merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

kısa dönem askerlik

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. lisans, lisans üstü vesaire gibi durumlar devreye girince mesul olunan askerliğin süresinin kısalması sonucu vuku bulan olaydır. normalinden çok daha kısa bir süre askerlik yaparsınız. şu güne kadar bir çok süre işittim (4 yıldan - birkaç aya kadar) ancak 3 aylık askerliği ile babamdan daha kısa askerlik yapmış olanını görmedim. lakin buna rağmen kendini genelkurmay başkanı sanar, o ayrı.
  2. normal acemi eğitimi dört haftadır. yemin töreninde onbaşı rütbesine haiz olunur. bir zaman sonra rütbe yükseltilmeyi müteakip çavuş, 5 ay 5 gün sonra da mis gibi terhis olunur. erat ve bazı uzman çavuşlar hoca (uygulamada hoceae!) der. mahkeme durumunda asteğmen statüsündedir o nedenle teğmenden sonrasına karşı daha dikkatli olunmalıdır. tabi 30 yıllık başçavuşla açıköğretim mezunu bir kısa dönemin mahkemede karşılaşması beklenen sonucu vermeyebilir. o açıdan kısa dönem bir personel 5 aylığına şalteri indirmeli, vay ben ortaokul mezunu uzmandan nasıl emir alırım da vay o astsubay çavuş benden 5 yaş küçük de gibi düşünceleri terhis sonrası kusulmak üzere saklamalıdır.
  3. 5 ay 5 günlük askeri birlik içerisinde geçen sürede askerlik görevinin yerine getirilmesidir. o altı aydır ki yıllarca anlatabileceğiniz kadar çok malzeme verir size, anılar, komik hikayeler ve gizli maceralar.
    kısa dönem askerlik hakkında bilinen en önemli yanlışlık, terhis olduktan sonra yeniden askere gelme durumu olursa (seferberlik, savaş) asteğmen olunacağının sanılmasıdır. ikinci büyük yanılgı ise askeri mahkemeye çıkılacak bir cürüm işlendiğinde asteğmen statüsünde olunacağıdır. özellikle ikincisi çok canlar yakmıştır bu bilgiye güvenip astsubaylara posta koyan kısa dönemler, en az 14 gün hapi cezası alırlar. hele ki sizi mahkemeye sevk etmeye karar verirlerse en az 3 ay hapis yatarsınız ve bu askerlik sürenizden sayılmaz. bu nedenle bunlar uzak durulması gereken aksiyonlardır.
  4. her zaman sabrınızı zorlayacak kompleksli kuş beyinlilere rast geleceğiniz askerlik tipidir, amma velakin kısa dönem askerliğini yarılamış biri olarak görmekteyim ki astek olarak da gidilse elbet benzer kuş beyinlilere rast gelinmektedir. kısa kalın, uzun ince demeden dikkatlice bitirmek gerekir askerliği.
  5. "ulan yarrak askerler! daha sıçtığınız bok nizamiye'ye varmadı, tümgeneral kesildiniz başıma. len poşetler siz de doğru durun!" uzman çavuş orhan, haziran 2004, ankara.

    aşağıda okuyacağınız ıvır zıvır, askerliğini ankara etimesgut'ta bulunan zırhlı birlikler tümeni'nde tankçı çavuş olarak idrak etmiş bir poşetin deneyimlerinden derlenmiştir. dünya'nın her yerindeki her askeri birliğe uyarlanabileceği garantisi yazar tarafından verilmemektedir. sonra gelip "vay sen böyle demiştin de, senin yüzünden yirmi bir gün disko aldım da..." diye serzenişte bulunmayın. bir de prizlere harbi sokmayın, serinleme amaçlı man'ların* altına yatmayın.

    işte nihayet yaş kemale erdi. lise, üniversite, yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük derken sonunda deniz bitti. artık bir karar vermenin zamanıdır. ya nasa'nın mars görevine gönüllü yazılıp iki yıl daha tecil alacaksınız (ki kaç kaç nereye kadar), ya da çoğu türk gencinin yıllardır yapmakta olduğu gibi askerlik şubesi - sınav merkezi - nizamiye algoritmasını izleyerek asker ocağının yolunu tutacaksınız. hele ki astek olarak seçilme şanssızlığına uğramadıysanız sizden iyisi yok, tam beş ay altı günlük temiz hava - bol(!) gıda - sağlıklı yaşam kürü sizi bekliyor.

    evet beş ay altı gün. resmi olarak askerlik süreniz tam altı ay. ama bunun baştan on iki günü seçme ve yerleştirme işlemlerinden dolayı, sondan (ya da ortadan) on iki günü ise izin haklarınızdan dolayı uçuyor. bakın yirmi dört gün daha kısaldı askerlik. hadi yine iyisiniz.

    iyisiniz ama, gün hesabını tam bu noktada artık bırakmanız gerektiğini önemle hatırlatmak isterim. askerde kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük gün saymaktır. bir saymaya başladınız mı, o günler saatlere, saatler dakikalara dönüşmekte gecikmez. "n'olacak zaman geçer" demeyin. askerlikte zamanın akışı sivil hayattan farklıdır. dört yüz elli günden geriye sayıp son haftasına gelmiş, "abi yedi gün geçmez, bitmez." diye kafayı çizen çok adam gördüm; bu duruma düşmekten kaçının.

