kızıldere katliamı  

adana çık aradan

  1. tokat'ın niksar ilçesine bağlı kızıldere köyü'nde gerçekleşti. katliamdan çok bir silahlı çatışmadır aslında. 12 mart 1971'de muhtıra sonrası yakalanan deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'ın idamını engellemek için nato dinleme üssündeki görevlilerin kaçırılması kararını mahir çayan ve arkadaşları 25-26 mart 1972'de verdiler.

    türkiye halk kurtuluş partisi-cephesi (thkp-c) kurucularından mahir çayan, dev-genç genel başkanı ertuğrul kürkçü, dev-genç merkez yürütme kurulu üyesi hüdai arıkan, thko militanı cihan alptekin, fatsalı şoför nihat yılmaz, fatsalı öğretmen ertan saruhan ve ünyeli çiftçi ahmet atasoy, yanlarına iki ingiliz ve bir kanadalı görevliyi de alarak güvenlik güçleri tarafından ablukaya alınan ordu, ünye'den 26 mart'ta ayrılıp dev-genç genel sekreteri sinan kazım özüdoğru, siyasal bilgiler fakültesi öğrenci derneği yönetim kurulu üyesi sabahattin kurt, thko militanı ömer ayna ve "hava kuvvetleri proleter devrimci örgütü"nün kurucusu olarak aranmakta olan üsteğmen saffet alp'in daha önceden yerleştikleri tokat'ın niksar ilçesi, kızıldere köyü'ne geçtiler.

    30 mart sabahı elde ettiği istihbaratla kızıldere köyü civarındaki ağıllara varan güvenlik güçleri bilgi almak için köy muhtarının evine gittiklerinde muhtar önceden hazırladığı ihbar mektubunu vererek arananların kendi evinde olduğunu bildirdi.

    evde sarılan çayan ve arkadaşları teslim olmayı reddettiler. makineli tüfekler, havan topları ve bombalarla yapılan saldırı sona erdiğinde teknisyenler de dahil on devrimci ve üç teknisyen hayatlarını kaybetmişti.

    eve yönelik saldırıda içeride bulunanların büyük bölümünün ağır yaralanması ya da ölmesine yol açan büyük patlamadan bitişikteki samanlığa sığınarak kurtulan ertuğrul kürkçü ertesi gün yapılan aramada yerel jandarma tarafından sağ olarak ele geçirildi.

    bunu bilgi vermek için yazdım. o yıllarda doğumuzdaki, batımızdaki, kuzey ve güneyimizdeki ülkeler son hızla gelişirken ikinci dünya savaşında harap olmamış ülkemizin nasıl kardeş kavgalarına sürüklenerek geri bırakılışını göstermek için yazdım. gençleri eğitmeden içlerindeki memleket sevgisini nasıl kötüye kullandıklarını biraz anlatabilmek için yazdım.
    (turfanda, 06.01.2007 15:28)
  2. üstündeki sır perdesi halen aralan(a)mamış, 3'ü silahsız rehine olmak üzere 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan acı olay. derin devlet operasyonu olduğu bilinir. susurluk skandalında bolca adını duyduğumuz mehmet eymür kişisinin yıldızı bu olaydan sonra parlamaya başlar. bir kaç yıl önce 78'liler girişimi, aydınlatılması için kampanya yapıyordu. sonucun koca bir hiç olacağını bile bile sokak standlarındaki dilekçeye imza vermişliğim var.

    (bkz: ertuğrul kürkçü/@2215390)
    (fantaghiro, 06.02.2008 15:46)
  3. ünyedeki amerikan radar üssünden asker kaçırdıkları için niksarın kızıldere köyünde yakalanmışlar girilen çatışma sonucu 5 arkadaşıyla birlikte öldürülmüşlerdir . rahmetli mit ' çi hiram abas bu baskına katılabilmeyi çok istemiş ancak kısa süre önce girdiği silahlı bir çatışma nedeniyle yaralandığı için katılamamıştır . baskın ekibinin içinde mitçiler de vardı . köyün adı değiştirilerek '' güzeldere '' yapılmıştır .
    (legendhakan, 30.03.2008 00:39)
  4. mahir çayan ve dokuz yoldaşının (saffet alp, sabahattin kurt, hüdai arıkan, ertan saruhan, nihat yılmaz, ahmet atasoy, ömer ayna, cihan alptekin/ cihan alptekin ve ömer ayna thko, diğer devrimciler ise thkp-c üyesidirler.) 30 mart 1972'de katledilişleridir.

