kırılmaya müsait,hassas anlamına gelen kelime.
objelerin özelliklerini anlatmada kullanıldığı gibi; insanların karakterlerini anlatmak için de kullanılabilir.
son zamanlarda çekilmiş korku filmleri arasından artık iyi film istiyoruz diye çığıran insanlara tavsiye edilebilecek bir film. film ne kadar içinde küçük kız bulunan korku filmleri gibi görünse de sonunda öyle olmadığı anlaşılıyor.
yılmaz erdoğan nın hijyenik aşklar kitabında da yer alan , daha önce gürbüz vural takma adıyla gazetede yayınlanan bir köşe yazısı.
seni anlatıyor bak sana;
senin asıl adın kırılgan. alnında yazıyor... gözaltlarına işlenmiş hatta mor alfabesiyle hüznün...
sen... ağlamaya bahane istemeyen, her daim insan gibi hıçkırabilen... profesyonel incinen... kırılgan.
zor günler değil mi? kaba saba günler.. sen, sana söylenen cümlelerin her virgülünde bir nakış zarafeti ararken, sinir sistemi olan hiçbir canlıyı yemezken sen, ne zor günler değil mi?
sokaklar sana göre değil. bu konuşmalar hatta bu türkçe bile sana göre değil.
hiçbir cadde düzenlemesi sana göre yapılmamış. sen hesapta yoksun kırılgan! bütün hesaplar ortalama insan üzerine yapılmış. seçen, seçilen ve seçmen onlar... onlar bir yolda ağacı ya da yeşili şart koşmuyor. geçebilsinler yeter. ya da bir yemekte sanatsal bir şıklık aramıyorlar. doysunlar ye ten.. oysa sen öyle misin ya? sen önce en az on dakika izlemelisin şarabın kadehteki duruşunu! nasıl mu cizevi bir kırmızı olduğuna şaşarak ama şarabın -kırmızısın elbette- aşkın meyi olmasını uygun bularak...
kırmızı çünkü, daha ne olsun!
acının renkçesi!
oysa şarap deyince onların aklına sur dibindeki keşler geliyor. hoş sen bahsettikleri keşleri de, kendi yaşamsal alanlarında mutlu insanlar olarak görüyor sun. iğrenmiyorsun. herkes mutluluğun peşindeyse eğer, onlar bizden bin şişe daha yaklaştı mutlu sona diye düşünüyorsun. çünkü her şarap ehli biraz kırılgandır bunu biliyorsun.
ölüleri seviyorsun sonra... şiir yazmış yazmamış, kat yapmış yapmamış, bomba koymuş koymamış bütün ölüleri seviyorsun. ölülerden hınç alanları anlamı yorsun. nasıl oluyor da teröristler ölü olarak ele geçiriliyor anlamıyorsun. peki bu ölü olarak ele geçirilenler ne olarak gömülüyor! bir terörist öldükten sonra da terörist midir? bir ölü nasıl terör eylemi yapabiliyor?
insan öldüren ölüler mi var? korku filmi mi çeviriyorsunuz yoksa benim devletin artık reenkarnasyona mı inanıyor? bir idam cezasını kaç kez infaz edebileceği sanıyorsunuz ki? neden gencecik, çürümüş ölü bedenleri yanyana dizip dünya aleme gösteriyorsunuz? neden, en azından ölü genç kızların üstünü örtmüyorsunuz? onların çıplaklığı sizi utandırmıyor mu? neden? ölülerden ne istiyorsunuz? önce düşmanı vurup sonra mezarı başında böğüre böğüre ağlayan kahramanlar yaşamayacak mı bir daha? reenkarnasyon onlar için geçerli değil mi? ölüleri rahat bırakın. onlara saygılı davranın. onlar öldü. korkacak bir şey yok artık. bu kardeş talanında hepsi bizim bahçemizin çocukları değil mi?.. ölen, öldüren... madem ki bu öl meler öldürmeler bitmiyor, bari gelin ölülerimizi aynı saygıyla gömelim. matemimizde ortak olalım. ağıtlarımız kardeş değil mi artık yoksa? birbirimize taziye ye gidelim. ağlayıcı kadınları olalım anlı evlerimizin!
boşuna bağırıyorsun kırılgan, duymuyorlar. zaten biraz daha bağırırsan sana da terörist diyebilirler. oysa sen sinir sistemi olan hiçbir canlıyı yemiyorsun bile. farketmez, çünkü onlar o kadar çok bağırıyor ki kendi seslerinden başkasını duymaz olmuşlar.