    size neden poşet dendiği ile ilgili sayısız hikaye dinleyeceksiniz. birini de ben nakledeyim. askerliği on beş ay (eskiden on sekiz ay) yapan uzun dönemler, içi yazlık-kışlık kat kat elbise ve çeşitli ıvır zıvır dolu boyları kadar bavullarıyla birliklerine teslim olurken, kısa dönemler üç beş parça eşyalarını bir torbaya doldurup, ellerini kollarını sallayarak giriyorlarmış nizamiyeden içeri; poşet lafı da oradan kalmış.

    siz yine de tansaş poşeti yerine küçük de olsa bir çantayı tercih edin. bu çantanın içinde de bolca iç çamaşırı (yeşil) ve çorap olsun (siyah, uzun konçlu). söz konusu giysilerin mümkün mertebe pamuklu kumaştan olmasına dikkat edin. size askeriyeden verecekleri çorap-çamaşır vs. hem –her gün çamaşır yıkamayı düşünmüyorsanız- asla yetmez, hem de bunlar oldukça kötü kalite sentetik kumaşlardan mamul olacağından, ayağınız mantardan götünüz pişikten kurtulmaz. çorap, çamaşır, havlu (açık mavi, ciddiyim) gibi elzem malzemeler dışında alacağınız her türlü ağırlık ise, adı üstünde, ağırlıktır.

    ikinci önemli konu kişisel hijyen malzemeleridir. traş takımı, sıvı sabun, kolonya filan alın mutlaka, ihmal etmeyin. ama fazla da abartmayın olayı; gidip de norveçli balıkçıların kreasyonundan tam takım tuvalet çantası derlerseniz kırık damgası yemeniz kaçınılmaz olur, benden söylemesi. mesela arko mütevazi ve gayet yaygın kullanılan bir markamızdır; ondan şaşmayın. bir de “süper sağlıklı olacam” diye vitaminleri, besin desteklerini filan doldurmayın çantaya, kapıda alıyorlar onları.

    askerliğinizin ilk dört haftası, acemi birliği denen bir ortamda, sizin gibi sudan çıkmış balık modunda gezinen poşetlerle omuz omuza geçecek. bu arada, eğer türkiye’nin büyük bir şehrinden gelme veya kalbur üstü eğitim kurumlarının birinden mezunsanız, kafanızdaki üniversite mezunu profiliyle gerçeğinin ne kadar uyumsuz olduğunu görerek şaşıracaksınız. evet, türkiye’nin kaymak tabakası bu arkadaşlardır; alıcılarınızın ayarıyla oynamayınız.

    acemilik genel olarak oyun gibi bir şeydir. bir takımınız olur ve ördek ailesi gibi ne var ne yok beraber yaparsınız. çok abartılı bir hata yapmadığınız sürece pek fazla üstünüze gelen olmaz. ne de olsa henüz silaha el basıp yemin etmemişsinizdir; pek de asker sayılmazsınız. bu ilk dört hafta sırf spor ve eğitimle geçer. zavallı komutanlarınız aslında askerlik yaşını çoktan aşmış siz tomrukları yontup askere benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. ama uzun dönemlere üç ayda ancak verilebilen eğitimi yirmi sekiz günde sindirmeniz pek mümkün olmadığından, hiçbir zaman tam askere benzemediğiniz gibi, kendinizi öyle hissedemezsiniz de. kıt’alarda poşetlere belli bir şüpheyle yaklaşılmasının sebebi budur sanırım.

    ordu beden eğitiminin tüfekli ve tüfeksiz hareketleri, silah söküp takma, nişan alma ve atış, esas durma, uygun adım yürüme ve koşma, sağa sola dönme, tekmil verme vs. yanında vatandaşlık bilgisi ve inkılap tarihiyle ilgili de muhteşem dersler alacak, gelibolu kahramanı seyit onbaşı’yı ilkokuldan yıllar sonra yeniden hatırlayacak, vatanın bölünmez bütünlüğünü nasıl koruyacağınızı bir iyice öğreneceksiniz. derslerinize güzel çalışın ki çavuş diplomanızdaki notunuz yüksek olsun, inekler sizi.

    yirmi sekiz günlük eğitimin sonunda ise yemin edecek ve ilk hafta sonu izninize (cuma akşamından pazar akşamına kadar) çıkacaksınız. bu izni iyi değerlendirin, çünkü epey bir süreliğine görüp göreceğiniz en büyük (ve tek) rahatlık budur. izin bitiminde ise kuralarınız çekilecektir. kısa dönemlerin çoğu ya kendi birliklerinde, ya da aynı garnizona bağlı bir başka birlikte kalırlar. yani şehir değiştirme ihtimaliniz düşük. ama askerlikte hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da garantisi yoktur; kendinizi 24. mekanize piyade tugayıyla kosova yolunda bulursanız “n’oldu?” diye bana gelmeyin, askerliğiniz çok!

