaküstü sohbetler ederek geçirilir.ayrılırken özleyeceğimi hiç düşünmediğim belki de nefret ettiğim şimdi ise arada gidip görmek istediğim güzel lise yıllarımı geçirdiğim sağlam dostlar edindiğim şehir...
    (minel aşk, 20.02.2007 22:19)
  8. osmanlı beyliğine "bir gelinin bohçasında" gitmiş şehirdir. germiyan caddesi eski tarihi evlerin bulunduğu taş yollu bir caddedir. şimdi o caddede koruma ve restore çalışmaları yapılıyor. kütahyanın gezip görülecek yerleri biraz tarihi yerlerdir. merkezde dönenler camisi vardır ki anadoluda kurulmuş ilk mevlevihanelerdendir. ayrıca yine uzun bir geçmişi olan ulu camisi vardır. ilçeleri önemlidir mesela kaplıcaları önemlidir.dünyanın ilk borsa binası çavdarhisar aizonoi tapınağındadır. emet simav ılıca yoncalı kaplıcaları gidip görülmesi gereken yerlerdendir.
    şair şeyhi ressam ahmet yakupoğlu yönetmen ahmet uluçay ın memleketidir
    (gölgeningücü, 15.03.2007 17:51)
  9. işte benim memleketim ahh ahh..hiç bişeyi yoktur ama uzak kalıncada acayip özletiyo kendisini,gerçi yazın kütahyaya gidip 2gün durunca yine niye geldim ben buraya demeniz mümkün orası ayrı
    (cereyancıyımben, 26.03.2007 15:51)
  10. bir arkadaşın deyimi ile , kocaman bir hamam ' ı andıran şehir.
    (vampirella, 13.04.2007 00:42)
  11. kütahya yahut bir şehrin gizli tarihi - mustafa özçelik

    içinde yaşayan insanlar, kurdukları yapılar, tarihi, coğrafyası ve hayatının toplamıyla bir şehir taş toprak yığını olmaktan çıkıp bir ruh kazanır. bütün kadim şehirler böyledir. eğer bir ruha sahip olmasalardı zaten bugün anılmaları mümkün olmazdı. bugün kuruluşu asırlar öncesine dayanan şehirlerde bizi kendine çeken aslında bu ruhtur. çünkü biz böyle bir şehirde üzerinde yaşamış milletler kimler olursa olsun geçmişi okuruz, kendimizi buluruz.

    kadim bir şehir olan kütahya da böyle şehirlerimizden biri… beni daha ilk gördüğümde kendine bağladı ve bir günlük bir iş için geldiğim bu yerde ömrümün büyük bir bölümünü geçirdim. ama kütahya benim için hep bir geçmiş zaman güzeli idi. ben camilerinde, mezarlıklarında, türbelerinde, asırlık çınarlarında hep o geçmiş zaman içindeki kütahya’yla birlikte oldum. zira sözünü etmeye değecek olan kütahya geçmişiyle önemli… dolayısıyla şehrin köklerine inmek gerek. çünkü bugünkü fotoğraf yanıltıcı olur. çünkü kütahya osmanlı çağından sonra kendini yenileyememiş bir şehir…

    böyle bir şehrin gizli tarihinde gezinebilmek için de ona sevdalanmak gerekir. zaten şehre böyle bir gözle bakmadığınız zaman onun kendini ele vermesi sözkonusu değildir. şehir, onu sevdiğinizi anlamakta mahirdir. sevdiğiniz zaman o da kalbini size açar. geçmiş zaman aynaları arasında bir şehrin gizli tarihi, bir bohça gibi yavaş yavaş açılır. öyle muhteşem bir zenginlik ve güzellikle karşılaşırsınız ki hangisine hayran olacağınızı, nelerini seveceğinizi, anlatacağınızı şaşırıp kalırsınız.

    bu benim için de böyle… ama yunus’un dediği gibi “sevdiğimi söylemez isem bu sevmek derdi beni boğar”. öyleyse başlayalım:

