kürt alevi   

adana çık aradan

  1. öncelikle bu gruba dahil biri olarak şu tanımı yapabilirim: kimlik bunalımındaki halktır.
    çevremde bu gruba dahil olanlar, sanırım daha çok alevi kimliğinden dolayı, kendilerini türk, dahası kemalist olarak görürler. gerçi bu topraklar üzerinde yaşayıpta kemalist olmamak çok nadir bir durumdur.

    mesela bir deneyelim;

    1881’de selanik’de doğdu. babası alirıza efendi, annesi zübeyde hanım. henüz küçücük bir çocukken…

    tanıdınız değil mi? kim olduğunu bilmeyeniniz var mı?

    ulu önder gazi mareşal mustafa kemal atatürk.

    bu ülkede yaşayan her insan gibi, kendimizden, atamız-babamızdan önce onu tanıdık. o’nu anlatan hikayelerle büyüdük. onun ve fikirlerinin en ateşli savunucuları olduk. kendimizi onda, onu kendimizde bulduk. herşey ne de güzel gidiyordu. ta ki şu lanetlenmiş soru aklımıza düşene kadar.

    kimiz?

    serserilik bu ya! sormuş bulunduk bir kere. çünkü evde konuştuğumuz dil okulda anlaşılmıyordu, okulda öğrendiğimiz evde ve biri sakıncalıydı her iki yerde de.

    birde şunu deneyelim o zaman;

    1925’de bingöl-kiğı'da doğdu. ismi apé husén. babası zeynel, annesi belkıs…

    uzatmaya gerek yok. tanımazsınız.sadece siz değil herhangi bir kürt alevi yada bingöllü de tanımaz. çünkü o; gogol’un değimiyle ‘…bir iğnenin ucuna yerleştirdiği sıradan bir sineği bile alıp mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimleri uzmanlarının bile dikkatini çekmeyen biri. . ’ydi. geldiği yeri artırmayan, gittiği yeri eksiltmeyen, dalıp giden bakışları ve derin çizgileriyle hayat hikayesini yüzünde taşıyan bir adam.

    evimizin yüksek tavanlı, geniş odasının giriş karşısındaki duvarında iki resim asılıydı. biri, dini bilgisi yerinde olan nenemin, kahramanlıklarını anlatmaktan bıkmadığı, hayber kalesi’nin kapısını şahadet parmağıyla kaldırıp asumana atan hz. ali; diğeri okulda hergün anlatılan; çanakkale’de bir şarapnel parçasının kalbinin üstündeki köstekli saatin metal muhafazasına denk gelmesi sonucu ölümden dönmüş, dehası, cesareti, zekasıyla kahramanlar kahramanı, mustafa kemal… apé husén’in de misafir odasında asılıydı bu iki resim…

    1994 kışında ape husen'in köyüne önlerinde grayderlerin açtığı yoldan onlar geldiler.

    daha önceleri geldiklerinde kimsenin hizmette kusur etmediği, yeme-içmelerinin eksiksiz karşılandığı askerlerimiz yine gelmişlerdi. bu defa suratlarından okunan büyük bir öfkeyle. bakışlarından anlaşılan kin ve nefretle. özel harekat timleri eşliğinde. köyden birkaç erkeği pkk’ye yardım yatakçılıktan tekme tokatlarla askeri araçlara bindirdiklerinde içlerinden biri; apé husén, burnundan akan, sigara dumanının ortasını sararttığı beyaz bıyıklarına bulaşan kanı elinin tersiyle silmeye çalışırken; çocuklarının, komşularının önünde bunlara maruz kalmanın utancıyla, titreyen ağlamaklı sesiyle şöyle diyordu:

    -biz atadan babadan beri atatürkçüyüz. allah aşkına muhammed ali aşkına yapmayın! biz kime ne yapmışız?

    -konuşma lan! ermeni dölü. apo’nun piçi, diyordu özel harekatçılardan biri.

    askerlerin ayaklarına kapanan kadınların boşunaydı yalvarıp yakarmaları. boşunaydı, avuç açıp gökyüzüne; “yetiş ya ali, bugün değilse ne zaman?” demeleri.

    şunuda bir deneyelim;
    1953’de bingöl'de doğdu. ismi metin. öğretmendi. babası izzetin, annesi fadime.

    çoğunuz tanımazsınız. tanıyanların ise asla unutamayacağı güzellikte bir insan. ’bu dünyada her daim hiçbir şeyi olmayanların yanında olacağım;kendilerinden o hiçbir şeye sahip olamamanın huzuru bile esirgenen insanların yanında’ diyordu garcia lorca’dan alıntılayarak. 25 yılını öğrencilerine atatürk’ü anlatmakla geçirdi.