    nihayet kuranız da çekildi ve onbaşı rütbesiyle usta birliğinize katılıyorsunuz, ve işte tsk’dan hayatın acımasız gerçekleri de burada başlıyor. usta birliğinde ilk günler, “ağaç yaşken ezilir” hesabı, bölük komutanından tutun da çamaşırhane sorumlusu ere kadar herkes sizi gücü nispetinde ezmeye çalışacaktır. burada ne kolunuzdaki onbaşı rütbesi, ne tahsiliniz, ne de yaşınız işe yarar. en pis işler, bitmek tükenmek bilmez angaryalar hep sizindir. durun hemen ümitsizliğe kapılmayın, daha güzeli de var: birkaç gün sonra atış talimine gidecek ve ardından silahlı nöbet tutmaya başlayacaksınız. artık sabah 06.00 - gece 11.00 oradan oraya koşturduktan sonra bir de 01.00-03.00 ve 05.00-07.00 nöbetlerini tutmaya, zombi gibi ortalarda dolanıp bulduğunuz her fırsatta, ayakta da olsa uyumaya hazır olmalısınız.

    fazla endişeye gerek yok, zor günler elbet geçecek, zamanla siz ortama, insanlar size alışacak. birlikteki kıdeminiz artarken rütbeniz de çavuş olacak ve siz de ortam insanlarından biri haline gelecek, uçmakta ustalaşan yavru kartalların havada hareket etmesi gibi askeri yaşam içinde daha rahat hareket etmeye başlayacaksınız. hele son bir ayınızda birliğin kralı gibi bir şey olacağınızı söyleyeyim de iyice götünüz kalksın.

    ama tüm bunların pek de önemi yok aslında. esas önemli olan, o zor günlerde ve bağlı olarak takip eden askerlik yaşantınızda sizin nasıl davrandığınız. “ben buraya layık değilim” anlamsız kibiriyle size verilen angarya işleri küçümser, görevlerinizi yerine getirmekten kaçınma yollarını arar, insanlara tepeden bakmayı alışkanlık haline getirirseniz, o size dıştan “hoca” diye hitap edenler bile arkanızdan küfreder, “amına kodumun poşeti” demekten geri durmazlar. ama alçakgönüllü ve sorunlar karşısında metin olursanız, işten-görevden kaçmaz, ama mümkün olduğunca kendinizi de ezdirmez, insanlara yardım etmeye çalışır, özü sözü bir bir kişi olarak tanınırsanız, o yirmi yaşındaki çocuklar size can-ı gönülden hoca derler; dertlerini, üzüntülerini sizinle paylaşır, sizi başları üstünde taşırlar.

    uzun dönem askerlerle ilişkilerinizde açık ama dikkatli olun. sizin altı ayda geçip gittiğiniz askerliği on beş ay yapan, sizin gibi üç kısa dönemin gelişini ve gidişini gören, komutanlar tarafından size göre çok daha fazla ezilen bu insanlar, size karşı kafadan ve haklı olarak bir miktar tepkilidirler. sakın ola ki, tekrar ediyorum sakın ola ki “ama ben de dört sene üniversite okudum, öss’yi kazanacam diye götüm düştü, bik bik…” olaylarına girmeyin. birincisi, bu muhabbet size en ufak fayda sağlamaz; ve ikincisi, içlerinde düşünen birisi çıkıp da eğitimde fırsat eşitliği veyahut eşitsizliği konusunda size okkalı bir diskur çekerse o laflar götünüze kaçıverir. benim dönemimden bazı poşetlerin başına geldi, oradan biliyorum. sizin yapacağınız şey sakin olmak ve o dört senelik müthiş tahsil hayatınızın ağırlığını davranışlarınızla hissettirmektir. adam gibi hareket eder, götünüzü başınızı oynatmazsanız, zaman içinde insanlar size saygı duymaya başlayacaktır.

    üstlerle iyi ilişkiler kurmak ise bambaşka bir konudur. unutmayın, komutanlarla konuşurken, daha doğrusu komutanlar size bağırırken kullanmanız gereken iki anahtar kalıp vardır: “emret komtanım!!!” (yes sir) ve “emredersiniz komtanım!!!” (sir yes sir). ünlemleri ne kadar çok bağırmanız gerektiğini anlayasınız diye üçlü üçlü koydum. diyelim ki komutan size “git karargaha bak bakalım ben orada mıyım.” veya “yarrak asker git bana iki demet kırmızıya boyanmış osuruk düğümü getir.” gibi bir emir verdi, sakın ola ki “neler oloyor? ben kimim? evrende yalnız mıyız?” tarzı sorgulamalara girişmeyin. yapmanız gereken tek şey “emredersiniz komtanım!” diye avazınız çıktığı kadar bağırıp topuklarınız götünüze çarpa çarpa koşarak ortamdan uzaklaşmaktır.