    amaçları, yoldaşları deniz gezmiş, yusuf aslanve hüseyin inan'ın idamlarını durdurmak olan bu gencecik devrimciler her birinin adının geçtiği, meydanlardaki "aranıyor" afişlerini umursamaksızın amaçlarına ulaşmak için ordu'nun ünye ilçesindeki nato dinlenme üssünde görevli üç ingilizi kaçırarak 27 mart sabahı kızıldere köyüne ulaşırlar ve köyün muhtarının (emrullah arslan) evinde gizlenmeye başlarlar. 30 mart 1972 günü sabah 5:00'de köyün muhtarının evine bilgi almak için gelen jandarmalara önceden hazırlanmış ihbar mektubunu teslim etmesi üzerine operasyon başlar. mahir çayanbaşından yediği altı kurşunla hayatını kaybeder. ömer aynagözünden, cihan alptekinkarnından vurularak ölürler. devrimcilerin kaldığı evin kurşuna dizilmesinin ardından içeriyi kontrol etmek için eve giren jandarmalar can çekişmekte olan saffet alp'i de kurşuna dizerek öldürürler. bu baskından tek kurtulan devrimci ertuğrul kürkçü'dür.

    "bir kızıldere tarihten silinse ne olur?!" denilerek maalesef tarihimizde böylesi bir katliam gerçekleştirilmiştir. bu yurtsever, onurlu insanlar da böylesi bir dramla aramızdan ayrılıp gitmişlerdir.

    keşke ağlamak acımı hafifletebilse, bir şeyleri çözebilse, geri getirebilse...

    mahir çayan için:
    (bkz: @2221738)
    (bkz: @2272406)
    (dişikartal8, 30.03.2008 01:05 ~ 05.04.2008 01:23)
  5. üzerinden tam olarak 36 yıl geçmiş dehşet verici bir katlediliş, tarihimize düşen ve kanla yazılan bir katliam. daha güzel bir türkiye umudunu içinde taşıyan ve bu uğura canlarını koyan güzel insanlar. o güzel insanları anmak dahi suç, aynı yolda ayak izlerini takip etmeye çalışmak bile imkansız.

    36 yıl sonra ertuğrul kürkçü anlatmış kızıldere katliamını, anlatmaya çabalamış: http://www.bianet.org/...

    "rejim açısından, kızıldere'de hayatlarını kaybedenlerin amaçları, hedefleri ve eylemleri, aradan 36 yıl geçse de suç olmaktan çıkmadı. o nedenle onlar böyle bir başlangıcın ayak izlerinin takip edilmesini hep bir sorun olarak gördüler. anlaşılan o ki, sorun olarak görmeye de devam edecekler. 35 yıldır rejim "önemli, sorunlu, yasak günler" takviminde de 30 mart'ı kırmızı harflerle yazmaktan vazgeçmedi. "
    (aglaures, 30.03.2008 14:42)
  6. "sen koşarken yıldızlar kayar önünde
    yayından fırlamış ok gibi saplanır
    ufkun bir yerine
    gözlerin dalar ardından
    ve, bir kahpe kurşun değer sineye
    sanma, alır götürür unutturur
    siler izlerini "ölüm"
    binlerce yürekte dönersin geriye

    belki, bir su damlası
    damarlarında karanfilin
    kardelen olur, açarsın baharda
    dağlarda bir efsane dolaşır
    gizemli
    sevecen
    yayılır dildendile
    destanlaşır
    bir güzel kız
    söyler türkü'nü
    suretini işlerken kilime
    analar ninni tutar
    adaş'ın bebe'lere
    ekinde
    tütünde
    fabrika düdüğünde
    çatılır mavzer gibi
    bir çınar gölgesinde
    bir güneş olur
    doğarsın birgün
    anadolunun orta yerinde"

    h.kesimoğlu
    (aglaures, 30.03.2008 15:00)
  7. birgün'de bu olayla ilgili yazı dizisi başlamıştır;

    http://www.birgun.net/...
    (grasp, 30.03.2008 15:34 ~ 01.04.2008 19:39)
  8. oy dere kizildere
    böyle akisin nere
    bizde hal mi biraktin
    sana can vere vere...
    demiş ozan, başka söze ne hacet...
    (evey, 30.03.2008 19:30)
  9. bir yönü katliamsa diğer yönü direniştir. boyun eğmediler; kendisini sayı ve silah olarak onlarca kez aşan katliamcılara karşı bir an olsun tereddüt göstermediler. katliamdan çok daha önemli, etkili ve görkemli olan şey budur. inançları uğruna ölüm pahasına direnebilmek. eğer onlar öyle yapmasaydı; deniz'ler darağaçlarında, ibrahim'ler işkencelerde, ve kızıldere'de havan toplarına mermilere karşı direnilmeseydi, işte o zaman belki ağlardık. şimdi ağlamak değil gurur duymak günüdür, biz öyle bir toprağın çocuklarıyız ki böyle görkemli devrimcilerle aynı coğrafyada yaşıyoruz.
    (gelecegim, 30.03.2008 19:48)
  10. vurulmuşum
    dağların kuytuluk bir boğazında
    vakitlerden bir sabah namazında
    yatarım
    kanlı, upuzun...

    vurulmuşum
    düşüm, gecelerden kara
    bir hayra yoranım çıkmaz
    canım alırlar ecelsiz
    sığdıramam kitaplara
    şifre buyurmuş bir paşa
    vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız!

    kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
    rivayet sanılır belki
    gül memeler değil
    domdom kurşunu
    paramparça ağzımdaki!