    önce biraz tarih

    bir şehir nasıl ve niçin kurulur? bu önemli bir soru. şehirlerimizin tarihine baktığımızda kuruluş öyküleriyle genellikle bir efsane ile açıklanır. kütahyanınki de öyledir. “… söylentiye göre bir dul kadın çanak çömlek pazarına birbirinden güzel, zarif üstelik çok sağlam testiler, tabaklar, vazolar getirirmiş. öyle ki müşterileri kadının yolunu gözler getirdiklerini satın alabilmek için etek dolusu para harcarlarmış. çanak çömlek esnafı iflas edecek duruma gelince, kadını izleyip bu vazoların, testilerin yapımı için toprak aldığı yeri öğrenmişler.” o günden sonra orası “seramoryum” yani “seramik şehri” olmuş. bu isim daha sonra da “kütahya”ya dönüşmüş.”

    kurucuları frigler olan şehir daha sonra da lidya, pers, makedonya, bitinya, bergama, roma ve bizans’lıların olur. bir türk-islâm şehri olarak tarihi ise selçuklularla başlar. ama bir devletin başkenti olma vasfını ise yaklaşık iki asır selçuklu şehri olarak kaldıktan sonra germiyanoğulları ile kazanır. bu şehrin aynı zamanda bir kültür sanat ilim başkenti de olması demektir. zira germiyanlılar şehri bu anlamda adeta yeniden kurarlar. camiler, medreseler ve çeşmelerle şehir yeni bir kimliğe bürünür.

    yıldırım bayazıt, germiyan sarayının damadı olunca kütahya ve dolayları osmanlılara çeyiz olarak verilir. böylece germiyan devleti bir sancağa dönüşür. ankara savaşından galip çıkan timur zamanında yeniden kurulan beylik son germiyan bey'i 2.yakup’un ölümüyle tamamen bir osmanlı şehri haline gelir. böylece 1429’da tekrar osmanlı sancağı olan kütahya, 1451’ de anadolu eyalet merkezi olarak tarihinin en önemli sürecine girer. osmanlılar da şehri tıpkı önceki sahipleri olan selçuklular gibi camilerle, medreselerle, çeşmelerle donatırlar. şehrin kaderi bundan sonra osmanlı’ya bağlı olarak değişir. osmanlı zayıfladıkça kütahya da zayıflar ve zamanla küçük bir ile dönüşür. bugün maddede küçük, manada ise büyük şehir olma, belki de en çok kütahya için söylenmesi gereken bir sözdür.

    çini deyince…

    şehrin kuruluş efsanesinin çini olayına dayandığını söylemiştik. şehir zaman içinde küçülüp tarihteki önemini yitirse bile çini gerçeği o günden bu güne kütahya’da hep aynı kalır. bu “ateşte açan güler” şehrin ekonomisi kadar ruhunu da diri tutmaya devam ediyor. çünkü çini toprağın ateşte yanması ve bu çilenin olgunluğuyla bu güzelliğini kazanır. yani metafizik bir muhtevası vardır. her ne kadar doğuşu itibariyle bir türk-islam sanatı olmasa da müslüman ceddimiz, kendi inancını, ruhunu bu sanat akıtmış, ona adeta metafizik bir hava vermiştir. rivayet edilir ki bir türlü şekillenmeyen çini hamuru, ustasının gözyaşı içine katılınca şekil almış, son halindeki muhteşem güzelliğiyle gözyaşından sonra yüksek dereceli ateşte pişerek ulaşmış. yani mevlana’nın “hamdım, piştim, yandım” sözü çini için de geçerli. toprak çamur oluyor, usta elinde şekilleniyor, ateşte pişiriliyor, sırlanıyor, sırrı açılınca da o muhteşem güzellik, olgunluk ortaya çıkıyor.