    ve buradan geliyoruz bağırma meselesine. bağırmak askerliğin özüdür. üniversite mezunu, kültürlü, nazik ve iyi sevişen bir erkek olarak en çok zorlanacağınız konu da muhtemelen budur zaten. askerde alçak sesle konuşma, hatta konuşma diye bir şey yoktur. tekmil verirken, emir verirken, emir alırken, bir işi, bir oluşu, herhangi bir şeyi dile getirirken daima bağırmak esastır. sivil hayatta nasıl bağıra çağıra konuşanlar etrafı rahatsız ediyor diye ayıplanıyorlarsa, askerde de iyi bağıramayanlara kötü gözle bakılır, toplumdan dışlanırlar. hatta acemi eğitiminin önemli bir bölümü bağırma üzerine kuruludur. başlarda mutlaka zorlanacaksınız ama kendinizi zorlayın ve bağırın. bağırmazsanız hayatta kalamazsınız.

    nöbet ve içtima, içtima ve nöbet… askerliği askerlik yapan bitmez tükenmez azot döngüsü. içtima günde minimum üç adet ve ortalama yarımşar saat mal gibi bekleme olayıdır. çaycı, çorbacı, genelkurmayın bütün bilgisayarlarını tamir eden adam gibi ultra önemli bir göreviniz olmadıkça içtimadan kaçamazsınız; ki sözü geçen görevler de genelde içtimayı özletir niteliktedir; uyandırayım. tabi siz çavuş olacağınız için içtima bağlamak adı verilen çok bilinmeyenli denklemle de karşı karşıyasınız ki, söylenebilecek tek şey: şimdiden geçmiş olsun. nöbet içinse söylenecek fazla bir şey yok, elde tüfek iki saat dikiliyor, yaklaşan olursa var gücünüzle bağırıyorsunuz. uyumamaya çalışın. iki hafta disko beş dakikalık uyku için gerçekten ağır bir bedel. denebilir ki, askerliğin özü nöbettir, içtimadır.

    askerliğin özü, mevsime göre değişir, ilkbahar ve yaz aylarında ot yolma, sonbaharda yaprak toplama, kışın ise kar küremedir. ben yüksek ihtisasımı ot yolma disiplininde yaptığım için biraz bu husustan bahsedeyim. aman ot yolma deyip geçmeyin; askeriyenin nasıl hiçbir şeyi sivil hayata benzemiyorsa, otları da benzemez doğal olarak. siz yüz elli adam araziye yayılmış canla başla onları yolmaya çalışırken kanlarının son damlasına kadar kendilerini savunan, elinizi başınızı kanatan, parçalayan canavarlardır bunlar. alien’dır, zerg’dir, ne bileyim ben tyranid’dir. bazen siz mi otu yoluyorsunuz, yoksa ot mu sizi yoluyor şüpheye düşebilirsiniz; yapacak bir şey yok, katlanacaksınız.

    yukarıdaki üç paragrafı da okuduysanız anlamış olacağınız gibi, askerliğin özü diye bir şey yoktur. belki de askerlik, zamanın gerçek doğasını kavrayabilmemiz için tanrı’nın ve türk silahlı kuvvetleri’nin bize yaptığı bir lütuftur. çünkü 24 saatin 24’ünü de, her dakikanın ağır ağır geçişini hissederek idrak etme fırsatı sivil hayatta pek karşınıza çıkmaz. belki shaolin eğitiminde olabilir, ama o da çok uzun sürüyor.

    fakat sonuçta o beş ay altı günden geriye kalan, terhisten sonraki ilk günlerde sabah 06.30’da kalkıp sokağa çıkıp koşmak, gece 03.00’da kalkıp balkonda 3-5 nöbeti tutmak, yeşil giysi görünce midenin bulanması, yerde ot görünce yolmadan duramamak gibi anomalilerdir. korkmayın, zamanla geçiyor.

    "bizim oralarda bir laf vardır: eşeği siken osuruğuna katlanır derler. anladınız siz onu." yüzbaşı muammer, ağustos 2004, ankara.
  6. askerlik sorgusuz sualsiz t.c. vatandaşı olan her erkeğin vazifesidir. askerliği reddeden kişi vatandaş oalrak kabul edilemez. yani bu ülke vatandaşı olabilmenin yegane koşuludur. "ben istemiyorum, siz gidin ben gelmicem" diyemezsiniz. işte bu noktadan çıkarak herkesin yapmakla yükümlü olduğu bu ödevin eğitim seviyesine göre süresinin uzun yada kısa olması çokta mantıklı bir durum değildir. çünkü kişilerin özel hayatlarındaki tercihleri bir kamu hizmetini yerine getirirken kişiyi etkilemelelidir. devlet aldığı kamu hizmeti için tüm vatandaşlarına aynı mesafede durmalıdır. sonuç itibari ile kişi bu hizmeti yaparken herhangi bir bedel almamaktadır. yapmamak gibi bir seçme şansı yoktur.

    yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü kısa dönem askerlik türkiye'deki çarpık düzeninin göstergelerinden biridir.

    ben demiyorumki herkes 15 ay askerlik yapsın gönlüm isterki herkes 2 ay yapsın. önemli olan eşitlik olsun. unutmayalım ki 15 yapanlarda analarının kuzusu ve sizden hiçbir farkları yok.

    en merak edilen noktaya gelince ben 15 ay mı yaptım ? hayır.
  7. şu sıralar uzatılması gündeme gelmiş olan ve üniversite mezunları için öngörülen süre olan altı ayda yapılan askerlik çeşidi.