    (bkz: ahmet arif)
    (dişikartal8, 12.04.2008 22:35)
  11. mahir'in türküsü

    alnı yukarda kırmızı boyun atkısı rüzgârda
    yürüyor, yürüyor adım adım
    yürüyor ağır, ağır yürüyor.
    rüzgar deniz gibi köpürüyor,
    esiyor rüzgar deniz gibi.
    sesler geliyor derinden
    kalbin uzak sahillerinden...
    nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye?
    dön sevgilim
    dön kardeşim
    dön evimin erkeği
    dön geriye....
    yürüyor o
    ıslıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.
    yürüyor o,
    gövdesi bir gemi gibi yükselerek alçalarak.
    yürüyor adım, adım
    yürüyor ağır, ağır yürüyor.

    kim bilir belki bir daha sokmayacak parmaklarını
    dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına.
    ve... belki bir daha altında yatıp
    güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi
    bakmayacak gürgen ağaçlarına.
    yürüyor o yürüyor
    açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları
    ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları,
    kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık
    işitmiyor artık hep aynı tahta masanın
    başında akşamlayan hasta, topal dostların
    kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini.
    çıplak iki bıçak gibi çekmiş yüzünde gözlerini
    yürüyor düşmana doğru
    yürüyor adım, adım
    yürüyor ağır ağır yürüyor.

    yürüyoruz yolundan önderlerimiz
    ulaş 'larımız, mahirlerimiz, cevahirlerimiz.
    sizler özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi düştünüz toprağa.
    bire bin verdi başaklarınız.
    kaldırın yattığınız yerden başınızı
    kaldırın bakın
    bıraktığınız yerde yürüyor yoldaşlarınız.

    sen dalga dalga
    sen köpük köpük
    sen azgın karadeniz gibi korkusuz
    denizim.
    karacağızım,delikanlım
    sen yeleleri alevden arslan 'ım.
    faşizmin kurşunlarını
    çürümüş dişi söker gibi
    midesinden söken yiğidim.
    sen...
    hüseyinim, sivas' lım
    inanmış kavga neferim benim.
    sen militanım,
    yavruma ismini verdiğim ulaşım
    simgesi kurtuluşumun aslan kardeşim.
    hiç yılmadın oligarşinin zindanlarında biliyorum
    kalbin dışarıda attı durmadan
    ve... çıkınca oradan dışarı
    kaptın mavzerini
    düşene kadar hiç bırakmadın.

    sen kavgamın,
    kavgamızın en şanlı bayrağı
    onur simgemiz cevahirimiz.
    iki dostun vardı hayatta,
    halkın ve mavzerin.
    halkını kurtarmak için
    bu kula kul yapmamak için
    getirmek için kızıl aydınlığı
    bir dakika bile terk etmedin onları.
    ne mavzerini ne halklarını
    sen kavgamızın ölümsüz cevahiri.

    sizler... çorak nurhakların
    yaprak dökmeyen selvileri.
    makinelilerin namlularına
    göğüslerini açarak yürüyen neferlerimiz
    sinanımız, kadirimiz, alpaslanımız.
    ne güzeldir dağların doruklarında
    halkımızın yanında
    onların yaşadığı yerde ölmek.
    koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm
    bize de gelsin çekinmeden korkmadan
    eğer bu kadar şerefli gelecekse ölüm.

    siz onlarımız
    kızıldere 'nim kan çiçekleri
    beyaz bir tek gül açmadı niksar'da düştüğünüzden beri.
    pek yeşil değildi kuşattığınız köy,
    ama yemyeşil olmuştu
    asker elbisesinden, tanktan, askeri araçtan.
    yeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımın
    ama hiçbiri
    bir insanın ağacın yeşilinden aldığı zevki
    alamaz onlardan.
    tek tek sayacağım isimlerinizi usanmadan
    ve.. hiçbir şeyden onur duymayacağım
    sizin isimleriniz kadar onurdan.
    hüdayi arıkan, ömer ayna, cihan alptekin
    saffet alp, ahmet ata soy, nihat yılmaz,
    sabahattin kurt, sinan kazım özü doğru,
    ertan sayan, mahir çayan.
    kan çiçekleri kızıl derenin
    ölümsüzlerimiz...
    kuşatılmıştınız mahsurdunuz,
    ama....
    yine de tirdir titriyordu karşınızda sırmalılarımız.
    ölümün en güzelini gösterdiniz bize.
    en yücesini, en şereflisini.
    korkmadan, yılmamacasına
    yani düğüşe düğüşe
    en güzelini ölümün
    vuruşa vuruşa.