    kütahya demek, büyük ölçüde çini demektir. işte kurulduğu günden beri bir çini ve seramik şehri olan kütahya, tarihi boyunca da bu özelliğini sürdürmüş. bugün de burada pek çok evin alt katı çini atölyesi durumunda. kütahya, hem çiniden etmek yiyor, hem de zarif ve ince kişiliğini bu sanatla muhafaza ediyor. zira herkes, bir bakıma bu sanatla bir şekilde iç içe yaşıyor. doğrudan bu işle ilgilenmeyenlerin bile gözleri her gün ve hemen her yerde çini görmekte, evlerini çini levhalar, tabaklar süslemekte, namaz kıldıkları mekanlar, camilerin iç ve dış tezyinatı çini ile süslenmekte,. çiniye en uzak bir insan bile her gün birkaç çini dükkânın önünden geçmektedir. zaten kütahyalı olup da kütahya işi bir fincanla kahve içmemek mümkün değildir.

    şairler şehri

    kütahya için şairler şehri demek asla bir yakıştırma olmayacak aksine bir gerçeğin tespiti olacaktır. bu şehri şairler şehri yapan hususlara gelince burada önce germiyan beylerinin türk diline verdikleri önemden ve saraylarını bir ilim kültür sanat meclisi merkezi durumuna getirmelerinden söz etmek gerekir. germiyanlıların oluşturduğu bu gelenek osmanlı döneminde daha da zenginleşir. buraya gönderilen şehzadeler, pek çok şâiri saraylarında istihdam ederek buraları birer şiir muhitine dönüştürmüşlerdir. nitekim kütahya’ya sancak bey'i olarak gelen iki şehzade (beyazıt ve selim) devrinde kütahya, 14 ve 15.yüzyıllardaki edebî canlılığını devam ettirir. zira bu iki şehzade, hem buraya gelirken daha önce görev yaptıkları yerlerden beraberlerinde şâirler getirmişler hem de kütahya’da germiyanlı’lar döneminde yetişen şairleri burada hazır bulmuşlardır.

    kütahya’nın yaklaşık üç asır süren bu şiir muhiti kanuni’nin ölümü ve şehzade selim’in 1566’da padişah oluşuna kadar devam etti. şehzade selim, padişah olunca bu şairlerden büyük bir bölümünü istanbul’a götürdü. böylece kütahya, istanbul’daki şiir muhitinin zenginleşmesine de katkıda bulunmuş oldu. fakat xvı. yüzyıl sonunda şehzade-valiliği sisteminin kaldırılmasından sonra şiirin altın devirleri artık yok olmaya başladı. zira şehzade-valiliği sisteminde şiiri besleyen siyasi, ilmi, kültürel ve iktisadi zemin, yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutuyordu. böylece divan edebiyatı tamamen hükümet merkezine yani istanbul’a has bir edebiyata dönüştü.

    bu zengin şiir geleneği içinde kimler yetişmez ki: en başta şeyhi’den söz edilmelidir. divan edebiyatının kurucu şairlerinden olan şeyhi’den sonra ahmedi, cemali, ahmed-i dai, firaki, şeyhoğlu mustafa, gaybi, pesendi, arifi, Âşık şükrü şiirde isimleri halen unutulmayan kişilerdir.

    kütahya’nın manevi coğrafyası

    evliya çelebi’nin bursa, “ruhaniyetli bir şehirdir” cümlesini anadolu’daki pek çok şehir gibi kütahya için de söylemek bir gerçeğin ifadesi olacaktır. zira evliya çelebi, baba yurdu bu şehir için de “kütahya’da nice kere yüz bin kibarı evliyalar medfundur,” diyerek kütahya’nın zengin bir maneviyat coğrafyasına sahip olduğuna tanıklık eder. haklıdır çelebimiz. kütahya, bir beylik ve eyalet merkezi olması, coğrafi konum olarak ticaret kervanlarının yolları üzerinde kurulması ve uzun yıllar bizans’a komşu olan uç beyliklerinden biri olması itibariyle tekke ve zaviyeler açısından önemli bir merkez olmuştur.

