kültür emperyalizmi 

adana çık aradan

  1. sırf biraz daha fazla para kazanmak uğruna kültürümüzle hiçbir alakası olmayan yayın yapan tv kanallarının gerçekleştirdiği eylem..

    üstelik sadece kültürümüzü yozlaştırmıyor,insanlarımızı aptal yerine koyuyorlar.size anne diyebilir miyim,gelinim olur musun,failim olur musun,katilim olur musun gibi yarışma programları,insanları hakikaten aptal yerine koyuyor..hani her halk hak ettiği şekilde yönetilir derler ya,bu da öyle birşey sanırım..

    (bkz: beyin tecavüzcüleri)
    (bkz: biri bizi gözetliyor)
    (bkz: birileri bizi sikiyor)
    (close2death, 25.02.2005 18:22 ~ 18:23)


  2. varlığına inanılmadığı sürece kendini geliştirecek olan eylem.
    (aqua, 25.02.2005 18:28)
  3. asimile bile olamayacak bir kültür düzeyine sahip gündelik toplumun, küreselleşme ve informasyon çağı martavalı sayesinde içine düştüğü durum. dikkat edilecek nokta, yozlaşan kişilerin zaten baştan öyle olduğu gerçeğidir. geri kalan bilinçli sözde azınlık ise, adamakıllı, gelecekte de iz bırakabilecek kültürel hareketlerde bulunmazlar. evrensel olma kaygısıyla, kendi kültürlerinin zenginliğini eserlerinde kullanmazlar. bu tanımlamanın dışında olan gerçek azınlıklar vardır ki onların çabaları bu yozlaşmayı yavaşlatamaz bile.
    (jellicle, 25.02.2005 19:41)
  4. emperyalizm paranoyası içinde bulunan kişilerin, ipuçlarını temelsiz bazı alanlarla arayarak konuyu yanlış yönlendirmelerine neden olan kavram. kültür gibi geniş anlamlar içeren bir olgunun, sadece günlük yaşama indirgenerek tartışılması oldukça basit sonuçlara götürür bizi. televizyondaki toplum yapısına aykırı olduğu düşünülen programlar, mcdonald's starbucks vs. gibi oluşumlara yönelen negatif düşünceler hemen herkesin ağzına sakız olmuştur. eğer kendi toplumumuzun yaratımı olmayan her şeye cephe almaksa emparyalizime karşı koymak zaten baştan kaybedilmiş demektir tartışma. o zaman diyebilirim ki kapitalizm veya sosyalizm vs. gibi birçok düşüncede bizim topraklarımızda yeşermemiştir. ya da klasikleşmiş edebiyat eserleri de kendi toplumumdan çıkmamıştır. bu durumda dostoyevski'ye cephe alıp, türk yazarlarının eserlerini mi baştacı etmem gerekmektedir? bizim toplulumuzdaki sorun çoğu olguyu içselleştirmeden göklere çıkarmasından kaynaklanır. bu olumsuz bir alanda da olabilir, gerçekten yararlı bir konu da. fakat temelde iyiliği amaçlamış bir düşünceyi bile düşünmeden yüceltmek bela açar başımıza.
    (jellicle, 03.03.2005 03:08)
  5. bir ülkenin kültürünün tamamen değiştirilmesidir. dilinin yok edilmesi, dininin bitirilmesi, insanlarının başka bir kültüre yönelmesi, benimsemesi, kendilerini farklı bir milliyetten hissetmeleridir. bu aslında emperyalist sömürgeci devletler tarafından uygulanır. bir ülkeyi savaşarak almaktan daha kolaydır içten göçerterek, kültürünü değiştirerek almak. yani bu ülkeyi ele geçirmek anlamına gelir. ingiltere iralanda ya, hindistan a uygulşamıştır bunu. fransa tunus, fas ve cezayir e uygulamıştır. buna bir örnek vermek gerekirse o şudur; ingilizler ingilizce bilmeyeni ikinci sınıf insan ilan etmiştir ve bütün dünya ingilizce öğrenmek için çırpınmaktadır. işte bu yozlaşmaya, milli bilincin bitmesine ve kültür emperyalizmine örnektir. türkiye de yabancı isimlerdeki işletmeler, misyoner okulları bunları yayan kurumlara örnektir. kültür emperyalizmi; güçlü olan devlet tarafından güçsüz devlete empoze edilen düşüncedir, güçsüzün kültürünün güçlünün kültürüne dönüşmesidir yani kapitalist dünyadaki sömürgeci zihniyetin az gelişmiş ülkelerin kültürünü, varlığını ortadan kaldırmasıdır.
    (shey, 04.01.2007 14:23)
  6. abd'nin yaptığı durumdur.abd'de vizyona bir film girer ve ertesi gün türkiye'de bakmışsınız korsanı çıkmıştır. vizyona girmelerine 6 ay olan filmleri herkese makul bir fiyata ulaştırarak milyonlarca kişiyi amerikan yaşam sitilini yakından tanıma fırsatını! verdiler
    (etranger, 13.01.2007 18:36)
  7. kültür emperyalizminden herkesin anladığı farklı. kimisine göre amerikan kültürünün, batı kültürünün dilimize, kültürümüze olan yayılmacılığıdır. kimisine göre salt son yüz yıldan beri batıdan değil geçmişimizi oluşturan doğu etkisi de kültür emperyalizmidir. kimisine göre farsça , arapça kökenli sözcüklerdir dilimizi bozan. herkesin kendi kafasına göre tanımladığı bir olay. kimi insanların saf ve arı dili savunması ile diğer kimilerinin de salt batıdan gelen etkilerden arınmayı savunması ile sonuçlanan bir olaydır.