    sen kasketlim
    tunceli dağlarına kazıdılar ismini
    işkence masalarının en korktuğu adam
    kaypakkaya
    ezbere biliyordu herkes seni
    düştüğün zaman işkence tezgâhlarına
    hiçbir zaman sır vermemek için düşmana
    o umursamadığın kopmuş parmakların
    hiç çıkmadı aklımızdan.
    can veren, sır vermeyen yoldaşım.
    kaypakkaya

    sen 21 yaşındaki büyük adam
    yiğidim, aslanım, kardeşim
    ölümsüz nizam.
    başlarına ne zaman yıkılacağını bilmediği
    bir göz gecekondusunda
    ağıtlar yaktı ardından gül tepe halkı.
    nasıl sevmişlerdi seni
    nasıl da kendilerinden bellemişlerdi
    nasıl kaçmıştı
    boyunları köpek kolyeli faşistler
    kavgan burada durmayacak
    silahın yerde kalmayacak.

    sen çayan'ım
    yolunda yürüdüğüm önderim.
    her dediğini bir bir bebeme bellettiğim
    büyük büyük yazmıştı gazeteler
    yakalandığın günü.
    biz kulağımız radyoda kaçacağın günü
    o zindanı deleceğin günü
    sabırsızlıkla bekledik.
    sen nasıl cevahiri kalbine gömerek
    gittiysen adaya,
    biz de seninle varabilmek için oraya
    can attık, can verdik.

    mahirim.
    senden öğrendim mavzer tutmasını,
    türkü söylemesini
    tek yol devrim diye bağırmasını.
    senden öğrendik her şeyin en iyisini, en güzelini.
    dönmeyeceğim yolundan
    bir tek saniye olsun
    durmayacağım
    duraklamayacağım
    durduramayacaklar,
    duraklatamayacaklar
    sonuna gelene kadar mücadelenin
    hiçbir şeyle kesemeyecekler önümüzü
    öleceğiz, dirileceğiz
    yeniden öleceğiz ama...
    başaracağız...
    ve...
    bu ülkenin en güzel yerine senin ismini
    altın harflerle yazacağız
    (itirazım var sayın yönetici, 12.04.2008 23:54)
  12. ...

    uğur mumcu'nun çıkmaz sokağı'nı okumanızı öneririm.

    ve tanımım da sadece üç nokta.
    (zarathustra, 29.11.2008 21:50 ~ 21:50)
  13. (bkz: kızılderili katliamı)
    (tremonti, 29.11.2008 22:03)
  14. 30 mart 1972'de kızıldere'de düzenlenen operasyonda mahir çayan ve arkadaşlarının bulunduğu ev kurşun ve bombalarla delik deşik edilir, 10 devrimci öldürülür. sonraları kızıldere operasyonunda özel harp dairesi'nin görev aldığı resmen açıklanır. kızıldere operasyonunda yer alanların bazılarını mehmet eymür "analiz" adlı kitabında şöyle anlatıyor: içişleri bakanı, mit müsteşarı korgeneral nurettin ersin, tokat valisi, jandarma genel komutan yardımcısı, mit ankara bölge başkanı ve diğerleri gelmişti. bir operasyon ihtimaline karşı çelik yelek istenmişti.

    tabii eymür'ün kendisi de oradaydı. içişleri bakanı ferit kubat'ın yanısıra ankara merkez komutanı tevfik türüng de bulunuyordu. kızıldere'de özel harp dairesi kuvvetlerinin başındaki kişi ise jandarma istihbarat daire başkanı vehbi parlar'dı. vehbi parlar 15-16 haziran olayları sırasında da işçi hareketlerini bastırmakla sorumlu olan il jandarma alaya komtanı'ydı. kızıldere'den sonra jandarma subay-astsubay okul komutanı olan vehbi parlar'ın öğrencilerinden biri de ahmet cem ersever idi. parlar, zeynep özal'a jaguar otomobil hediye etmesiyle gündeme gelen jaguarcı zeki küçükberber'in kızkardeşiyle de evli ve parlar'ın oğlu küçükberber'le ortak.vehbi parlar, demirel*'in yasaklı olduğu dönemde onun adına kurulan büyük türkiye partisi'nin kurucularındandı. parlar'ın mehmet ağar'la oldukça samimi olduğu da biliniyor.öhd*'den kaçakçılara, işçilere saldiridan parti kuruculuğuna kadar uzanan karmaşık ilişkilerle dolu vehbi parlar yönetiyordu kızıldere operasyonu'nu.

    semih hiçyılmaz susurluk ve kontrgerilla gerceği sayfa 132.
    (asayisberkendal, 10.01.2009 10:38)
  15. faşizme ve emperyalizme karşı verilen mücadelede, devrim uğruna, sosyalizm uğruna gözünü kırpmadan canını feda edebilecek kararlı bir duruşun yıllar boyu bu denli ateşle sürmesinin sebebi.
    (sevdalınız komünisttir, 24.02.2009 19:43)
  16. ölüm onları apansız yakalamadı. karayılan gibi, bedreddin gibi, seyit rıza gibi, torlak kemal ve kawa gibi gülümsediler namlulara! kızıldere'de yüreğimizi ikiye bölüp,arkasından gönderdiklerimizi özlüyoruz. bu hasret bizim! -30 mart 1972-
    (intihar mektuplari, 29.03.2009 23:03)
  17. kerpiç bir ev vardı orda,
    sarılmıştı dört bir yanda,
    hertaraftan kurşunlara,
    hedef oldu kızıldere.