    öncelikle selam eder, askerlik görevini yapacak olanların gözlerinden öperim. ayrıca asker mantığı/@2034991 yazısını öncelikle okumanızı allah rızası için istiyorum.

    313. kısa dönem olarak askerliğini yapan salieri, aşağıdaki önerileri de dikkate almanızı rica eder.

    herşeyden önce şunu söylemek istiyorum, döndüğünüz zaman izlenimlerinizi sözlüğe derli toplu bir şekilde muhakkak yazın. bu önemli.

    askerlik; disiplin, emir-komuta, yat deyince yat, kalk deyince kalk ilmidir. size daha ılımlı davranacaklardır. rehavete kapılıp gevşemeyin. sonra lise mezunu bir uzman çavuştan azar işitirsiniz, üzülürsünüz.

    tekrar tekrar söylemekte yarar var; kesinlikle asteğmen değilsiniz! mahkemeye çıkarsanız er statüsünde işlem görürsünüz. zaten astsubaya er olarak posta koyup mahkemede subay statüsünden yargılanmak gibi bir mantıksızlığın askeri disiplin konseptiyle de hukukun temel mantığıyla da bağdaşmadığı açıkça ortada. kaldı ki astsubaylara o asteğmenler de posta koyamıyor. velhasılı kelam böylesi şehir efsanelerine güvenenleri acıklı bir azap beklemektedir.

    iki üniversite bitirseniz, otuz küsur yaşında bile olsanız ersiniz. iki ay sonra çavuş. e zaten iki ay sonra da terhis sath-ı mailine giriyorsun. demek ki yeni duruma bir an evvel uyum sağlamak gerekiyor.

    düzgün bir profil vermeye özen gösterin. unutmayın, amirleriniz anasının gözü adamlar. daha kışla kapısından girdikten itibaren kişiliğiniz gözlem altındadır ve çoğunlukla da yanılmazlar. "insanın karakteri hastanede, hapishanede, askerde belli olur" diye boşuna söylememiş atalarımız.

    kışlaya girişte yasak malzeme olduğunu iddia ederek eşyanızı almak isteyen memetçikler olursa nöbetçi subayı çağırmalarını söyleyin. bundan korkmayın, zira beğenilen malzemeyi alıkoymak isteyen memetçiklerin bu yola başvurduğunu biliyoruz. yaşanmış vakalar var.

    acemilikte ortamı tanıyın. şartları keşfedin. ustalıktaki dansözlüklerin altyapısını acemilikten başlayarak oluşturmakta sonsuz fayda var.

    uzunlar sizi denerler. onlara tepeden bakmayın, paçayı da kaptırmayın. düşünün ki bendeniz ilkokul mezunu bir çocuğa dostoyevski okuttum ve çocuk en kritik yerlerinden yakalamasını bildi metni. lümpenliğin en aşağılık örnekleriyle birlikte yaşayan örnekler bunlar. bir çoğu iyi çocuklardır (dostoyevski okumasına gerek yok tabii ki). size zaten, elde var bir, saygı duyarlar. ukalalık etmezseniz bir çoğu bağrına da basar. herkes tarafından sevilmek de mümkün olmadığına göre, bir çevre yaratmak diğer çıkıntılıklara karşı yeterli korumayı sağlar. imkanınız varsa benim gibi yaş ve eğitim durumunu do-zun-da kullanabilirsiniz. ben yararını gördüm.

    koğuş çavuşlarına sakın kafa tutmayın. savunmada kalın, kendinizi ezdirmeyin ama onların otoritesini zedeleyecek davranışlarda bulunmayın. çünkü o otoritenin sarsılmaması gerekir düzenin sağlanması için. okuma yazma dahi bilmeyen adamlar var. makul ölçülerde dayağa bile karşı değilim ben artık mesela. o koğuş çavuşlarıyla bir hesabınız olursa teke tek iken halletmeye çalışın. toplum içinde yapacağınız her çıkıntılık yol su elektrik olarak geri döner.

    uzunların yaşı büyükçe eski tertipleriyle -eğer mümkünse- arkadaşlık kurun. ilk zamanlar yaşadığınız ufak tefek olaylarda (hırsızlık, gerginlik gibi) hem yol gösterip size yardımcı olurlar hem de sizin olayı büyüterek içinden çıkılmaz hale getirmenize engel olurlar. bu adamların tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir otoritesi var diğerleri üzerinde. ayrıca yaşça yakın kişiler bulmak hakikaten insanı rahatlatıyor. örneğin benim canım ölesiye daralıyordu on beş yaş küçük adamlarla halvet olmaktan.

    acemilikte elbise dağıtımı yapılacak. illa ki bir parçasında sorun olur elbisenin. pantolon küçük gelir, bol gelir, kısa gelir vs.. koğuş arkadaşlarınızla değiştirirsiniz öyle bir durumda. bizim koğuşta takas pazarı kurulmuştu resmen.