    burada kafamı şu kurcalıyor, bir toplumun dilinin, davranış doğasının bir başka toplumdan etkilenmemesi mümkün müdür ? eğer kültürler etkileşmez ise kültürel gelişmeden anlamamız gereken saflık, arılık mıdır ?

    genellikle kültürel etkileşim ile kültür emperyalizmi karıştırılıyor, aslında birbirlerine uzak da değil bunlar pratik olarak. tüm bunlara bağlı olarak geçmişe doğru şöyle bir bakmakta fayda var.

    - türklerin, eskiden şamanist bir toplum iken müslümanlığa geçmeleri bir arap kültür emperyalizmi sayılabilir mi ?

    - türklerin batının ortaçağ diye tabir ettiği dönemlerde farsçadan, arapçadan etkilenmesi, hatta bu dillerin etkisi altına girmesi bir kültür emperyalizmi midir ?

    bu iki soruya evet dersek o zaman türk-islam kültürünü çöpe atmamız mı gerekecek, zira kendimize ait olmayan kelimelerin, kendimize ait olmayan görüşlerin etkisi altına uğramışız, saf kültürümüzün arılığı bozulmuş, peki o zaman kültürel gelişmeden anlamamız gereken ne olacak ? onu da geçtim, türk milleti olarak kendi kültürümüzün köklerini nereye dayandıracağız ? tarihte tavan yaptığımız, kültürel anlamda en güçlü olduğumuz koca bir dönemi sadece saflık ve arılık kaygılarımızla yok mu sayacağız ?

    bunlar son derece derin konulardır, derinlikten kasıt 21. yy'da hala türkiye'de tam bir kültürel kimliğin oturamamışcasına davranılması, resmi tarihin komediden ibaret olmasıdır.

    ev : hititçe
    yurt : türkçe(artık öz mü , öz hakiki mi bilemiyorum)
    millet : arapça
    ulus : türkçe(en hakiki)

    ve, veya, yada , yahut, veyahut, misal, farzımahal, mesela, mealen, ... : farsça ya da arapça

    kavga, huni(khoni gibi bir şeydi) : yunanca

    televizyon : ingilizce

    böyle bir durum mevcut dil açısından. ne yapmamız gerekiyor, topyekun bu dilimizin arılığını bozan kelimelerden kurtulmamız mı gerekiyor ? zira geçmişte bir şekilde birileri birilerinin kültürüne su katmış, hatta herkes birbirine su katmış. rahmetli mustafa inan'ın dediği gibi kimsenin kimseden hesap soracak hali yok.

    bir şeye dikkat çekmek için yazdım tüm bunları. kültürlerin etkileşmesi olağan bir olaydır ve kültür, yani bir toplumun dili, davranış doğası, alışkanlıkları, toplumsal bilincinin ihtiva ettiği tecrübeler kümesinin genişlemesi ile orantılıdır. bu olaya direk kültür emperyalizmi demek, kocaman bir birikimi yoketmek, yok saymaktır.

    kültür emperyalizmi ise, kültürlerarası etkileşmede, bir toplumun kültürünün bir diğerini tamamen silmesi ve kendi kültürünü komple yazmasıdır. mesela bugün ülkemizde tüm okullarda, üniversitelerde ingilizce dil ile eğitim yapılsa, bu alenen kültür emperyalizmidir. çünkü asli dilin geri plana atılması ve zamanla yokolması, tarihten silinmesi sözkonusudur.