    burada özellikle mevlevilikten söz etmek gerekir. mevleviliğin kütahya’daki tarihi, kütahya’nın fethiyle başlar. mevlâna’nın oğlu sultan veled’e müntesip bulunan ve halk arasında “kütahya fatihi” olarak adlandırılan emir immeddin hezar dinari, şeyhi sultan veled’in arzusu üzerine hezar dinarî mescidini inşa ettirmiştir. mevlevihane’nin çekirdeğini, oluşturan bu mescit önce ergun çelebi’nin ardından diğer postnişinlerin buraya gömülmesiyle ergun çelebi türbesi’ne dönüşmüş, kuzeyine de semahane inşa edilerek mevlevihanenin ilk kuruluşu gerçekleştirilmiştir. daha sonra sultan veled, 1. yakup döneminde kütahya’ya gelmiştir. bu ziyaret, beraberinde bir düğün olayına da vesile olmuş, kızı mutahhare hatun’u germiyan beyi süleyman şah’la evlendirmiştir. bu olayın ardından süleyman şahın torunu celaledin ergun çelebi kütahya’da ilk mevlevihane şeyhi olarak göreve başlamış, vacidiye medresesi gibi bir ilim yuvasının yanında böyle bir yapılanma, kütahya’yı manevi bir merkez olarak da önemli muhit haline getirmiştir

    bütün bu gelişmeler kütahya mevlevihanesini önem bakımından konya ve afyon’dan sonra mevleviliğin üçüncü büyük merkezi haline gelmiştir. öyle ki xı. yüzyılda anadolu’da halkının tamamı mevlevi olan yöreler arasına kütahya köyleri de girmiştir. yine şeriyye sicilleri ve vakıf kayıtları kütahya mevlevihanesi’nin gerek şehir merkezinde gerekse köylerine varıncaya kadar çevrenin sosyo-kültürel hayatında çok tesirli olduğunu göstermektedir.

    kütahya ayrıca nakşibendilik açısından simav ilçesi itibariyle kayda değer bir yerdir. zira abdullah simavi yahut diğer ismiyle molla ilahi, nakşibendi tarikatını buhara’dan anadolu’ya getiren ilk zattır. kütahya’da halvetilik ve kadirilik de müntesipleri çokça bulunan önemli tarikatlardandır.

    bu coğrafyanın daha sonraki zamanlardaki en parlak yıldızı ise şüphesiz ki sun’ullah gaybi’dir. babasının tavsiyesi üzerine bayramî melâmîlerden halvetilik yönü de olan olanlar şeyhi ibrahim efendi’ye biat edip onun eğitiminden geçtikten sonra memleketi kütahya’ya dönen gaybi, musalla kabristanındaki türbesi ve bu şehre kattığı gönül zenginliğiyle hayatında olduğu gibi şimdi de kütahya için hâlâ manevi bir nişangâh olmaya devam ediyor.

    su şehri.

    tanpınar, yine bursa’yı anlatırken evliya çelebi’nin bursa çeşmelerinden uzun uzun bahsettikten sonra “velhasıl bursa sudan ibarettir” sözünü nakleder, ardından da kendisi “evet, bursa bir su şehridir” der. ne yazık ki bunu bugünkü bursa için söylemek çok zor. ama kütahya için öyle değil. kütahya, hala bir su şehridir, çeşmeler şehridir. kütahya’nın gerek içindeki gerekse çevre ilçelerindeki çeşmeleriyle ve kaplıcalarıyla “su şehri” olma sıfatına tam manasıyla layıktır. hemen her ilçesinde şifalı bir kaplıca mevcut… şehir merkezinde ise neredeyse adım başında bir çeşmeyle karşılaşırsınız. zarif çinilerle bezenmiş bu çeşmelerde yaz kış sular hiç durmadan akar. nerden gelip nereye giderler bilinmez. belki de bu manada söyledikleri bir sonsuzluk türküsüdür ya da nimet olmanın kadriyle su sesi bir derviş zikridir. böylece anasır-ı enbaamız su ile tamamlanmış olur. ateş, toprak ve hava gibi su da bu yüzden kütahya’da özellikle ayrı bir nimet olarak kadr ü kıymete konu olur. yapılacak en güzel hayır, bir sokak başına bir çeşme kondurmaktır. bu yüzden kütahya’nın nev-zuhur şehirlerdeki gibi para ile su içmenin ne manaya geldiğini yakın zamanlara kadar bir türlü öğrenememişlerdir