    1998 yılında kocaeli'de ‘kimiz?’ sorusuna aynı ya da benzer cevabı bulmuş kürt alevilerin hemhal oldukları yasal bir siyasi parti binasına insana dair her şeyi içlerinden söküp atmış bir güruh ellerinde kalaslar, ağızlarında kuduz salyalarıyla, polis eşliğinde içeri dalıyorlar. orada bulunanları güçleri bitene, solukları kesilene kadar, kan-revan içinde kalana kadar dövüyorlar. metin hoca; her yerinde atatürk resimleri asılı, insanların -aidiyetleri ne olursa olsun- can ve mal güvenliklerini korumakla yükümlü o kurumdan hiç çıkamadı.

    ve istanbul 2008;

    örgütsüzlüğün, kimlik bunalımının, köklerinden kopmuşluğun, savrulmuşluğun darmadağın ettiği bir toplumun bireyleri cemevinde bir araya geliyor. geleceği birlikte şekillendirme adına, dayanışma adına, yalnızlıktan çaresizlikten kurtulma adına. duvarda asılı iki fotoğraf. mustafa kemal ve hz. ali. ‘kimiz?’ sorusuna kendimce net bir cevabım varken, kimilerince tartışmaya açık bir soru olduğunu biliyordum. kürt alevilerin aslında ermeni kökenli olduğunu iddia edenler, veya türk olduğunu ve zamanla anadoluda kürtçeyi öğrendiğini iddia edenler mevcuttu.öyle varsaysak bile; yani kim olduğumuzu bilmesek bile, kim olmadığımızı bilmeliydik artık.

    yokluğa, yoksulluğa, doğaya karşı verdiği insan üstü çabayla tek derdi hayatta kalmak olan o yaşlı-başlı adamı köy meydanında tekme tokat askeri araca bindirirken “ermeni dölü, apo’nun piçi” diyen kişiyle aynı kanı taşıyor olamazdık. olmamalıydık. olsak da reddetmeliydik. tek isteği, insanların en temel, en doğal taleplerinin karşılandığı bir ülke, bir dünya için elinden geleni yapmak ve tek suçu o gün o parti binasında bulunmak olan o güzelim insanı vahşice katledenlerle aynı kanı taşıyor olamazdık. olmamalıydık.

    cemevindeki bu toplantıya artık kim olmadığını bilen kürt alevilerin varlığına olan inancımla gitmiştim. toplantının başlangıcında tertip komitesince atatürk için saygı duruşuna kaldırıldığımızda diyalektiğin özünün; değişim-dönüşümün bu topraklarda hiçbir hükmünün olmadığına bir kere daha tanık oldum.

    "gerçekler olmasaydı insanlar çatlardı” diye yazılıydı bir yerde. kürt alevilerin gerçekliği çırılçıplak gözlerimizin önünde duruyorken nasıl oluyor da hala görmemekte ısrar ediyoruz? ve nasıl çatlayamıyoruz? daha ne olması gerekiyor? 20 yıldır süregelen bir savaşın kıyısında oturup olup bitene kayıtsız kalmak, korku dağlarının ardına saklanıp ortama göre renge-şekle bürünmek, kısık bir sesle konuşup her an geri alınabilecek, her yöne çekilebilecek, karşıtını içinde barındıran, esnek, bulanık, hedefsiz, mesnetsiz sözler sarf etmek ne kazandırdı bu güne kadar bize?

    türk’lerin bile bizi türk olarak kabul etmediği ortadayken ve bizi biz yapan kürt-alevi kimliğimizi bugün her zamankinden daha çok sahiplenmemiz gerekiyorken; hastalıklı bir inatla türklüğün, kemalizmin eteklerine yapışıp kalmamız; her dönem bize biçtiği farklı rolleri eksiksiz oynamamız, işleri bittiğinde, gerektiğinde tekrar kullanılmak üzere bir kenara atılmışlığımız yetmez mi bizi bu derin uykudan uyandırmaya?
    (sodoben, 11.03.2008 18:54 ~ 10.07.2008 23:49)
  2. genelde türkiye'deki "sosyalist" örgütlerin değişmez çekirdeğini oluşturan grup.

    yaşadıkları yer bakımından ise:
    (bkz: tunceli)
    (bkz: zara)

    ayrıca, çok bilinen alevi kürtlerden bazıları için:
    (bkz: sebahat tuncel)


    kişisel bazda ise, kürtler arasında en "anlaşılabilir" ve geçinilebilir insanlardır.
    düşünmeden güvenebilirsiniz.
    çalmazlar, çırpmazlar, genelde çocuklarını okutmaya çalışırlar.
    ki bende diğer kürtlerden en büyük farkları bu davranış özellikleridir, mezhepleri değil.
    (azerichild, 11.03.2008 19:28 ~ 19:38)