    o zaman nereye varmamız gerekiyor ? asıl sorun da budur. dilimize zaten girmiş, halk tarafından kabul görmüş kelimeleri atmak sözkonusu olamaz. yukarıdaki kelime listesindeki bütün kelimeler, türk halkı tarafından kabul gördüğüne göre, halk diline yerleştiğine göre türkçe'dir, bu kelimelere "öztürkçe değil" diyerek üvey evlat muamelesi yapılması, dilin evrimine karşı çıkmak, suyun akışına aksi istikamette gitmek, kendi tarihini yok saymaktır. kayıptır...

    benzer şekilde, hititler, sümerler, eski yunan uygarlıklarının da resmi tarihin içine milli olarak monte edilmesi gerekir, aksi takdirde yarın öbürgün almanlar kendi tarih kökenlerini hititler üzerine kuracak, bizi sanki sonradan gelmiş evsahibi durumuna düşürmeye çalışacaklar(ahanda buraya yazıyorum ! zaten yapıyorlar şimdiden !). yunanistanın da yıllardır yaptığı, eski yunan uygarlıklarına sahip çıkmak olmuştur. devlet olarak bu uygarlıklara "milli" gözüyle bakmamak, tarihi geçtim, siyasetten de anlamamak, kültür çoğulluğunu tehdit olarak görmek anlamına gelir. zira türklerin anadoluya gelişi ve tüm mevcut kültürlerin türklerin önderliğindeki kültür evriminde erimesinin gereğidir tüm bunlar.

    bugün fransızcadan yüz sene önce girmiş olan kelimeleri, son yirmi sene içerisinde türkçe karşılığı bulunmamış ingilizce terimleri de çöpe atmak akıl kârı değildir. yapılması gereken, yeni kelimelerin girmesine engel olmak olabilir, kelimeleri türkçe'ye sokmadan önce mevcut türkçe karşılığının olup olmadığının araştırılması olabilir. televizyon kelimesine uzakgörü, otobüs kelimesine oturgaçlı götürgeç'i bulmuş tdk, bulmuş da kitlenin kafasındaki kelimeyi kazıyıp yenisini yapıştırmak gibi bir şey sözkonusu değil ki. ama computer daha dilimize girmeden bilgisayar olmuş ve kitle tarafından kabul görmüştür. biçerdöver, uçaksavar gibi kelimeler de dilimize girmeden türkçeleştirildiği için başarılı olmuştur.

    neyin kültür emperyalizmi olup neyin etkileşim olduğunun ayrımının idrak edilmesi çok önemli. yerleşik kültürü tehdit eden, yerleşik kültür üzerinde siyasi bir baskı kuran yayılmacı bir güç sözkonusu ise aynı anda kültürel etkileşim de, kültür emperyalizmi de zaten olmaktadır. lakin bunun kültüre bir katkıdan çok zarar getirmesi sözkonusudur. bugün türk dizilerinin bir kısmına açılıp bakıldığında görülecektir ki, türk sadece bir içeriği tutan zamirdir, dizideki türk amerikalı, avrupalı ya da brezilyalı olabilen bir zamirdir. varolan davranışların, kültürün, hal ve tavrın hakim ya da empoze edilen kültür ile ikamesi sözkonusudur. eğer halk buna rağbet gösteriyorsa zaten ortada başarılı bir kültür emperyalizmi vardır. bütün yerel davranışlardan arınmış ve yabancılaşmış nesnelerin türk adı altında görsellikle pazarlanmasıdır kültür emperyalizmi.

    ya da yabancı kelimelerin türkçemize girmesinin ötesinde "kendine iyi bak" (take care of yourself) gibi yabancı deyimlerin düz bir mantıkla türkçeleştirilmesi de örnek gösterilebilir. zira mevcut kültürdeki deyim karşılığı aranmıyor "esen kal" veyahut "hoşçakal" gibi mevcut dilin deyimleri ile ikame tercih edilmiyor. bu da bilinçli ya da bilinçsi bir kültür emperyalizmidir, çünkü hakim kültürün deyimleri yerine yayılmacı kültürün deyimlerin kullanılmaktadır.