    hal izmihlal

    kütahya, pek çok anadolu şehri gibi önemli bir ilim, kültür sanat merkezi olma özelliğini osmanlının yıkılışıyla birlikte kaybetmiştir. bugün küçük bir il olarak bir taraftan mazinin hatıralarıyla nefes alıp vermeye devam ederken bir taraftan da modernleşmenin getirdiği problemlerle boğuşmaktadır. zaman, bize elbet en doğrusunu gösterecektir. ama şunu biliyoruz ki, biz şehri terk etsek de şehir bizi terk etmiyor. ucube yapılar arasında caddelerde yürürken karşılaştığınız bir cami, bir çeşme, bir türbe, asırlık bir çınar şehrin geçmiş zenginliğiyle her gün yüz yüze getiriyor ve nasıl bir hal ve istikbal kurmamız gerektiğinin sırlarını bize fısıldıyor.
    (gölgeningücü, 19.05.2007 21:43)
  12. 43 plakalı ilimizdir. 11889 km2 alan uzerinde 656.903 nüfus, 12 ilçe, 540 köy ve 75 belediyeyi barındırır.

    ilçeleri şunlardır: altıntaş, aslanapa, çavdarhisar, domaniç, dumlupınar, emet, gediz, hisarcık, pazarlar, simav, şaphane, tavşanlı

    belediyeleri ise şunlardır: kütahya*, altıntaş*, aslanapa*, çavdarhisar*, domaniç*, dumlupınar*, emet*, gediz*, hisarcık*, pazarlar*, simav*, şaphane*, tavşanlı*, akçaalan*, akdağ*, aliköy*, altınkent*, aydıncık*, bahtıllı*, balıköy*, beyce*, cebrail*, çayırbaşı*, çaysimav*, çerte*, çitgöl*, çukurca*, çukurköy*, demirci*, dereköy*, eğrigöz*, erdoğmuş*, eskigediz*, fırdan*, gökler*, gümele*, güney*, günlüce*, gürağaç*, gürlek*, hacıkebir*, hasanlar*, hisarbey*, kalkan*, karacahisar*, karamanca*, karbasan*, kayaköy*, kelemyenice*, kestel*, kızılcaören*, kuruçay*, kuşu*, naşa*, örencik*, öreyler*, seyitömer*, sofular*, şenköy*, şeyhler*, tepecik*, tunçbilek*, üçbaş*, üzümlü*, yakuplar*, yaykın*, yemişli*, yenice*, yenikent*, yeniköy*, yeşilçay*, yeşildere*, yeşilköy*, yunuslar*, zafertepeçalköy*

    an itibariyle şükrü kocatepe valisidir.. resmi web sitesi http://www.kutahya.gov.tr adresindedir.
    (rio, 26.05.2007 14:55)
  13. domaniç, dumlupınar, emet, gediz, simav, tavşanlı gibi ilçeleri bulunan, çinisiyle ve kaplıcalarıyla ünlü, büyümüş ama gelişememiş kent ...
    (erdemetal, 15.06.2007 16:28)
  14. hayatımın en sıkıcı 6 ayını geçirdiğim, 2000 yılında en popüler sineması bir apartmanın bodrum katında bulunan, gezilecek hiçbir yeri olmayan, havası ileri düzeyde kirli (bkz: seyitömer termik santrali) ama genelde iyi niyetli ve canayakın anadolu insanlarını barındıran bir iç ege şehri.
    (kısmi integral, 15.06.2007 17:13)
  15. (bkz: karpuz kabuğundan gemiler yapmak)
    (gölgeningücü, 15.06.2007 17:56)
  16. efendim rock müzik dinliyor ve alkol almak istiyorsanız tek adresiniz vodoo rock bar'dır ama her an bembeyaz giyinmiş, sarışın sarışın ultra tiki kızlarla karşılaşmaya hazırlıklı olun.

