şu sıralar uzatılması gündeme gelmiş olan ve üniversite mezunları için öngörülen süre olan altı ayda yapılan askerlik çeşidi.
öncelikle selam eder, askerlik görevini yapacak olanların gözlerinden öperim. ayrıca
asker mantığı/@2034991 yazısını öncelikle okumanızı allah rızası için istiyorum.
313. kısa dönem olarak askerliğini yapan salieri, aşağıdaki önerileri de dikkate almanızı rica eder.
herşeyden önce şunu söylemek istiyorum, döndüğünüz zaman izlenimlerinizi sözlüğe derli toplu bir şekilde muhakkak yazın. bu önemli.
askerlik; disiplin, emir-komuta, yat deyince yat, kalk deyince kalk ilmidir. size daha ılımlı davranacaklardır. rehavete kapılıp gevşemeyin. sonra lise mezunu bir uzman çavuştan azar işitirsiniz, üzülürsünüz.
tekrar tekrar söylemekte yarar var; kesinlikle asteğmen değilsiniz! mahkemeye çıkarsanız er statüsünde işlem görürsünüz. zaten astsubaya er olarak posta koyup mahkemede subay statüsünden yargılanmak gibi bir mantıksızlığın askeri disiplin konseptiyle de hukukun temel mantığıyla da bağdaşmadığı açıkça ortada. kaldı ki astsubaylara o asteğmenler de posta koyamıyor. velhasılı kelam böylesi şehir efsanelerine güvenenleri acıklı bir azap beklemektedir.
iki üniversite bitirseniz, otuz küsur yaşında bile olsanız ersiniz. iki ay sonra çavuş. e zaten iki ay sonra da terhis sath-ı mailine giriyorsun. demek ki yeni duruma bir an evvel uyum sağlamak gerekiyor.
düzgün bir profil vermeye özen gösterin. unutmayın, amirleriniz anasının gözü adamlar. daha kışla kapısından girdikten itibaren kişiliğiniz gözlem altındadır ve çoğunlukla da yanılmazlar. "insanın karakteri hastanede, hapishanede, askerde belli olur" diye boşuna söylememiş atalarımız.
kışlaya girişte yasak malzeme olduğunu iddia ederek eşyanızı almak isteyen memetçikler olursa nöbetçi subayı çağırmalarını söyleyin. bundan korkmayın, zira beğenilen malzemeyi alıkoymak isteyen memetçiklerin bu yola başvurduğunu biliyoruz. yaşanmış vakalar var.
acemilikte ortamı tanıyın. şartları keşfedin. ustalıktaki dansözlüklerin altyapısını acemilikten başlayarak oluşturmakta sonsuz fayda var.
uzunlar sizi denerler. onlara tepeden bakmayın, paçayı da kaptırmayın. düşünün ki bendeniz ilkokul mezunu bir çocuğa dostoyevski okuttum ve çocuk en kritik yerlerinden yakalamasını bildi metni. lümpenliğin en aşağılık örnekleriyle birlikte yaşayan örnekler bunlar. bir çoğu iyi çocuklardır (dostoyevski okumasına gerek yok tabii ki). size zaten, elde var bir, saygı duyarlar. ukalalık etmezseniz bir çoğu bağrına da basar. herkes tarafından sevilmek de mümkün olmadığına göre, bir çevre yaratmak diğer çıkıntılıklara karşı yeterli korumayı sağlar. imkanınız varsa benim gibi yaş ve eğitim durumunu do-zun-da kullanabilirsiniz. ben yararını gördüm.
koğuş çavuşlarına sakın kafa tutmayın. savunmada kalın, kendinizi ezdirmeyin ama onların otoritesini zedeleyecek davranışlarda bulunmayın. çünkü o otoritenin sarsılmaması gerekir düzenin sağlanması için. okuma yazma dahi bilmeyen adamlar var. makul ölçülerde dayağa bile karşı değilim ben artık mesela. o koğuş çavuşlarıyla bir hesabınız olursa teke tek iken halletmeye çalışın. toplum içinde yapacağınız her çıkıntılık yol su elektrik olarak geri döner.