    bot meselesi başlı başına bir destan. bana bir numara büyük al dediler. ben kendi ayağımın numarasını aldım, zorluk da çekmedim şükür. arko falan yumuşatmaz. gittiğinizde görürsünüz o bot denen şeyin ne olduğunu. giydikçe yumuşar o ayrı. ezmek de bir işe yarayabilir ama arko yumuşatmaz o canavarı. botların arkasına, topuk kısmına koymak için vatka götürün. bildiğimiz ahu tuğba vatkası. botu bir numara büyük alırsanız daha çok zorluk çekebilirsiniz. ayağınızı gitmeden önce ölçün. benim bir ayağım öbüründen yarım numara büyük, ona göre numara söyledim.

    size bir dolap verecekler. bu dolabı nizami olarak düzenleyeceksiniz. askerlikte herşey nizamidir ve standartlara bağlanmıştır. esas diyeceğim şu; dolabınıza değerli eşyalarınızı mümkün olduğunca koymayın. küçük olanları (para, kullanılması yasak olan ama sizin kullandığınız mp3, yedek sigara, zippo çakmak vs...) kaplumbağa gibi üzerinizde taşıyın, eğer cebinize sığmayacak bir nesneyse, mesela bir karton sigara almışsanız, bunu da kapak açıldığında görünmeyecek bir şekilde yerleştirin, kimseye de "benim barbie bebeğim var çok cici" kıvamında şeyler söylemeyin. yazıcıysanız büroya da konuşlandırabilirsiniz, ama bu biraz risk arzedebilir. kullanılması yasak olan cep telefonunu şoförü olduğu bölük komutanının odasında şarj ederken yakalanan çocuğun durumuna düşebilirsiniz. o da biraz abartmıştı lan gerçi.

    acemilikte eğitim yerine geçen etkinlik, yemin töreni hazırlığı ve edep erkan öğretme çalışmalarıdır. selam verme, sağa dön, sola dön falan. yemin töreni hazırlığı ise dillere destandır. yürü babam yürü. çok sıkışırsanız ufak izinler koparabiliyorsunuz bu çalışmalar sırasında.

    acemilikte dışarı çıkamazsınız ama ziyaretçiniz gelebilir.

    acemilikte de nöbet tuttururlar ama koğuş nöbeti. esas nöbet yükü ustalıkta biner. gerçi ustalıkta da bir süre sonra nöbetçileri sadece getirip götüren refakat çavuşluğu yaparsınız. acemilikte günlük program mesai bittiğinde biter. aranızda dalgıç var mı, gel oğlum şu benim akvaryumu temizle…gibi işler çıkmazsa serbestsiniz.

    iş yapmaktan kaçınmayın. eksik gedik de olsa çalışmak sizi öldürmez. sızlanmayın. kesinlikle saygı duyulmuyor böyle insanlara. iki tutam ot yolmak ya da tt-man'ın kabinini yağlı bezle silmek sizi eksiltmez. hem elle gelen düğün bayram değil mi? uzunlar zaten sizin elinizden almaya başlarlar o işleri. ve zaten bir süre sonra alt devreler de gelecek. yapıp yapacağınız iş iki ayın içinde.

    her görevin adamı da olmamanızı öneririm. bugün gönüllü yaptığınız iş yarın göreviniz olur. verilen görevi yapmamaktan ya da inisiyatifli davranmaktan söz etmiyorum tabii.

    ustalıkta yazıcıların gecesi gündüzü yoktur ama rahat ortamda çalışırlar ve içtimaya çıkmazlar genellikle. garajdakiler emek yoğun çalışırlar ama onların işi de akşamüstü oldu mu biter.

    yemek nöbetçiliği vardır. yemekleri getir, servis et, bulaşıkhaneye götür vs.. kaçılacak kadar zor işler değil. eğlencelidir de.

    selam vermekten kaçınmayın. gittiğinizde söyleyeceklerdir muhakkak, selam vermekten ölen kimse yok derler. rütbesini görmeseniz bile, ki mesela hücum yeleği giymiştir, selamı çakın. bakınız mesela ben yüzbaşı kılıklı geçkin bir adam olarak çok selam aldım. inzibat denen yarmaların bile gata'da sadece adres sormak için yaklaştığımda karşımda mum gibi durduğu oldu. memetçik, karşısındaki sivil bile olsa risk almamak için selam veriyor. doğrusu budur. ama mesela sabah servis geldiğinde kaç hemen. bütün kışlanın subaylarına selam vermeye kimse mecbur değil.

    kafanızdaki, uzunlar hödüktür, kısalar akıllıdır kategorilerini -varsa- unutun gitsin. memleketimiz üniversitelerinin acıklı halini orda müşahade edeceksiniz bol bol. hakkında, bunun yerine öküzü okutsak boynuzundan süt sağardık, diyeceğiniz adamlar göreceksiniz. üstte anlattığım türden çocuklar da göreceksiniz.