    pabuç ve 274 diğer önemli iki noktasıdır eğlenmek için.
    (fts, 03.07.2007 02:09)
  17. şehrin ortasında bulunan vazosuyla ünlü ve şehirdeki bütün mekanların bu vazoya göre tarif edildiği şehir. vazodan sola dön , vazonun karşısındaki sokak vb.
    (çerkes, 15.07.2007 01:39)
  18. üniverstenin gelmesiyle bir hayli değişmiş gelişmiş güzelleşmiştir. cumhuriyet caddesi denilen cadde trafiğe kapatıldı ve cadde boydan boya ışıklandırma süslemeyle çok şık bir hale getirildi. gece 12de bile sokaklar tıklım tıklım olabiliyor.
    şehrin tam ortasında bir vazo vardır. şehirdeki her yer bu vazo baz alınarak tarif edilir. haftasonları gereksiz derecede asker bolluğu yaşanır şehir merkezinde. vazonun önünde yüzlerce askerin fotoğraf çekilme çabasını görebilirsiniz. vazonun önündeki o kalabalık askerlerin çarşı izinleri bitene kadar dağılmaz. her hafta askerler vazoyla fotoğraf çektirir. bu onlar için bir sosyal aktivitedir. kafeye falan gitmek yerine vazonun önünde poz verirler.
    muhafazakar seçmen kimliğiyle bilinen bir halkı vardır. netekim 2007 seçimlerinde 5 akp 1 mhp milletvekili çıkarmıştır.
    (sedürt, 23.07.2007 20:12)
  19. özellikle kış ayları sabah uyandığında göz gözü görmez sisten.çok pis bi havası vardır hakkaten.

    4 yılımı geçirdiğim kişiliğimin oluştuğu şehirdir kütahya.ben kütahyadayken bir hayli dandik bi şehirdi ama son aldığım duyumlara göre değişmiş,güzelleşmiş.gidip görmek lazım.
    (eomer, 07.09.2007 01:47)
  20. öyle bir yerdir ki heryerden su akar, heryerde çeşme vardır. şehir yeterinden fazla çarpıktır, pistir. sevgiliniz varsa eğer bu şehirde gidilecek birkaç otel vardır saat kulesinin dibinde. onun dışında konaklama olayı zordur. yolda yürürken o kadar tipin arasında japon falan görürsünüz, şoka sokar sizi.antalya yolu üzerindedir, insanlar geçerken bir uğrar, sonra da "aa bu ne lan! kaçarım" der ve kaçar.insanlar gözünüze gözünüze bakar, kafalarını çevirmezler siz küfrü basana kadar.sevgilinize sarılırsanız köşeden bir inşaat işçisi "sightirin lan burdan adamın asabını bozmayın" diye bağırır. zaten allak bullak olmuş bu ruh haletinizle elinde kürekli inşaat işçisinin üzerine koşturtur bu şehir.cin çıkartmacı hocaları falan vardır, çok şirindir bu insanlar.sayılı aileler vardır zengin olan, bunlar şehrin gelişmesini engellerler, sanayinin gelmesini istemezler şehre.pezevenktirler, dünya kadar dükkanları vardır hepsi de kiradadır fahiş fiyatlarla. istanbul dışına ilk defa çıkan biri olarak ankaradan sonra bu şehre vardığınızda sigaraya başlamanız için yeterli sebebiniz olmuştur. direk marlboro keser sizi artık. akşam oldu mu is lekesi çıkarırsınız yakalarınızdan.pistir,boktur bu şehir.. bir güzelliği vardır o da çerkesdir, ismi bendedir.
    (bab the kenk, 29.10.2007 23:30 ~ 30.10.2007 01:42)
  21. gelişmeye müsait bir konumda bulunmasına rağmen çeşitli sebeplerle potansiyeli kadar gelişememiş türkiye'nin en büyük banyosudur. aşırı derecede fazla kullanılmış çini ve seramik motifleriyle bir banyo havası uyandırmaktadır. vazosu sayesinde adres tarif etmenin en kolay olduğu anadolu şehridir.

