ben bu eylemi -ki edilgen bir çatısı vardır
*- güç ile birlikte tasarladım her zaman. çünkü, kırılmak için önce şöyle veya böyle kırılacak maddededen, nesneden, bireyden daha güçlü olmak üzere bir gücün tazyiki
elzemdir. bu güç tazyikinden dolayı edilgen durumda olan bireyin, maddenin veya nesnenin bir şekilde bu fiilden etkilenmesi umulur. meğer ki; edilgen durumda bulunan nesnenin, bireyin veyahut da maddenin dayanıklılığı az olmaya. eğer güçten daha yüksek bir dayanma potansiyeline sahipse edilgen olan, o halde kırılmak eylemi gerçekleşmeyecektir. yok değilse, edilgen olanın "-kırıldım ben ya!" ağlaşmalarını sıklıkla müşahade edebiliriz.
bir çalı parçasını düşün mesela (evet sen); eline aldın, baktı gayet bir nazik, nazenin... önce dedin ki; şöyle bir iki elimi kullanarak kırmaya çalışayım. evet güç uyguladın iki elini ve kol edelelerini kullanmak suretiyle. ancak baktın ki; kıramadın yani o narin, nazenin çalı parçası senden daha güçlü çıktı. tamam şimdi ne yapacaksın? iki elinle iki yanından kavradığın narin ve nazenin çalı parçasını daha kuvvetli bir şekilde dizinin hemen üzerindeki kaslı kısma vuracaksın. evet yap yap. yaptın. ama ne oldu? yine kıramadın. neyin var? niye yüzün bir tuhaf oldu? ha dizin acıdı. evet bak sen kıramadın ama o narin nazenin dal parçası senin anladığın, düşündüğünden daha sağlammış. o seni kırıverdi. oldu mu canım? evet oldu. demek ki neymiş; hiç bir şey hakkında denenmeden net hükümler vermek doğru değilmiş. yaşam öyle oyunlar oynar ki sana; kendini en güçlü hissettiğin anlarda bile ne kadar kırılgan ve ne kadar zayıf olduğunu bir anda anlayamazsın. ne zamanki başına o anki durumundan daha güçlü bir olay gelir ve seni darmadağın eder anlarsın o zaman çok güçlü olmadığını. pek de bir kırılgan olduğunu. ne demişti
sting abi:
how fragile we are?