    ama mevzu bahis durum sözkonusu olduğunda halk bunu kabullenmişse, zaten kültür emperyalizmi, bu mevzuda başarılı olmuştur. bu gibi olayların geri dönüşünün olamayacağını , ancak olmadan önce önlenebileceğini reddetmek ise, kitle bilincini taşınabilir bellek olarak gören bir mantalitenin ürünü olabilir ancak.

    türklerin şamanizmden müslümanlığa geçişinin kimi yerlerde kanlı olması, ve resmi tarihin bu durumu kabul etmeyip, neredeyse tamamen yok sayıp , arapların en parlak döneminde türklerin kendi rızası ile müslümanlığı kabul ettiğini kitaplarda yazması da ayrı bir yaradır. kanlı ya da kansız, ortada bir değişim olmuşsa ve bu saatten sonra geridönüşü yok ise, bu durumu kabullenmekten başka bir çare olmadığı aşikardır. (yüzde doksandokuz olayı)

    arapça ve farsça kelimelerin dilimize girmesi de benzer bir durumdur. karamanoğlu beyinin duruma tepki koyması, meydanda ve mecliste türkçe konuşulacak demesi zaten kültür etkileşiminin ötesinde bir kültür emperyalizminin olduğunu göstermektedir. fakat olan olmuş ise zaten bu durumdan geri dönüş yoktur. tarihi kabullenmek, geçmişle yüzleşmek gerekir.

    bugün, mevcut kelimelerin komik türkçe karşılıklarının bulunması birkaç güzel çeviri dışında abesle iştigaldir zira halkın beyninden "televizyon"u atıp "uzakgörü"yü yerleştiremezsiniz. halk gene bildiğini söyler.
    (skuba, 07.02.2007 03:51)
  8. tdk'nın ingilizce eğitime (ingilizce dil eğitimini kastetmiyorum)karşı kampanya başlatmak yerine, saçma sapan türkçe karşılıklar bulması, durumu ne kadar götünden anladığımızın en belirgin örneğidir.

    mevcut kelimeleri kırpmanın, zaten halkın kafasına girmiş olan, kültüre girmiş olan kelimeleri dönüştürmenin ne gibi bir etkisi olabilir sorusunu sordurtan hadisedir...
    (skuba, 07.02.2007 03:55 ~ 03:55)
  9. (bkz: küreselleşme)
    (darmaduman, 08.08.2007 11:16)
  10. şu an hong kong'un içinde bulunduğu durumdur. ingiliz'lerin elindeyken ingiliz kültürüyle büyüyen yeni nesil şimdi ise çin egemenliği altında yaşamlarına devam etmekte ve birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. bu ikilem içindeki toplumda suç oranı gitgide artmaktadır.
    (bo, 08.08.2007 11:20)
  11. sabırla sonuna dek okunduğunda aslında kültürel emperyalizm hakkında olduğu anlaşılacak bir yazım;