uzunların yaşı büyükçe eski tertipleriyle -eğer mümkünse- arkadaşlık kurun. ilk zamanlar yaşadığınız ufak tefek olaylarda (hırsızlık, gerginlik gibi) hem yol gösterip size yardımcı olurlar hem de sizin olayı büyüterek içinden çıkılmaz hale getirmenize engel olurlar. bu adamların tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir otoritesi var diğerleri üzerinde. ayrıca yaşça yakın kişiler bulmak hakikaten insanı rahatlatıyor. örneğin benim canım ölesiye daralıyordu on beş yaş küçük adamlarla halvet olmaktan.
acemilikte elbise dağıtımı yapılacak. illa ki bir parçasında sorun olur elbisenin. pantolon küçük gelir, bol gelir, kısa gelir vs.. koğuş arkadaşlarınızla değiştirirsiniz öyle bir durumda. bizim koğuşta takas pazarı kurulmuştu resmen.
bot meselesi başlı başına bir destan. bana bir numara büyük al dediler. ben kendi ayağımın numarasını aldım, zorluk da çekmedim şükür. arko falan yumuşatmaz. gittiğinizde görürsünüz o bot denen şeyin ne olduğunu. giydikçe yumuşar o ayrı. ezmek de bir işe yarayabilir ama arko yumuşatmaz o canavarı. botların arkasına, topuk kısmına koymak için vatka götürün. bildiğimiz ahu tuğba vatkası. botu bir numara büyük alırsanız daha çok zorluk çekebilirsiniz. ayağınızı gitmeden önce ölçün. benim bir ayağım öbüründen yarım numara büyük, ona göre numara söyledim.
size bir dolap verecekler. bu dolabı nizami olarak düzenleyeceksiniz. askerlikte herşey nizamidir ve standartlara bağlanmıştır. esas diyeceğim şu; dolabınıza değerli eşyalarınızı mümkün olduğunca koymayın. küçük olanları (para, kullanılması yasak olan ama sizin kullandığınız mp3, yedek sigara, zippo çakmak vs...) kaplumbağa gibi üzerinizde taşıyın, eğer cebinize sığmayacak bir nesneyse, mesela bir karton sigara almışsanız, bunu da kapak açıldığında görünmeyecek bir şekilde yerleştirin, kimseye de "benim barbie bebeğim var çok cici" kıvamında şeyler söylemeyin. yazıcıysanız büroya da konuşlandırabilirsiniz, ama bu biraz risk arzedebilir. kullanılması yasak olan cep telefonunu şoförü olduğu bölük komutanının odasında şarj ederken yakalanan çocuğun durumuna düşebilirsiniz. o da biraz abartmıştı lan gerçi.
acemilikte eğitim yerine geçen etkinlik, yemin töreni hazırlığı ve edep erkan öğretme çalışmalarıdır. selam verme, sağa dön, sola dön falan. yemin töreni hazırlığı ise dillere destandır. yürü babam yürü. çok sıkışırsanız ufak izinler koparabiliyorsunuz bu çalışmalar sırasında.
acemilikte dışarı çıkamazsınız ama ziyaretçiniz gelebilir.
acemilikte de nöbet tuttururlar ama koğuş nöbeti. esas nöbet yükü ustalıkta biner. gerçi ustalıkta da bir süre sonra nöbetçileri sadece getirip götüren refakat çavuşluğu yaparsınız. acemilikte günlük program mesai bittiğinde biter. aranızda dalgıç var mı, gel oğlum şu benim akvaryumu temizle…gibi işler çıkmazsa serbestsiniz.
iş yapmaktan kaçınmayın. eksik gedik de olsa çalışmak sizi öldürmez. sızlanmayın. kesinlikle saygı duyulmuyor böyle insanlara. iki tutam ot yolmak ya da tt-man'ın kabinini yağlı bezle silmek sizi eksiltmez. hem elle gelen düğün bayram değil mi? uzunlar zaten sizin elinizden almaya başlarlar o işleri. ve zaten bir süre sonra alt devreler de gelecek. yapıp yapacağınız iş iki ayın içinde.