    daha yeni gül açmıştı,
    sarılıp vedalaşmıştık,
    devrime bedel vermiştik,
    mahşerinde kızıldere.

    oynuyordu yer yerinden,
    korkmuyorduk biz ölümden,
    kahpe faşistin elinden,
    direniyor kızıldere
    (agaton, 29.03.2009 23:10)
  18. mahir çayan ve arkadaşlari, korkunç bir takip altında ankara'dan karadeniz'e geçmişlerdi. burada, deniz gezmiş ve iki arkadaşının idamını önlemek için ünye radar üssü'nde görevli emperyalizmin 3 ajanını rehin alarak niksar'ın bir dağ köyü olan kızıldere'ye sığınmışlardı.günlerdir ülkemizde bütün devlet kuvvetleri, devlete karşı gelen, devlete isyan eden bu insanlarin peşine düşmüştü. devlete karşı

    gelinemeyeceğini kanıtlamak gerekirdi. bütün devlet kuvvetleri seferber edildi. eski "devletlu" ismet paşa'ya çağrılar yaptırıldı. mahir çayan ve arkadaşlarını bulabilmek için yüzlerce insan işkenceye çekildi. ülkenin her yanında tam bir savaş hali sürdürülüyordu...

    takipler alabildiğine sıklaştırıldı. büyük şehirlerde yıldırım harekatları düzenlendi. her ev, her oda didik didik aranmaya çalışıldı. sokağa çıkma yasağı kondu. beş kişiden fazlasının birlikte gezmesi suç sayıldı.

    nihayet, mart ayının son günlerinde mahir çayan ve arkadaşlarının karadeniz bölgesi'nde olduklan tespit edildi. mahir çayan ve arkadaşlarını bulabilmek için yüzlerce insan gözaltına alındı. ilkokullar işkencehane olarak kullanıldı. işkence, aleni, ortalıkta yapılıyordu. karakollardan yükselen çığlık sesleri duyulmaktaydı. hamile kadınlar işkence altına yatırılıyordu. halkın umutsuz tepkilerinden bile çekinen, korkan egemen sınıflar, toplarıyla, tanklarıyla, komando birlikleriyle, generalleriyle, mit paşalarıyla üşüştüler karadeniz bölgesine. ve muhbirlerinin ve cümle teknik olanaklarının yardımıyla halkın on yiğit savaşçısının kızıldere köyünde olduğunu öğrenebildiler.

    mübalağasız, ordularıyla kuşattılar niksar bölgesini. kızıldere köyü savaş alanı oldu. köy evinde 10 yiğit ve evin çevresinde sayısız asker, bu koşullarda bir çatışmaya girdi. 30 mart 1972 akşamı, bütün teleksler, bütün rotatifler, dünya radyolarının hepsi aynı haberi iletiyordu; kızıldere’de 10 kişi katledildi!

    oligarşinin, tankı, topu, bazukası, paşası, maşası el birliğiyle, bu köy evinde kuşattıkları halkın 10 yiğit savaşçısını imha etmeyi nihayet becerebilmişlerdi.

    10'lar, "biz buraya teslim olmaya değil, ölmeye geldik" diyorlardı. ve öyle oldu. teslim olmadılar. direndiler. öldüler.

    30 mart 1972, bundan böyle, devrimcilere yol gösteren bir direnme savaşının alevlendiği gün oldu. faşizme karşı teslimiyetsiz bir mücadele anlayışına sahip olduklarından kızıldere direnişi'ni gerçekleştirdiler. üç yiğit devrimciyi, deniz'i, yusuf'u, hüseyin'i ipe çekerek nelere kadir olduğunu kanıtlama çabasında olan oligarşinin, halk yığınlarına gözdağı verip devrimcileri yıldırmak arzusuyla tutuşan oligarşinin katliamına karşı direndiler. yoldaşlarının kurtarılması uğruna kendilerini feda etmekten geri kalmadıklannı kanıtladılar.