    emperyalizm, en basit tanımıyla güçlü ülkenin güçsüz ülkeye yaptırımlar uygulaması ve çıkarları doğrultusunda karşılıksız kullanmasıdır. emperyalizmin tarihsel gelişiminin kilometre taşı kuşkusuzdur ki sanayi inkılabıdır. emperyalizmin yayılmasına önemli bir katkısı olan sanayi inkılabı 19 yy da ingiltere’de buhar gücüyle çalışan dokuma tezgahının yapılmasıyla başladı. bu tarihten sonra avrupalılar hammaddeleri kaliteli, fonksiyonel ve ergonomik ürünlere çevirmeyi başardılar. o zaman da sanayinin var olabilmesi için üç şey gerekliydi; insan, hammadde ve enerji (yakıt). sanayide ilk kullanılan enerji kaynağı kömürdü ve ingiltere dünya kömür rezervlerinin önemli bir bölümüne sahipti. iş gücüde yeterli ölçüde vardı fakat hammadde üretim oldukça azalan bir değerdi ve sanayinin olmazsa olmazıydı. bu nedenle ingiltere ve diğer avrupalılar hammaddeyi farklı coğrafyalarda aramaya başladılar ve böylece sömürgecilik başlamış oldu. bu arayışla ingiltere ve fransa başta olmak üzere avrupalılar önemli ölçüde sömürgelere sahip oldular. sömürgelerindeki hammaddeleri istedikleri gibi kullandıkları gibi sömürgelerindeki insanları ayak işlerinde, savaşlarda, amaçları doğrultusunda, herhangi bir karşılık vermeden barbarca kullandılar. onları insan yerine bile koymadılar ve sonuç olarak avrupalılar okyanusya, afrika, güney amerika, asya gibi kıtalardaki onlarca ülkeyi sömürdü.
    bu 20. yy a kadar böyle devam etti. 1920 yılında toprakları emperyalist avrupa devletlerinin işgali altındaki türkiye’nin azim ve kararlılıkla bağımsızlığını kazanması tüm sömürgeler için umutların yeşermesini sağladı ve eğer inanıp birlik olarak savaşırlarsa sömürülmeyen, ezilmeyen, bağımsız devletler olabileceklerini anladılar. sonuç olarak harekete geçtiler ve avrupa neredeyse tüm sömürgelerini çok kısa bir sürede kaybetti.
    21. yy a gelindiğinde batılı devletler artık direk olarak ülkeleri sömüremeyeceklerini anladılar ve dolaylı olarak sömürmeye başladılar. böylece kültür emperyalizmi yüzyıllar sonra yeniden ortaya çıktı. fakat bu sefer sömürecek olan avrupalılar değil dönemin süper gücü abd idi. kültürel emperyalizm tanım olarak; güçlü ülkenin baskı uyguladığı ülkeye kendi kültürünü götürmesi bunu yaparken kültürünü, milli bilincini, yüce değerlerini, dilini yok etmesi anlamına gelir. yani ezilen ülkeyi kendine benzetir ve kendi çıkarları doğrultusunda sahte ortaklık çerçevesi içinde kolayca kullanır.
    kültür emperyalizmi ilk roma imparatorluğu’nda ortaya çıkmıştır. eski roma keltlerin varlığından rahatsızlık duymakta ve onların kendilerine karşı tehdit oluşturduğundan korkmakta ve senatörler bu konu hakkında sürekli senatoya öneriler sunmaktaydılar fakat hiçbirini beğenmiyorlardı. çoğu savaş istiyordu fakat bu durumdan roma’nın büyük zararlar göreceği konusunda da hemfikirdiler. bir gün bir senatör; “onlara kültürümüzü empoze edelim ve böylece bizden biri yapalım.” dediğinde bu senatoda büyük bir beğeniyle kabul edilmiş. sonra plan uygulanmaya başlamış; imparatorluğun dört bir yanına latince bilmeyenlerin ikinci sınıf vatandaş olarak görüleceği haberi yayılmış ve tüm keltler eski dillerini unutmak pahasına bile olsa latince öğrenmek için birbirleriyle yarışır olmuşlar. böylece kültürel emperyalizmin temelleri atılmış olmuş.
    işte 21. yy da dünya ülkelerine uygulanan emperyalizm çeşidi temellerini bu olaylar dizisinden almaktadır. bu kayıpsız ve karlı bir yöntemdir ve emperyalist ülke için hiçbir dezavantajı yoktur. ayrıca bu konuya bir örnek daha vermek gerekirse 20 yy da ingilizler tarafından irlandalılara karşı uygulandığı da bilinen bir gerçektir. ingilizler, irlanda’da kendi dilleri konuşulması konusunda baskı yapmışlardır ve silah zoruyla irlanda okullarında çocuklara kendi kültür ve benliklerini empoze etmişlerdir. fakat irlandalılar fiziksel olarak ingilizlere karşı koymasa da direnmişlerdir. gizlice gece okulları açarak çocuklarına kendi dillerini ve tarihlerini öğretmişler, kültürlerinden ve benliklerinden hiç vazgeçmemişlerdir. böyle direnen ülkeler olduğu gibi maalesef kültürlerini kaybeden ülkelerde olmuştur. cezayir, fas ve tunus gibi ülkeler kültürel emperyalizm ile kim olduklarını dahi unutmuşlardır. filipinliler dillerini ve dinlerini kaybederken faslı ve tunuslular fransız olduklarına inanan araplar olmuşlardır.