her görevin adamı da olmamanızı öneririm. bugün gönüllü yaptığınız iş yarın göreviniz olur. verilen görevi yapmamaktan ya da inisiyatifli davranmaktan söz etmiyorum tabii.
ustalıkta yazıcıların gecesi gündüzü yoktur ama rahat ortamda çalışırlar ve içtimaya çıkmazlar genellikle. garajdakiler emek yoğun çalışırlar ama onların işi de akşamüstü oldu mu biter.
yemek nöbetçiliği vardır. yemekleri getir, servis et, bulaşıkhaneye götür vs.. kaçılacak kadar zor işler değil. eğlencelidir de.
selam vermekten kaçınmayın. gittiğinizde söyleyeceklerdir muhakkak, selam vermekten ölen kimse yok derler. rütbesini görmeseniz bile, ki mesela hücum yeleği giymiştir, selamı çakın. bakınız mesela ben yüzbaşı kılıklı geçkin bir adam olarak çok selam aldım. inzibat denen yarmaların bile
gata'da sadece adres sormak için yaklaştığımda karşımda mum gibi durduğu oldu. memetçik, karşısındaki sivil bile olsa risk almamak için selam veriyor. doğrusu budur. ama mesela sabah servis geldiğinde kaç hemen. bütün kışlanın subaylarına selam vermeye kimse mecbur değil.
kafanızdaki, uzunlar hödüktür, kısalar akıllıdır kategorilerini -varsa- unutun gitsin. memleketimiz üniversitelerinin acıklı halini orda müşahade edeceksiniz bol bol. hakkında, bunun yerine öküzü okutsak boynuzundan süt sağardık, diyeceğiniz adamlar göreceksiniz. üstte anlattığım türden çocuklar da göreceksiniz.
çok sıkılsanız, canınız daralsa patlasa, kafanızı taşlara vursanız bile memleket izni almayın. sakın! askerliğin en yavaş geçen zamanları son bir hafta ve hatta çıkmadan önceki son iki saattir. askerliğini on beş ay yapıp da bir gün geç çıktığı için koğuşu yıkan adamlar gördüm ben. ve haklılar da. arkadaşlarınız cemseye binip gözden kaybolduktan sonra orda bir hafta daha kalacak olmanın ne korkunç bir sıkıntı olduğunu bilemezsiniz. mesela ben kullanacaktım ama bir uzun dönem engel oldu ve iyi ki de engel oldu. sakın ola ki izin kullanmayın!
sigara içiyorsanız; bu önemli bak, otlanmalara engel olamazsınız. tabiat kanunlarına aykırı, o derece. zaten siz de otlanacaksınız. gel gör ki sinir oluyorsunuz otlakçılığa. çünkü günde on tane içmezken bir paket sigara parası veriyorsunuz. o zaman türkiye'nin en güzel sigarasını içeceksiniz; uzun samsun. benim zaten normalde içtiğim sigara olduğu için rahat ettim. hatta şunu yapmanızı öneririm; gitmeden bir hafta on gün öncesinden yeni sigaraya alışmaya çalışın. kışlada daha az zorluk çekersiniz alışma evresini atlattığınız için.tabii sigarayı değiştirmem diyorsanız ayrı mesele. [--- bu paragraf opsiyoneldir]
özellikle acemilikte revire gittiğinizde her hastalık için verecekleri iki ilaç var; kas gevşetici bir, ordunun meşhur bir antibiyotiği vardır iki. bu antibiyotik her hastalığa verilir. red kit’teki şarlatan doktorların ilaçları gibi bir şey.
bu meyanda şunu da söyleyeyim; farklı iklime gittiğinizde hasta olabilirsiniz. ben izmir'den istanbul'a gittim ve acemiliğim boyunca öksürük nöbetlerine girdim. sonra geçti. mızmızlık etmeyin, şikayet etmeyin. nasıl olsa hastasınız, şikayet edince bu durum değşmeyecek.