    çok sıkılsanız, canınız daralsa patlasa, kafanızı taşlara vursanız bile memleket izni almayın. sakın! askerliğin en yavaş geçen zamanları son bir hafta ve hatta çıkmadan önceki son iki saattir. askerliğini on beş ay yapıp da bir gün geç çıktığı için koğuşu yıkan adamlar gördüm ben. ve haklılar da. arkadaşlarınız cemseye binip gözden kaybolduktan sonra orda bir hafta daha kalacak olmanın ne korkunç bir sıkıntı olduğunu bilemezsiniz. mesela ben kullanacaktım ama bir uzun dönem engel oldu ve iyi ki de engel oldu. sakın ola ki izin kullanmayın!

    sigara içiyorsanız; bu önemli bak, otlanmalara engel olamazsınız. tabiat kanunlarına aykırı, o derece. zaten siz de otlanacaksınız. gel gör ki sinir oluyorsunuz otlakçılığa. çünkü günde on tane içmezken bir paket sigara parası veriyorsunuz. o zaman türkiye'nin en güzel sigarasını içeceksiniz; uzun samsun. benim zaten normalde içtiğim sigara olduğu için rahat ettim. hatta şunu yapmanızı öneririm; gitmeden bir hafta on gün öncesinden yeni sigaraya alışmaya çalışın. kışlada daha az zorluk çekersiniz alışma evresini atlattığınız için.tabii sigarayı değiştirmem diyorsanız ayrı mesele. [--- bu paragraf opsiyoneldir]

    özellikle acemilikte revire gittiğinizde her hastalık için verecekleri iki ilaç var; kas gevşetici bir, ordunun meşhur bir antibiyotiği vardır iki. bu antibiyotik her hastalığa verilir. red kit’teki şarlatan doktorların ilaçları gibi bir şey.

    bu meyanda şunu da söyleyeyim; farklı iklime gittiğinizde hasta olabilirsiniz. ben izmir'den istanbul'a gittim ve acemiliğim boyunca öksürük nöbetlerine girdim. sonra geçti. mızmızlık etmeyin, şikayet etmeyin. nasıl olsa hastasınız, şikayet edince bu durum değşmeyecek.

    yıkanmak için en iyi yöntem sabah kimse kalkmadan önce nöbetçiye kendini kaldırtıp banyoya gitmektir. hem kimse olmuyor sabahın köründe, hem banyo temiz oluyor hem de su sıcak ve tazyikli oluyor. ayrıca terliklerinizi hiç çıkarmayın banyoda. resmen meni, atık traş bıçağı, ot bok gibi şeylerin arasında yapıyorsunuz banyoyu. sabah yapmak bu yüzden tercihe şayan. bunun yanında topluca banyoya götürüyorlar. gidiş mecburi! ördek gibi sıralanıp gidiyorsun.

    yıkanmak bahsine girmişken... vücut temizliğinizi aksatmayın. sivilde koltuk altı kıllarınız kimsenin umurunda olmayabilir. fakat askerde personel bakımı denen bir uygulama vardır. aniden, yani haber vermeden, yani küt diye indirin pantolonları, çıkartın atletleri derler ve koltuk altı kıllarınız ve nereleriniz birilerinin umurunda olur! haftada bir traş olun o yüzden.

    sakallarınız gür değilse akşamdan traş olmayı deneyin. sabah ve ertesi gün sakallarınız belirmeyecekse bu en güzel bir şeydir. benim maalesef sabahtan öğlene varıncaya kadar grileşiyordu yüzüm ama geceden traş olan arkadaşlarım vardı. şundan öneriyorum bunu, sabah çok kalabalık oluyor lavabolar. gerçi sorun da değil o kadar.

    krem götürün. özellikle soğuk yere gidenler için söylüyorum.

    pürel götürmek isteğe bağlıdır. ordaki ortamın temizliğini gözünüz kesmezse askerlik sırasında da alabilirsiniz. ben aldım örneğin. bittabi kimseyle paylaşmadım. yoksa biter.

    bol bol en adisinden çorap götürün. siyah olması tercihe şayandır. benim gibi tünel yokuşunda tanesi on kuruşa bulursanız çuvalla alın. ben öyle yaptım. kullandım attım. oh, mis. ben çorap yıkarım gerek yok, diyorsanız ayrı mesele.

    yanınızda ilaç (vitamin vs..) götürmeyin, kapıda alırlar. düzenli kullandığınız ilaçları ise revir gözetiminde kullandırmak üzere alırlar.

    küfür etmekten ve küfür edenlerden hoşlanmıyorsanız hiç merak etmeyin; en masum isteklerinizi ve durumları bile küfürsüz ifade edemeyecek bir hale geleceksiniz. "çay içen var mı yarraam?" şeklindeki ifadeler sizin artık ayrılamaz parçanız olacak. yani maalesef.

    ayrıca...

    komutanlar şahsınıza değil de bölüğe/bölüklere küfrettiği zaman alınganlık ve çıkıntılık yapmayın. o küfür şahsınıza değil herkese ediliyor. "komutanım bunu söylemeye hakkınız yok" falan demeye teşebbüs etmeyin, sakın ha!

    uykuyu unutun. acemilikte en rahat uykunuzu uyuyacaksınız. usta birliğinizdeki koğuşunuzda uyuyamayacaksınız, kesin. velakin korkmanıza da gerek yok. alışılıyor. herkes alışıyor. hatta gündüz kısa şekerlemeler için arazi olma imkanlarını kullanabilirseniz hiç sorun kalmaz.

    uzun dönemlerin alt devreleri sizin de alt devrelerinizdir, unutmayın. yeni gelen alt devrelerin size büyüklenmesine izin vermeyin.