    10'lar, kızıldere'de oligarşinin baskı ve tenkil politikasına, azgın sömürüsüne karşı çıktıkları için öldürüldüler. devrim uğruna teslim olmayı değil, direnerek ölmeyi savundukları için öldürüldüler.

    kızıldere direnişi, yaşanılan günlerde, bir rastlantı, bir istisna değildi. daha önceden hüseyin cevahir ve ulaş bardakçı, koray doğan hunharca katledilmişlerdi. daha sonraları, deniz, yusuf ve hüseyin oligarşinin cellatları tarafından öldürüldü. ibrahim kaypakkaya işkencehanelerde faşizme karşı yiğitçe direndi ve öldürüldü. kızıldere katliamı ise bütün bu dönem boyunca halk yığınlarına uygulanan eziyetin bir parçasıydı. ve bu direniş, halk yığınlarının hoşnutsuzluğunun en çarpıcı, en somut örneğinden başka bir şey değildi.

    bütün bu olup bitenler, 12 mart askeri darbesi ile başlayan karanlık günlerde yaşandı. kızıldere'de halkın evlatlarının niçin hunharca katledildiğinin, bütün 12 mart açık faşizmi döneminde onlarca yurtseverin neden kurşunlandığının, işkencehanelere, zindanlara atıldığının ve emekçi halkın azgınca sömürüldüğünün cevabı bu ünlü faşist muhtıranın veriliş amacında saklıdır. fabrika önlerinde kurşunlanan grev gözcüleri, jandarma dipçiğinin altında inleyen yoksul köylüler, milli zulmün katmerlisine uğrayan, horlanan kürt ulusu bu muhtıranın yalnızca sömürücülere hizmet ettiğini gördü ve yaşadı.

    12 mart dönemi boyunca hakim sınıflar daha fazla semirdi, emekçi yığınları daha fazla sömürdü.

    evet, niçin ihtiyaç duyulmuştu 12 mart muhtırasına?

    çünkü, 1971'e gelindiğinde, oligarşinin muteber temsilcisi tağmaç'ın deyişiyle sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aşmıştı. halk yığınlarının mücadelesinin boyutları, kendiliğinden bir niteliğe sahip olmasına rağmen, hakim sınıfların sömürülerini disipline etme çabaları karşısında önemli bir engel teşkil edebiliyordu. bütün örgütsüzlüğüne ve dağınıklığına rağmen, halkın mücadelesi oligarşinin oldukça telaşa kapılmasına yetmişti. toplumsal huzursuzluk had safhaya ulaşmıştı. üstelik, proleter devrimcilerin bu toplumsal huzursuzluğu örgütleme doğrultusundaki girişimleri oligarşi açısından bardağı taşıran son damla oldu. bu bakımdan, 12 mart askeri darbesi, sosyal uyanışın oligarşi lehine durdurulması yolunda atılmış bir adımdı.

    öte yandan, ülke ekonomisinin çarpık gelişimine tekabül eden çelişkili ve zoraki bir ittifak olan oligarşik diktatörlüğün sorunları, yalnızca yükselen halk muhalefeti de değildi. 12 mart muhtırası oligarşi içindeki çatışmalara da bir çözüm olmak zorundaydı. oligarşinin değişik kanatları, halkın yükselen muhalefeti karşısında birleşirken, sömürüden pay alma kavgasında birbirlerine düşmüşlerdi.

    bu kavga, oligarşiyi meydana getiren unsurların farklılığından kaynaklanıyordu. iktidardaki hakim ittifak, bir yanda emperyalizmin doğrudan uzantısı olan tekelci burjuvazi ve öte yanda toprak ağalarının ve tefeci tüccarların en irilerinin oluşturduğu kesimler tarafından meydana gelmişti. aralarındaki bu ortaklık, zoraki bir ortaklıktı. herbirinin tek başına cılızlığından ve emperyalizmin sömürüsünün karakterinden dolayı birlikte olmaları, sömürü sofrasını paylaşmada kendi aralarında dalaşmalarını engellemiyor, tersine körüklüyordu. çünkü tekelci burjuvazinin nihai amacı tek başına iktidar olmaktı. bu koşullarda, dışa bağımlı ve cılız tekelci burjuvazi ile oligarşi içinde temsil edilen tekel dışı unsurlar arasında nispi bir uzlaşma sözkonusuydu.

    bunlardan, emperyalizmle ta başından bütünleşmiş olan tekelci burjuvazi, oligarşinin bel kemiğini oluşturur. ve oligarşi içindeki siyasi sürtüşmeler, esas olarak, tekelci burjuvazinin ekonomideki sömürü payını tekel dışı unsurlar aleyhine artırma çabasından kaynaklanır. ne varki, tekelci burjuvazi diğer unsurları tamamen tasfıye etme şansına sahip olamadığından, süreç içinde, kendisinin daha çok paya sahip olduğu yeni bir uzlaşma aramaktaydı.