yıkanmak için en iyi yöntem sabah kimse kalkmadan önce nöbetçiye kendini kaldırtıp banyoya gitmektir. hem kimse olmuyor sabahın köründe, hem banyo temiz oluyor hem de su sıcak ve tazyikli oluyor. ayrıca terliklerinizi hiç çıkarmayın banyoda. resmen meni, atık traş bıçağı, ot bok gibi şeylerin arasında yapıyorsunuz banyoyu. sabah yapmak bu yüzden tercihe şayan. bunun yanında topluca banyoya götürüyorlar. gidiş mecburi! ördek gibi sıralanıp gidiyorsun.
yıkanmak bahsine girmişken... vücut temizliğinizi aksatmayın. sivilde koltuk altı kıllarınız kimsenin umurunda olmayabilir. fakat askerde personel bakımı denen bir uygulama vardır. aniden, yani haber vermeden, yani küt diye indirin pantolonları, çıkartın atletleri derler ve koltuk altı kıllarınız ve nereleriniz birilerinin umurunda olur! haftada bir traş olun o yüzden.
sakallarınız gür değilse akşamdan traş olmayı deneyin. sabah ve ertesi gün sakallarınız belirmeyecekse bu en güzel bir şeydir. benim maalesef sabahtan öğlene varıncaya kadar grileşiyordu yüzüm ama geceden traş olan arkadaşlarım vardı. şundan öneriyorum bunu, sabah çok kalabalık oluyor lavabolar. gerçi sorun da değil o kadar.
krem götürün. özellikle soğuk yere gidenler için söylüyorum.
pürel götürmek isteğe bağlıdır. ordaki ortamın temizliğini gözünüz kesmezse askerlik sırasında da alabilirsiniz. ben aldım örneğin. bittabi kimseyle paylaşmadım. yoksa biter.
bol bol en adisinden çorap götürün. siyah olması tercihe şayandır. benim gibi tünel yokuşunda tanesi on kuruşa bulursanız çuvalla alın. ben öyle yaptım. kullandım attım. oh, mis. ben çorap yıkarım gerek yok, diyorsanız ayrı mesele.
yanınızda ilaç (vitamin vs..) götürmeyin, kapıda alırlar. düzenli kullandığınız ilaçları ise revir gözetiminde kullandırmak üzere alırlar.
küfür etmekten ve küfür edenlerden hoşlanmıyorsanız hiç merak etmeyin; en masum isteklerinizi ve durumları bile küfürsüz ifade edemeyecek bir hale geleceksiniz. "çay içen var mı yarraam?" şeklindeki ifadeler sizin artık ayrılamaz parçanız olacak. yani maalesef.
ayrıca...
komutanlar şahsınıza değil de bölüğe/bölüklere küfrettiği zaman alınganlık ve çıkıntılık yapmayın. o küfür şahsınıza değil herkese ediliyor. "komutanım bunu söylemeye hakkınız yok" falan demeye teşebbüs etmeyin, sakın ha!
uykuyu unutun. acemilikte en rahat uykunuzu uyuyacaksınız. usta birliğinizdeki koğuşunuzda uyuyamayacaksınız, kesin. velakin korkmanıza da gerek yok. alışılıyor. herkes alışıyor. hatta gündüz kısa şekerlemeler için arazi olma imkanlarını kullanabilirseniz hiç sorun kalmaz.
uzun dönemlerin alt devreleri sizin de alt devrelerinizdir, unutmayın. yeni gelen alt devrelerin size büyüklenmesine izin vermeyin.
istanbul'da yapanlar için söylüyorum; hastane en temiz kaçış yöntemidir. sabahtan işinizi halleder ve hafta içi hafta içi gider taksim’de bira içersiniz. alkol kullanmıyorsanız da gezer tozarsınız. gümüşsuyu asker hastanesi'nden çıkmak istiyorsanız çarşı iznine çıkmış asker gibi giyinmeyin. kapıdan çıkarken kararlı ve somurtkan olun. şapka takmayın, bu bir er alametidir. bere falan olur, öğrenci işi bir atkı da iyi olur. ben evrak çantası, kel kafa, somurtuk bakış taktiğiyle çıkıyordum. bir de nöbet değiştikten sonra çıkın ki tanınmayın. o kapıya uyanık adamlar konur çünkü. gata'dan çıkmak daha kolaydır. hatta kolaydır.
