|
|
- arundhati roy'un romanı. perihan mağden yazılarından haberdar olduğum, alıp okuduğum ve çok sevdiğim roman. küçük şeylerin tanrısı, bir çocuğun gözünden anlatılan, 1960'ların hindistan'ında geçiyor. zengin hindu ailenin kızıyla toplumun en alt kesiminden bir işçinin yasak aşkının çarpıcı öyküsü. bağımsızlığını yeni kazanmış, siyasal çalkantılar içinde bir hindistan. şiirsel, içe dokunan bir anlatımı var. yazar bu romanı 1992'de yazmaya başlamış ve 1996'da tamamlmış. 1997 yılında booker ödülüne layık görülmüş.
kitaptan bir bölüm:
"ayemenem'de mayıs, sıcak ve bungun geçer. gündüzler uzun ve nemlidir. ırmak ufalır, kara kargalar sessiz, toz yeşili ağaçlarda, parlak margolardan karınlarını doyurur. kırmızı muzlar olgunlaşır. ekmekağacının meyveleri patlayıp açılır. utanmaz etsinekleri meyve kokulu havada tekdüze vızıldarlar. güneşte adamakıllı sersemler, sonra parlak pencere camlarına çarpıp ölürler.
geceler bulutsuzdur, ama uyuşuk ve gönülsüz bir beklentiyle doludur. haziran başında güneybatıdan musonlar esmeye başlar, tam üç ay rüzgâr ve yağmur eksilmez, arada yakıcı, pırıl pırıl bir güneşin bir görünüp bir kaybolduğu olur; coşan çocuklar bu güneşten yararlanıp oynarlar. kırlık yerler arsız bir yeşile bürünür. çitlerdeki tapiokalar kök salıp çiçek açarken sınırlar birbirine karışır. tuğla duvarlar yosun yeşiline döner. biber asmaları elektrik direklerine dolanıp uzar. ırmağın kırmızı killi kıyılarında yaban sarmaşıkları yerden fışkırır ve suların kapladığı yollara yayılır. pazar yerlerinde tekneler işler. karayollarındaki çukurları dolduran su birikintilerinde küçük balıklar ürer.
rahel'in ayemenem'e döndüğü gün yağmur yağıyordu. eğik düşen gümüşsü ipler yumuşamış toprağa çarpıyor, tüfek mermisi gibi dövüyordu onu. tepedeki eski evin dik inen, üçgen çatısı, kulaklara kadar indirilmiş bir şapka gibi duruyordu. yol yol yosun bağlayan duvarlar yumuşamış, topraktan yükselen nem yüzünden hafifçe bükülmüşlerdi. bitkilerle dolup taşan, yabanıl bahçeyi küçük canlıların fısıltısı ve koşuşturması kaplamıştı. yüksek ağaçların dibindeki çalılıkların arasında bir çıngıraklı yılan parıldayan bir taşa sürtündü. neşeli iri, sarı kurbağalar kendilerine eş arayarak köpüklü havuzda dolaşıyorlardı. evin önündeki, yapraklarla kaplanmış bahçe yolundan sırılsıklam bir fare şimşek gibi geçti.
ev terk edilmiş gibiydi.
kapılar ve pencereler kilitliydi. öndeki veranda bomboştu.
hiçbir eşya yoktu. ancak krom kuyruklu gök mavisi plymouth hâlâ kapının önünde duruyordu, evin içindeki bebek kochamma da hâlâ yaşıyordu.
bebek kochamma, rahel'in büyük halası, büyükbabasının kız kardeşiydi. asıl adı navomi'ydi, navomi ıpe, ama herkes ona bebek derdi. hala olacak yaşa geldiğinde bebek kochamma denir oldu. rahel onu görmeye gelmemişti.ne bebek büyük hala ne de yeğeni bu konuda hayal kurmazlardı. rahel erkek kardeşi estha'yı görmeye gelmişti. çift yumurta ikiziydiler. tıp dilinde 'dizygot' dediklerinden. aynı anda döllenen iki ayrı yumurtadan doğmuşlardı. estha -esthappen-on sekiz dakika daha büyüktü.
estha ile rahel birbirlerine pek benzemezlerdi; sıska, tahta göğüslü, bağırsakları kurtlu ve elvis presley bukleli oldukları yıllarda bile, ayemenem'deki eve bağış toplamaya gelen süryani piskoposların ya da sırıtan akrabaların arasından hiç, 'hangisi hangisiydi?' ya da 'kim kimdi?' türünden soru soran çıkmamıştı."
mutlaka okuyun.
|