    +dayı ziraat bankası ne tarafta?
    -sırtını gavanoza verdin mi tam karşı tarafta gülüm..
    (enjolras, 04.11.2007 11:09)
  22. bulgur ağırlıklı yemekleri (baliguli köfte-yörede sıkıcık diye de bilinir) ve gözlemesi (kütahya köylerinde şibit diye adlandırılmaktadır) iştah açıcıdır, burada doğmuş bir insan olarak, ziyaretinizde yemenizi tavsiye ederim. haşhaşlı gözlemenin mutlaka tadılmasında yarar var...ayrıca vişnesi, kaplıcaları ve gediz yakınlarındaki aizanoi antik kentiyle, osmanlı ve beylikler tarihinin buluştuğu, şirin bir kenttir. ancak ikliminin tipik ege iklimiyle alakası yoktur, gece buz gibidir, yazın bile uzun kollu montla yürünür akşamlarında...
    (trancetime, 01.04.2008 22:33)
  23. eğer üniversite okumaya gelen bir öğrenciyseniz ilk iki sene alışmanın zor olduğu alıştıktan sonra da kopması zor olan şehir. bu şehirde eğer bir arkadaş çevreniz yoksa çok zorluk çekersiniz. gezilecek çok yeri olmadığından dolayı evde oturursunuz. ancak arkadaş çevresi yaptıktan sonra size dünyanın en güzel şehri gibi gelir. üniversite öğrencilerinin artmasıyla -yaklaşık 55 bin civarı öğrenci vardır- kütahya halkı da kendini açmaya başlamıştır. yeni yeni kendine gelmeye başlamıştır şehir.
    (bana bir nick bulun, 30.04.2008 14:49)
  24. çağdışı görüntüler verebilen bir şehirdir aynı zamanda.

    http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/...
    (arapbebek, 16.05.2008 13:01)
  25. günlük 10 ytl ile 3 öğün yemek yiyebileceğiniz şehirdir . hava kirliliği oranı doğalgaza geçilmesiyle bir nebze azalmıştır . en azından eskiden gece dışarı çıkıldığında üstler is kokardı artık böyle bir durumla pek karşılaşılmıyor . öğrenci iseniz bu şehirde yapacak pek bir şey olmuyor açıkçası . 274 ve pabuç adlı gece kulüpleri ve bir kaç tane de güzel cafe'si vardır dolanır durursunuz . öğrencilerin memleketlerine dönecekleri tatil günlerinde şehir merkesi boşalır . tam ortasında tüm yolların tarif edildiği vazo'su vardır . can sıkıldığında gezilecek cumhuriyet ve atatürk caddesi vardır ki yarım saat içinde başladığınız yere dönersiniz . üniversitesi şehre 10 km uzaktaki dumlupınar üniversitesi merkez kampüsüdür . oldukça geniş bir alana sahip güzel bir üniversitedir . ayrıca şehir istanbul'a 360 , izmir'e de 330 km uzaklıktadir . her iki şehre de otobüsler 5 saate yakın bir sürede gidilebilir . askerlik olarak hava er eğitim komutanlığı vardır . askerlerin %90'ı çanakkale'deki gibi doğulu vatandaşlardan oluşmaktadır . çoğu haftasonu vazo'da fotoğraf çektirirken görünürler . şehir çinileriyle ünlü olduğundan her köşede doğal olarak çinicilere rastlanır . şehrin girişinde 100'e yakın dükkan ve 2 büyük porselen şirketi olan güral porselen ile kütahya porselenin mağazaları vardır . büyük alışveriş merkezleri de yine girişte toplanmıştır . çoğu yer çinilerden yapılmıştır ki otogarının adı dahi çinigardır . tren ise merkeze 15 dakikalık yürüme mesafesindedir . iklimsel olarak bahsedersek te kışın dışarı çıkmak göz çevrelerinin , kaşların ve çenenin donması için bir sebeptir . kuru soğuğu bezdirir . yazını bilmem ancak hazirana kadar tişört'ü 7-8 kez giyersiniz.
    (otrivine, 14.06.2008 15:50)
 sayfa  / 2