senin asıl adın kırılgan. dudaklarının titrekliğin den belli. yanlış ülkenin hatta yanlış dünyanın zamansız gelmiş çocuğusun sen. öyle tuhafsın ki her ölüme ama her ölüme ağlıyorsun... zalimin de mazlumun da acı sonu seni aynı oranda üzüyor artık. hatırlıyorsun
hala çavuşeskunun cellatlarının karşısındaki çaresizliğini... ve tanrı kamerayı yarattı diyorsun kendi kendine. yaşasın artık istediğimiz kadar zavallılaşabilir ve bunu gizli veya apaçık kamerayla tesbit edebiliriz! çünkü artık her boydan her çeşit kameramız var. görme duyunuzu -ki en kolay kandırılandır- bütün da yularınızın önüne çıkarabiliriz artık! yaşasın, dünyamızı istediğimiz kadar iğrençleştirebiliriz! bir tabak popcorn eşliğinde infazları seyredebiliriz!
yanlış kameraya konuşuyorsun kırılgan, seni çekmiyorlar. dedim ya sen hesapta yoksun. bu televizyon haberleri, programlan senin için yapılmıyor. reyting hesaplarında sen yoksun. sen yaşamıyorsun kırılgan. bunların tümü onlar için yapılıyor. onların sevdiği program, onların sevdiği haber yapılıyor. bir haberi sevmek ya da sevmemek ne demektir sen anlamıyorsun ama, onlar anlıyor.
sevmek... sihirli kelimeyi kullandım galiba? duyunca yüzünden gri bir bulut geçti de... hangi yağmura gidiyor acaba’ seni en çok kıran sözcük değil mi?
sevgi.. sevmek... birini, bir şeyi, bir yeri sevmek... vatanı sevmek mesela. bunu da çok anladığın söylenemez değil mi? yani eğer bu, istanbul dışında istanbulsuz yapamamaksa, boğaz’da bir balık-rakı akşamı nın hasretiyle kederden gebermekse mesela isveç’te, söyleyecek bir şey yok galiba, tam olarak böyle değil istedikleri. evet evet onlar istiyorlar... senin sevgini tartıyorlar. vatanı onlar gibi ve onların istediği kadar sevmen gerekiyor. aslında görülmez bir yazı yar sınır kapılarında yurdun. sevmek mecburidır! sevmeyen defolsun gitsin!
sen de bağırıp sevmenin mecburiyeti olur mu, mecburiyet diye bir sözcük kullanılır mı yürek mesailerinde? bu toprak parçasını sevilecek bir yer yapalım önce!. ve sonra kimsenin seni duymayacağı bir kuytuya saklanıp, belki de iki damla gözyaşı eşliğinde ve muhtemelen ikinci rakı dublesinden sonra -ki şarap aşkın içkisiyse rakı da hasretindir- sızılı bir cümle düşüyor ağzından yere:
ey benim üç tarafı hüzünlerle çevrili yurdum, umrunda mı bilmiyorum ama, seni seviyorum.
aslında sen iyi bir adama benziyorsun kırılgan. kimseye bir zararın yok en azından. ne acı değil mi, zararsız olmak iyi olmaya yetiyor. çünkü etrafta bir sürü yaşam zararlısı var ve tarım bakanlığı henüz bunlara karşı ciddi bir tedbir almış değil...
yani diyeceğim şu ki kırılgan, bu kadar takma kafana... hiçbir şeyi de üstüne alınma. çünkü dedim ya, sen hesapta yoksun: hiçbir şeyi seni düşünerek yapmıyorlar! ne televizyonları, ne gazeteleri, ne savaşları..
senin asıl adın kırılgan. alnında yazıyor!
"ürküyorlar gözümdeki ateşten
ürküyorlar dilimdeki zehirden
ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
diyorlar: bir yanı sarp bir uçurum,
bir yanı çılgın dağ doruğu.
oysa böyle yapmasam ben
nasıl korurum içimdeki çocuğu?
bir yanım çılgın nar ağacı
bir yanım buz sarayı.."
interpasif adlı amatör alt. rock topluluğunun göze gelen şarkısı. beni benden aldı. öyleyse senin olsun.
engeller şaşırtmaz isteneni
yelkovan bacaklar düşüp kalkar
gitmek varken duramaz
döner her şey etrafında
kalamaz yerinde
hiç durmaz, akar
sebepsiz geçmez zaman
siler her şeyi zaman
acıtmadan
anlatmadan
'bir avuç yaşam
mutsuz doğmuş'
paylaşmaz soluk odasını
yanaşmaz yanına
kandırır korkuyorum diye
anlatmaz hiçbir şey
aldanma
kalmaz sözünde zaman.