    maalesef türkiye’ye gelindiğinde durum pek de farklı değildir. türkiye yi ciddi bir tehdit olarak gören batı dünyası ab ve imf ile türkiye ile oyun oynamaya devam ediyor ve yaptırım gücünü elinde tutuyor. batılılar sürekli kendi kültür ve medeniyetini türkiye’ye empoze ederek bizi başkalaştırıyor. örneğin; artık kendi dilimizi konuşmaktan utanır olduk. mersi, bay bay gibi batı kökenli kelimeleri hiç ihtiyacımız yokken dilimize soktuk. dükkanlarımızın, marketlerimizin isimlerinin çoğu ingilizce öyle ki önemli caddelerimizde yürürken hangi ülkede bulunduğumuzu idrak etmekte zorlanıyoruz. yüzlerce isim sayabilirim ama sizler zaten çok iyi biliyorsunuz özentilikte sınır tanımadığımızı. ülkemizin yörelerinin bile latince isimlerini biliyor, bu latince isimlerini türkçelerine tercih ediyor ve bunları bilmekten, kültürümüzden uzaklaşmaktan gurur duyuyoruz. romalıların keltlere latince yi nasıl öğrettiklerini anımsayın ve söyleyin aynı şey ingilizce kullanılarak bize yapılmıyor mu. ilköğretim dilimiz bile ingilizce oldu. kesinlikle öğrenmeyelim demiyorum. fakat herkesin mesleğine katkı sağlayacak ölçüde yabancı dil bilmesi gerektiğine inanıyorum. ingilizce’nin ikinci dil ise ikinci dil olarak kalmasını istiyorum. türkçe’ye sahip çıkılmamız gerekiyor. biz, bize kendi kültürlerini kolayca empoze etmelerini sağlayan emperyalist ülke okullarına bile üstüne para vererek gitmekten çekinmiyoruz. ve şöyle düşünüyorum ülkesine sahip çıkmayan, batıya düşkün olan insanların özentiliğinin türkiye yi nereye götürdüğünü anlatmaya çalıştım. onlara şöyle özenelim: bir fransa, bir ingiltere kendi benliğine nasıl sahip çıkıyorsa biz de türk kültürüne o şekilde sahip çıkmalıyız. batıya özenme kadıköy’deki gibi sağa sola latince isimler yazarak değil neredeyse yıkılmak üzere olan çeşmelerin restore edilmesiyle olur ayrıca.
    artık biraz olsun tehlikenin farkına varma, kendi kültürel değerlerimizi benimseme ve uyanma dönemidir. oyunlara gelmeyelim ve ülkemiz için elimizden geleni yapalım.
    (shey, 05.09.2007 22:53 ~ 18.01.2008 14:53)
  12. toplum mühendisliğiyle kol kola yürür bu meret.
    (headfucker, 05.09.2007 22:59)
  13. önce ekonomik tahakküm başlar, beraberinde bir siyasal yapı ve kültür anlayışı getirir. bir anda kendinizi alışveriş merkezlerinde, daha fazla taksit var mı diye sorarken bulmanız olasıdır. kültür küreseldir artık, tüketimdir..
    (bambirella, 04.10.2007 01:52)
  14. emperyalizm'in kültür alanındaki tahribatıdır. bir milleti esir etmek için can alıcı bir noktadır kültürü. emperyalist bunu anlamış, ve kültürel alanda yoğun çalışmalar içine girmiştir. bir zamanlar türk toplumuna seyrettirilen amerikan filmleri. şimdi türk dizileri revaçta ama, zaten bu dizilerin müslüman-türk kültürüyle uzaktan yakından bir alakası yok. o yüzden sakınca da yok emperyalister için. sakınca olsaydı, yeni bir dalgayla bu dizileri gündemden düşürürler, kendilerini popüler yaparlardı. evet, bunu başarabilirler maalesef.

    müzik alanında da bu emperyalist tahribat hızla devam ediyor. ingilizce müzik dinlemek yüksek kültür göstergesi. ayrı bir şey. biz avam tabakası herhalde bu zevkin farkına varamadık herhalde. hele ki, ''kahrolsun emperyalizm'' deyip ingilizce müzik hayranı solcular daha bir komik.
    (alpnur, 24.06.2008 19:29)
  15. globalizmin yerleşikleştiği toplumlarda yarattığı şey.
    yerel kültürlerin,alt kültürlerin değerlerini yitirmesine sebep olan,medyanın desteğiyle gelişen şey.
    söylenenin aksine medya para kazanmak için bunu yapmaz,daha doğrusu ilk etapta bunu para kazanmak için yapmaz; çünkü kendi kültürüne bağlı olan birisine başka kültürlerin unsurlarını izletemez,okutamaz,dinletemezsiniz.medya önce kültürel yozlaşmanın temelini hazırlar,ondan sonra bu toplum tarafından tutulmaya başlanmış çarpık kültürel (!) unsurları içeren programlara yayın akışlarında yer vermeye başlarlar.
    para hırsından gözü dönmüş kitlelerin,kitlesel yozlaş(tır)ması.
    (liselle, 24.06.2008 20:01)