    istanbul'da yapanlar için söylüyorum; hastane en temiz kaçış yöntemidir. sabahtan işinizi halleder ve hafta içi hafta içi gider taksim’de bira içersiniz. alkol kullanmıyorsanız da gezer tozarsınız. gümüşsuyu asker hastanesi'nden çıkmak istiyorsanız çarşı iznine çıkmış asker gibi giyinmeyin. kapıdan çıkarken kararlı ve somurtkan olun. şapka takmayın, bu bir er alametidir. bere falan olur, öğrenci işi bir atkı da iyi olur. ben evrak çantası, kel kafa, somurtuk bakış taktiğiyle çıkıyordum. bir de nöbet değiştikten sonra çıkın ki tanınmayın. o kapıya uyanık adamlar konur çünkü. gata'dan çıkmak daha kolaydır. hatta kolaydır.

    bir üst paragraftakine benzer durumlarda mağdur olmamak için elinizde sivil bir kimlik mutlaka olsun. nüfus cüzdanınızı vermek zorundasınız, ondan kaçış yok. ama ehliyeti kaptırmayın. kendi memleketinizdeki ilk muayene ve başvuru aşamasında ehliyet beyan ettiyseniz bile karargahta kayıt yaptırırken net ve kararlı bir şekilde "başka kimliğim yok" deyin. bu sorun yaratmaz. bu zahmete şu yüzden katlanıyoruz; özellikle büyük şehirlerde (ve özl. istanbul'da) sivil bir kimlik aklınıza gelmeyecek avantajlar sağlar size. askeri hastaneden kaçmaya yaradığını yukarıda örneklemiştik sözgelimi.

    mümkün olduğunca para, hiçbir zaman sır ver--me--yin. parayı ancak çok güvendiğiniz kişilere, o da sağda solda duyulmayacağından eminseniz verin. sır verirseniz sağda solda duyulacağından emin olabilirsiniz. unutmayın, askerlikteki dostlukların hemen hemen hepsi kıymetsiz ve temelsizdir. yalnızlık bunaltınızı bir süre sonra çiğdem ve tutku bisküvisine gömeceksiniz (oh, mis). endişeniz olmasın o konuda.

    zaman acemilikte çok zor geçebilir. haklı olarak cylon olduğundan şüpheleneceğiniz birkaç hayat adamı dışında herkes söylenir; ama arkadaşlık kuracaksınız hemen. az çok görgülü adamlardan sözediyoruz nihayetinde. usta birliğinizde artık bir işiniz olacağı için (size bir iş yıkacakları için) sıkılmaya zamanınız olmayabilir. zaten bir süre sonra siz de farkedeceksiniz ki herşey otomatiğe binmiş; ortam size alışmış, siz ortama alışmışsınız. düşünün ki futbolla uzaktan yakından alakası olmamış, daha tuttuğu takımın kalecisini bilmeyen adamlar bile tezahurat yapa yapa maç izler olmuştu (o ben oluyorum).

    acemilik hayatı ustalıkta hasretle anılır genelde. fakat siz “vay başıma vay anam” ağıtının daha noktasını koymadan askerlik bitmiş olacak.

    magnum, bir lira otuz beş kuruştur. benim için de yiyin.
    ( --> fiyatı değişecektir muhakkak, ama daha ucuz olacaktır yine de. hücum!!)

    ---

    askerde yanınıza al-ma-manız gerekenler:

    kullan-at bıçak: her gün en az bir kere tıraş olacak biri için işkence olabilir. son derece kalitesizler çünkü. mach-3 sınıfından bıçaklar en iyi tercihtir.

    beyaz iç çamaşırı: personel bakımı denen rezil uygulama sırasında ya da başka bir şekilde görürlerse canınızı sıkarlar. özellikle atletiniz haki renkli olsun.

    cep telefonu: cep telefonu kullanmak yasaktır. kapıdan sokabileceğinize inanıyorsanız götürün (bence hiç götürmeyin). askerliğin ilerleyen aylarında bir telefon edinmeniz daha akıllıcadır. riske girmeyin. ilk zamanlar kullanmanız kıskançlık da yaratabilir.

    müzikçalar: radyo, mp3, mp4 kullanmak da yasaktır; ama daha gevşek davranırlar bu konuda ekseri. arada akıllarına esip de arama terörü estirirlerse toplarlar.

    mantık: mantığınızı kapıda bırakma tavsiyelerini yanınıza al--ma--yın. askeriyenin kendine has mantığı vardır (her meslek gibi). biz bu mantığı kışlaya girdiğimizde ilk kez gördüğümüz için yapılanlar saçma gelir; ama her şeyin askerce bir açıklaması vardır. mantığınızı ve gözlem gücünüzü kapıda bırakırsanız şikayet etmekten başka bir şey yapamaz ve yeni şartlara uyum sağlayamazsınız. mantığı kapıda bırakma tavsiyelerini yanınızda götürmeyin.

    ayrıca;
    (bkz: altmış altıncı mekanize piyade barış gücü tugayı)
    (bkz: asker mantığı)
    (bkz: askere götürülmemesi gereken malzemeler)
  1. 1