    1971'lere gelindiğinde, teşvik tedbirleri, finansman kanunları, vb. girişimlerde, tekelci buıjuvazi kendi dışındaki unsurların tasfiyesine yönelik adımlar atmıştı. böylece, oligarşi içindeki sürtüşmeler önemli boyutlar kazanmış ve hakim sınıflar gerçekten yönetemez bir duruma düşmüşlerdi. tekelci burjuvazi, oligarşi içindeki uzlaşmanın, kendi lehine yeniden kurulmasını arzulamaktaydı. ve 12 mart askeri darbesi, nispi bir istikrarın sağlanması amacıyla oligarşi içindeki bu nispi uzlaşmanın yeniden kurulmasına hizmet etmişti.

    işte 12 mart, sömürenler açısından, kimin daha fazla sömüreceğinin de bir kavgasıdır. bu kavganın bir sömürü kavgası olduğunu ve kabağın her durumda sömürülenlerin başında patlayacağını unutmamak gerekir. oligarşi içindeki çekişme yamyamların kendi aralarındaki çekişmedir. kaynayan 12 mart kazanının içinde pişen, emekçi halklardan başkası değildi. didik didik edilen, etleri parçalanan, emekçilerdi; kurşunlanan, zindanlarda çürütülen, halkın öncüleriydi. 12 mart ne getirdi, ne götürdü sorusunun en kısa cevabı budur...

    12 mart tüm halkımıza açlık, zulüm, baskı, pahalılıktan başka birşey getirmedi. bütün bu dönem, faşizmin azgınca saldırdığı, kan içtiği bir açık terör dönemidir.

    grevler yasaklanıyor, direnenler, zindanlara tıkılıyordu. ülke, işkencehanelerin karanlığında ve darağaçlarının gölgesinde sıkıyönetimle yönetiliyordu. halkların kurtuluşu yolunda mücadele eden devrimciler katlediliyor; yurtseverleri, hapislerde çürütmek, ipe çekmek için mahkemeler kuruluyordu.

    bu dönem boyunca, ataş'ta, mke'de, ereğli kömür işletmelerinde ve daha birçok işyerlerinde sayısız grevler ertelendi, yasaklandı. işsizliğin, pahalılığın ölümle, katliamla birlikte kolkola gezdiği ülkede, emekçilerin en hayati hakları bir kalemde silindi. örneğin, 1970'de 111 olan grev sayısı 1971'de 78'e düştü. faşizmin en yoğun olduğu; 1972-73'de grev sayısı 48 ve 55'e kadar düştü. faşizmin açık uygulamasıyla yarı yarıya azaldı grevler. emekçilerin en doğal hakları gaspedildi. yani hakim sınıflar, vatan-millet-sakarya edebiyatı ile, devletin yüce çıkarlarını koruma çığlıkları ile ücretleri artırmanın, sosyal hakları elde etmenin yollarını tıkadılar.

    "ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünüz" diye kürt ulusuna katliamlar uyguladılar, onların yaşama hakkına tecavüz ettiler. bölücülük iddiasıyla kürt demokratlarının yüzlercesini zindanlara tıktılar.

    memurların, öğretmenlerin sendikalaşma hakları ellerinden alındı. okullar birer medreseye çevrildi; yoksul köylülerin toprak istekleri jandarma dipçiğiyle bastırıldı. küçük üretici, geçimini bile sağlayamadığı taban fiyatlarla susturuldu. yine bu dönemdeki ücretlerdeki gelişmeye bakmak bile, çarkın kimin için döndüğünü ve bu çarkın kimlerin hakkını öğüttüğünü anlamak için yeterlidir. 1970 yılında 35.3tl olan gerçek işçi ücretleri, 1971'de 33.7 tl'ye ve 1972'de 33.3 tl'ye kadar düşürüldü. emekçilerin yediği ekmeğin bir parçasına, içtiği çorbanın bir tasına açıktan el konuldu. bir yandan baskı ve zulüm, öte yandan işsizlik, pahalılık emekçi yığınların üzerine bütün ağırlığıyla çöktü.

    oligarşi, kana, paraya doymak bilmiyordu. halkın iliğini, kemiğini sömürdükçe azgınlaştı. azgınlaştıkça saldırdı. kısacası 12 mart döneminin bilançosu, halkın yaşam düzeyini düşürerek tekelci burjuvaziye mali kaynak yaratmak; baskı ve terörü artırarak halkın muhalefetini yıldırmak ve sessizce boyun eğmesini sağlamak; her türden zulüm ve sömürüyü katmerleştirmek diye özetlenebilir...

    ve bir de, nispi durgunluk dönemlerinde, halkın çıkarlarının en keskin savunuculuğunu yüklenenlerin, gerçek savaş günlerinde çirkin yüzlerini açığa çıkarması bakımından önemlidir, 12 mart dönemi: kendisini "işçi partisi" diye gösterenler, sıkıyönetim kapan deyince kapanan, teslim ol deyince teslim olan bir trajedinin şarlatan oyuncuları oldular. ihbarcılık ettiler. karşı-devrimci saflara geçip devrimcilere küfrettiler. teslim olmayı reddedenleri maceracılıkla, anarşistlikle suçladılar. oligarşi ile aynı tempoda, onun gönüllü borazanlığını yaptılar. kimileri de bir köşede oturup olup biteni seyretti, karanlık günlerin kendiliğinden geçmesini beklemeyi yeğledi.

