iletişim tekniklerinin ve teknolojilerinin beraberinde getirdiği üretim yapısıdır. daha büyük pazar, daha çok kâr, daha fazla üretim, daha da fazla kâr. çok uluslu şirketlerin dünyaya yayılması da diyebiliriz
yıllar önce bu tanımın ne olduğuna dair maillerimize kadar gelmiş olan bir tanımı paylaşmak istedim.
an english princess (princess diana)
with an egyptian boyfriend,
uses norwegian mobile telephone,
crashes in a french tunnel
in a german car
with a dutch engine,
driven by a belgian driver,
who was high on scottish whiskey,
followed closely by ıtalian papparazi,
on japanese motorcycles,
treated by an american doctor,
assisted by filipinos para-medical staff,
using brazilian medicines,
dies!
this is what we call globalızatıon
farkında olmasak da neredeyse hepimizin çocukluk ütopyasıdır kelime anlamıyla küreselleşme. hangimiz millet, devlet, ırk, v.b. kavramları öğrenmeden, yahut kafasında oturtmadan önce "neden ülkeler var? neden sınırlar var? savaşlar oluyor? hep birlikte yaşasak ne olur ki?" diye sormamıştır? sonuçta çocuk kafasına göre mantıklıdır. madem hepimiz insanız. toprakları bölüp, araya çizgiler çekip "bura senin, bura benim" demeye ne gerek vardır. nasılsa hepimize yetecek kadar yer de vardır. birlikte yaşayalım gitsindir. gel gör ki, olay o kadar basit değildir. dünya'da farklı ırklar, farklı milletler, farklı kültürler vardır. ortak veya yakın ırklardan gelenler, aynı kültüre sahip olanlar, kısaca aynı yaşayanlar, birlikte yaşamak istemişler. birlikte yaşadıkları yerde de farklı yaşayanları istememişlerdir. bu doğal bir insan içgüdüsüdür. sonuçta millet kavramı ve çeşitli devlet kavramları ortaya çıkmıştır. sonrasında yaşanan çekişme zaten kaçınılmazdır...
bugüne geldiğimizde küreselleşme kavramı artık sadece çocukların hayal gücüne değil, dünya politikasına yön veren bir fikir olmuştur. tabi ki siyasi anlamı en azından şimdilik bizim çocukken hayal ettiğimiz gibi değildir. ancak dünya bu yönde gelişmeye ve değişmeye devam ederse yüzlerce/binlerce yıl sonra olması kaçınılmaz gibi duruyor. tabi bu yıllar içinde ilahi veya doğal bir kıyamet (veya ortaklaşa) yaşanmaz, acayip doğa koşulları oluşup yaşantıyı kökten değiştirmez veya genel bir tabirle yeniden izole toplumlar oluşmazsa. bu gidişatı görmek için öncelikle insanın var oluşundan bu zamana farklı ırk, kültür ve milletlerin oluşmasının sebebini sorgulamak gerekir. sebep basittir. farklı yerlerde yaşayan insanlar kendilerini farklı coğrafi koşullara göre geliştirmiş ve birbirlerinden haberdar olmadıkları için sorunlarını farklı çözümlemişler, farklı şeylerden keyif almışlar, farklı alışkanlıklar geliştirmişlerdir. belli coğrafi şartlara dayanıklılar hayatta kaldığı ve kendi arasında ürediği için farklı ırklar oluşmuştur. günümüzde ise artık bu şekilde kopuk toplumlar kalmamıştır. dünyanın herhangi bir yerinde olan olay, yapılan bir icat diğer tarafta neredeyse hemen öğrenilmekte, bilgiler ve icatlar hemen kullanılmaya başlanmakta. dolayısıyla insanların yaşantısı da giderek birbirine benzemektedir. dünya'nın her yerinde farklı kültür ve ırklardan insanlar seyahat etmekte, yaşamakta, çalışmaktadır. her geçen gün de kendi kültüründen uzakta yaşayanlar artmaktadır. farklı kültür ve ırklardan insanlar dünyaya melez çocuklar getirmekte. bunlar da büyüyüp başkaları ile çiftleşerek melez sayısını artırmaktadır. üstelik bu olaylar teknoloji, iş dünyası v.b'nin bu hızla gelişmesi ile gittikçe artacaktır (ışınlanmanın herkesin rahatlıkla kullandığı bireysel bir ulaşım aracı olduğunu hayal edin). herşey ve her yer daha hızlı, daha karmaşık, daha kozmopolit bir hal alacaktır. bahsettiğim yüzlerce/binlerce yıl geçtiğinde ise dünya üzerinde belki çok büyük çoğunluk melez olacak. insanların doğal yaşantıları hep birbirinin aynısı olacak ve aynı şeylerden keyif alacaklar. kısaca kültür farklılıkları sıfıra yakınsayacaktır. sonuçta da insanlık o çocukluk hayalinin ortasında bulacak kendini. "neden sınırlar ve farklı ülkeler?" zamanın çocukları da bunu düşünecek ancak bu sefer onlara kimse "millet, kültür, ırk" gibi kavramları açıklayamayacak. o çocuklar büyüdüklerinde de bu sınırların gereksiz olduğuna inanacak ve belki de onların uğraşları sonucu dünya diye tek bir ülke, insan diye tek bir ırk, dünyalı diye tek bir millet kalacak...
tabi bu çok büyük bir ütopya. o zamana kadar dünya'nın ve insanlığın başına neler gelir bilinmez. ancak bence köprüden önceki çıkışlarda isteyerek veya kendiliğinde yoldan çıkılmazsa istikamet küreselleşme. tüm bunlar gerçekleşirse "iyi mi olur, kötü mü olur" tartışılabilir elbet. ancak tartışmak için çok erkendir, şimdilik sadece hayal etmek ve düşünmek yeterlidir...
globalleşme de denilen küreselleşme olgusu,malların,hizmetlerin,bilgi ve teknolojilerin sınırlar arasında serbestçe dolaşabildiği,alınıp satılabildiği bir sistemdir.tam yerleşebilmiş bir sistem değildir.kapitalizmin belli dönemlerde krizlerle yaşadığı sorunların bir getirisi olarak 1991 sonrası hızlı bir biçimde uygulanmaya başlamıştır.