bir üst paragraftakine benzer durumlarda mağdur olmamak için elinizde sivil bir kimlik mutlaka olsun. nüfus cüzdanınızı vermek zorundasınız, ondan kaçış yok. ama ehliyeti kaptırmayın. kendi memleketinizdeki ilk muayene ve başvuru aşamasında ehliyet beyan ettiyseniz bile karargahta kayıt yaptırırken net ve kararlı bir şekilde "başka kimliğim yok" deyin. bu sorun yaratmaz. bu zahmete şu yüzden katlanıyoruz; özellikle büyük şehirlerde (ve özl. istanbul'da) sivil bir kimlik aklınıza gelmeyecek avantajlar sağlar size. askeri hastaneden kaçmaya yaradığını yukarıda örneklemiştik sözgelimi.
mümkün olduğunca para, hiçbir zaman sır ver--me--yin. parayı ancak çok güvendiğiniz kişilere, o da sağda solda duyulmayacağından eminseniz verin. sır verirseniz sağda solda duyulacağından emin olabilirsiniz. unutmayın, askerlikteki dostlukların hemen hemen hepsi kıymetsiz ve temelsizdir. yalnızlık bunaltınızı bir süre sonra çiğdem ve tutku bisküvisine gömeceksiniz (oh, mis). endişeniz olmasın o konuda.
zaman acemilikte çok zor geçebilir. haklı olarak
cylon olduğundan şüpheleneceğiniz birkaç hayat adamı dışında herkes söylenir; ama arkadaşlık kuracaksınız hemen. az çok görgülü adamlardan sözediyoruz nihayetinde. usta birliğinizde artık bir işiniz olacağı için (size bir iş yıkacakları için) sıkılmaya zamanınız olmayabilir. zaten bir süre sonra siz de farkedeceksiniz ki herşey otomatiğe binmiş; ortam size alışmış, siz ortama alışmışsınız. düşünün ki futbolla uzaktan yakından alakası olmamış, daha tuttuğu takımın kalecisini bilmeyen adamlar bile tezahurat yapa yapa maç izler olmuştu (o ben oluyorum).
acemilik hayatı ustalıkta hasretle anılır genelde. fakat siz “vay başıma vay anam” ağıtının daha noktasını koymadan askerlik bitmiş olacak.
magnum, bir lira otuz beş kuruştur. benim için de yiyin.
( --> fiyatı değişecektir muhakkak, ama daha ucuz olacaktır yine de. hücum!!)
---
askerde yanınıza al-ma-manız gerekenler:
kullan-at bıçak: her gün en az bir kere tıraş olacak biri için işkence olabilir. son derece kalitesizler çünkü. mach-3 sınıfından bıçaklar en iyi tercihtir.
beyaz iç çamaşırı: personel bakımı denen rezil uygulama sırasında ya da başka bir şekilde görürlerse canınızı sıkarlar. özellikle atletiniz haki renkli olsun.
cep telefonu: cep telefonu kullanmak yasaktır. kapıdan sokabileceğinize inanıyorsanız götürün (bence hiç götürmeyin). askerliğin ilerleyen aylarında bir telefon edinmeniz daha akıllıcadır. riske girmeyin. ilk zamanlar kullanmanız kıskançlık da yaratabilir.
müzikçalar: radyo, mp3, mp4 kullanmak da yasaktır; ama daha gevşek davranırlar bu konuda ekseri. arada akıllarına esip de arama terörü estirirlerse toplarlar.
mantık: mantığınızı kapıda bırakma tavsiyelerini yanınıza al--ma--yın. askeriyenin kendine has mantığı vardır (her meslek gibi). biz bu mantığı kışlaya girdiğimizde ilk kez gördüğümüz için yapılanlar saçma gelir; ama her şeyin askerce bir açıklaması vardır. mantığınızı ve gözlem gücünüzü kapıda bırakırsanız şikayet etmekten başka bir şey yapamaz ve yeni şartlara uyum sağlayamazsınız. mantığı kapıda bırakma tavsiyelerini yanınızda götürmeyin.
ayrıca;
(bkz:
altmış altıncı mekanize piyade barış gücü tugayı)
(bkz:
asker mantığı)
(bkz:
askere götürülmemesi gereken malzemeler)