    velhasıl, yoksul halkımız ve devrimciler 12 mart dönemi boyunca bir kez daha gördü ateşi ve ihaneti. belki, 12 mart'ın dönekleri dönekliklerini unuttular, unutuldu sandılar. ama halkımız kendisine ihanet edenleri unutmadı; kendi kurtuluş savaşçılarını hiç mi hiç unutmadı.

    bunun içindir ki, beş yıl sonra yeniden anarken, diyoruz ki,12 mart'ın zulmü unutulmayacak!

    kızıldere direnişi unutulmayacak!

    kızıldere direnişi, devrimci hareketimizin yenilgisine rağmen, yenilginin ortasında dimdik duran bir anıttır.

    hakim sınıfların karanlık yüreklerinde bir korkudur.

    halkların ezik yüreklerinde, biraz hüzün, ama daha çok bir ışık, bir umut kaynağıdır.

    evet, 30 mart 1972, oligarşinin sarhoş generallerinin zafer çığlıkları attığı bir gündü. yiğit savaşçıların cesetleri üzerinde tepindikleri bir gündü. ama ayıldıklarında kirli kanlarını donduran bir gerçekle karşılaştılar:

    birde çok olup çokta bir olan, hepsi birer mahir, hepsi birer saffet; hüdai, nihat, ahmet, ertan, ömer, cihan, sabahattin, kazım olan halkın diğer evlatlarını hatırlamak zorundaydılar.

    ne bazukaları, topları, ne de idam sehpaları yetmezdi çünkü hepsini teker teker, onar onar yok etmeye; ve bu coşkun seli durdurmaya. karşılarında, her köyün bir kızıldere olmaya namzet oıduğu, her devrimcinin 10'lar arasına katılmaya can attığı korkutucu bir süreç ve bunun sonucunda devrimci mücadelenin er veya geç başarısı vardı.

    ve 10'lar, kızıldere'de bazukaların yaktığı, yıktığı köyevinin küllerine gömülmedi. 10'lar halkın kalbine, devrimcilerin bilincine gömüldüler.

    10'lar öldüler.

    devrimci hareketimiz yenildi.

    ama hiçbir şey bitmedi.

    daha 30 mart sabahında, ahmet atasoy'un karısı dürdane kadın, işkencehanede zulmün en katmerlisinin, sancının en onurlusunun meyvesini verdi. kurtuluş doğdu. kurtuluş şimdi beş yaşında. kurtuluş büyüyor. kurtuluş büyüyecek.

    daha 30 mart sabahında, devrimci hareketin militanları bir kez daha hınçla bilendiler. devrimci hareketimiz yenilgiden bu yana beş uzun yıl yaşadı. devrimci hareket büyüyor. devrimci hareket büyüyecek.
    kızıldere direnişi unutulmayacak!


    http://www.devrimciyol.org/...
    (nervikan, 30.03.2009 00:21)
  19. (bkz: mahir çayan)
    (bkz: sinan kazım özüdoğru)
    (bkz: hüdai arıkan)
    (bkz: ertan saruhan)
    (bkz: saffet alp)
    (bkz: sabahattin kurt)
    (bkz: nihat yılmaz)
    (bkz: ahmet atasoy)
    (bkz: cihan alptekin)
    (bkz: ömer ayna)

    bundan 37 yıl önce işe başladıklarında türktüler, kürttüler, lazdılar. ulusal devrime değil, sınıfsal devrime inandılar. kimliklerini geldikleri yere bırakıp, sınıf mücadelesine başladılar. dillerindeki türkü hiçbir zaman ulusal olmadı, hep evrensel bir türküydü. sadece kendi ulusları için değil, bu topraklardaki tüm uluslar için yola koyulmaya kara verdiler. ve yolları bundan tam 37 yıl önce tehlikenin büyüklüğünü görenler tarafından hunharca kesildi. ruhları şâd olsun.
    (amedian, 30.03.2009 11:23)
  20. oy dere kızıldere
    böyle akışın nere?
    onlar biter mi sandın
    sana can vere vere
    (garrincha, 30.03.2009 11:24 ~ 11:24)
  21. katliamların en acısıdır.
    mahir çayan'ın annesi olay yerine getirilmiş, oğlunu teslim olmaya ikna etmesi için yalvarması istenmiştir. mahir in annesi ise olay yerinde oğluna şöyle bağırmıştır "mahir! yürüdüğün yol doğru yoldur." derken kadının ağzı kapatılıp, dayak atılmıştır.
    not: bu olay hatırla sevgili adlı gereksiz dizide, bir çok şeyin saptırıldığı gibi bu olay da saptırılmıştır. dizide mahir in annesi gelip ağlar, mahir oğlum teslim ol diye ağlar. mahir ise üzülür annesine (!)
    yoktur böyle birşey. mahir bilir yürüdüğü yolu. sonucunu bilir.
    devrim kanlı olur. yaşam tekerleğinde devrim olmaz!
    (mental retardasyon, 30.03.2009 11:43)