türkiye cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasında çizilmeye başlanmış daha sonra koşullara göre değişmiş, uzatılmış, kısaltılmış, türkiye cumhuriyeti'nin olmazsa olmazlarını temsil eden çizgilerdir. bu çizgiler o kadar kalın çizilmiştir ki bir gireni bir daha çıkartamazsınız
*.
bunların en bilinenlerine misak-ı milli'yi, milli egemenliği; daha sonradan türeyenlerine
kktc'yi, koşullar ortadan kalktığı için ortadan kalkanlara örnek olarak da dış siyasette denge politikasını verebiliriz.
şimdi bu kırmızı çizgilere bir de yakından bakalım;
misak-ı milli türkiye cumhuriyeti sınırları buna ek olarak da musul ve kerkük'ten oluşmaktadır.
kırmızı çizgi olarak bu sınırlar içinde egemenlik hakları türkiye cumhuriyetine ve halkına aittir
*.
şimdi bakalım bu sınırların içine;
*
incirlik üssü'ne dair pek bir yorum yapmadan, cumhurbaşkanının
* bile vizesiz giremediği bir yer olduğunu hatırlatarak geçelim.
*gap bölgesinde çoğunluğu israilli olan yabancı sermayedarlara satılan verimli araziler. (şu mayın temizlenme olayını anımsarsanız güneydoğu'da, zamanında tsk tarafından mayınlanan arazilerin israilli bir şirket tarafından temizlenmesi karşılığında da o arazilere sahip olması gibi bir şey söz konusuydu, bunu yapanların islamiyet ve anti semitizm üzerinden insanları kandırdığını da anımsarsınız, onun üstüne de(bkz:
türk israil dostluk grubu))
*özelleştirmelerde de yine aynı adamlar
* "sırtlarına fabrikayı alıp yurtdışına taşıyacak değiller ya" demiştir, fakat ne gariptir şu güne kadar özelleştirilen kamu kuruluşlarının %70'e yakını kapatılmış, bu kuruluşları alan uluslararası tekeller bu fabrikaları kapattığından kendilerine yeni rakipsiz pazarlar yaratmışlardır ve bu ülkenin ürettiklerini sırtlayıp götürmüşlerdir.
buna karşı çizgi savunması olarak özelleştirilsin ama yabancı sermayeye satılmasın diyenler vardır ki onlara da
tekel'i hatırlatalım, tekel'i alan yerli sermaye hisselerin %90'ını abd'li bir şirkete satmıştır.
burada bahsi geçenler bu ülkenin kendi iktidarı(!) tarafından çiğnenen çizgilerdir. birde başkalarının çiğnedikleri vardır.
*türk askerinin kafasına çuval geçirilirken kırmızı çizgi nutukçularının nutku tutulmuştur.
urfa'ya yanlışlıkla düşen bombaları zannımca kimse hatırlamaycaktır.
değişen dünya düzeniyle bazı çizgiler de değişmiştir. mesela ülkenin kuruluşundan 1990lara kadar dış siyasette denge politikası en işbirlikçi hükümetler
* tarafından bile pek değiştirilememişti. türkiye uluslararası alanda hep (sovyetlerin varlığıyla) diğer ülkeleri tehdit ederek var etti kendini, iki kutup arasında böylelikle siyasi güç kazandı (incirlik'e abd üssü açma izni verdi). fakat sovyetlerin çözülmesiyle bu kozunu da yitiren iktidarlar ülkeyi abd ve ab kucağına oturtmaktan başka bişey yapamadılar. egemenlik çizgisi de bu şekilde sadece içeride bizi hapseden ve iktidarın tamamiyle çizgi dışına konuşlanmasıyla kendini var eden bir çizgi olmuştur.
işte burada sayamadığım bir çok çizgi artık birşey ifade etmemekte, kendisini tayyibin ab zirvesindeki "ben gud bay dedim kalktım, blair'le berlusconi koluma girdiler gitme dediler, ben de tuvalete gidiyodum dedim" kahramanlıklarıyla hatırlatmaktadır.
kırmızı çizgilerin en büyük savunucusu olarak düşünülen
tsk'ya dair de bir hatırlatma geçelim. türkiye'de
nato'dan eğitim almamış nato emrine girmemiş general yoktur. yani
hikmet çetin'in deyimiyle "nato demek biz demek". kimse nato'nun türkiye'nin kırmızı çizgilerini korumasını beklemesin.
ve en son bu sınır dışı operasyonlarla bu kırmızı çizgi fetişini doruk noktasına ulaştırıp kendini tatmin etmeye çalışanlara
*, bu askerlerin sınır dışında
mehmetçik değil
yankee olarak iş göreceklerini ve girdikleri her yerde de
yankee go home nidalarıyla karşılanacaklarını hatırlatmayı bir borç bilirim.
ve bir ek olarak
yankee go home ve
mehmetçik evine dön