önümüzdeki günlerde yapılacak olan oylama ile bütün dünya tarafından resmen tanınma,avrupa birliğine girme,türkçenin ab'nin resmi dili olması gibi birçok ayrıcalığa kavuşacak ve türkiye cumhuriyeti üzerinden çok büyük bir mali* yükü kaldıracak olan ada
özellikle yasaklı maraş bölgesindeki askeri bölgede terkedilmiş evleri olan,denizi çeşme denizine taş cıkartacak güzellikte olan ancak sıcak ve sıradan ada
babamın işi nedeniyle iki sene boyunca sık sık gittiğim ada. "napacayık oraşta?" = "ne yapacağız orada?" ya da "gendini 12 uçağıyla ankara'ya göndereceen?" = "12 uçağıyla ankara'ya mı gidiyosun?" gibi değişik cümleler karşısında gülmeden durmak zordur. sevimli insanlardır kıbrıslılar.
rumların adaya gelişi şöyledir. ruslar, sıcak denizlere inme hayaliyle yeşilköy'ü işgal ettikleri zaman çaresiz kalan osmanlı hükümeti ingiltere'yle bir anlaşma imzalamak zorunda kalır. askeri yardımın karşılığı olarak adanın bir kısmının kendilerine kiralanmasını talep ederler, osmanlı da çaresiz kabul eder. daha sonra 2.dünya savaşı'nda ingiltere'nin karşısında yer alınca, ingilizler adaya çıkarma yapar ve rumların buraya yerleşmesini sağlar. kanlı çatışmaların ardından türkiye ve ingiltere'nin garantörlüğünde iki uluslu bir devlet kurulur. adaya 600 kişilik türk ordusu gönderilir, adanın türk kısmında bayram havası eser. fakat işler umulduğu gibi gitmez ve yunanistan'dan destek alan rum tarafı türklere ağır silahlarla saldırmaya başlar. ingiltere'yle görüşen türkiye cumhuriyeti görüşmelerden bir sonuç alamayınca adaya tek başına çıkarma yapmaya karar verir ve kıbrıs barış harekatı gerçekleşir. ilk harekattan sonra ikinci bir harekat daha olur ve ilk alınan topraklar genişletilir. çoğu dünya devletin türkiye'yi haksız bulduğu nokta, ikinci harekatta alınan bu topraklardır.
daha sonra avrupa birliğine alınan rum tarafının resmi haritasının kuzeyi de, güneyi gibi yeşildir. hiç kırmızı alan yoktur.
avrupa birliğinin türklerin karşısında olduğuna inanmıyor musunuz?
peki neden bir adada iki devlet bulunamıyor? yasak mı?
gazi mustafa kemal atatürk, kıbrıs için şu sözleri söylemiştir : "efendiler! kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. kıbrıs'a dikkat ediniz. bu ada bizim için çok önemlidir."
avrupa birliği uğruna gözden çıkarılan yavruvatan'dır aynı zamanda.
aslında 17 aralık avrupa birliği zirvesi'nde değil de 1995 gümrük birliği zirvesi'nde satılan yavru vatandır. bu zirvede başbayanımız tansu çiller, attığı imzayla kıbrıs rum kesimi'nin avrupa birliği'ne girmesi için önünde bulunan bütün engelleri kaldırmıştır. bu imza olmasaydı kıbrıs rum kesimi, garantör ülke olan türkiye'nin izni olmadan hiçbir birliğe üye falan olamazdı. aslına bakılırsa bu adadaki halkın çoğu da (türkler de dahil) rumların zamanında yaptığı zulmü ve türkiye'nin onları bu zulümden kurtarışını unutarak, sebzesinden suyuna, giyim eşyasından yollarına döşenen asfaltına kadar herşeylerini karşılayan türkiye'den nefret etmekte ve hatta bu cibilliyetsizler türkiye'yi önlerinde büyük bir engel olarak görmektedirler. şeytan diyor bırak ne hali varsa görsün ama ana yüreği dayanmıyor işte.
ingiliz başbakanlarından macmillan'ın hakkında "az kişi kıbrıs'ın gerek bizim , gerek türkiye için taşıdığı önemin farkında. gerçek şudur ki, kıbrıs adası'nı kim elinde bulundurursa, iskenderun limanı'nı ve türkiye'nin arka kapısını kontrol altına alacaktır." ifadelerini kullandığı ada. bu sözlerin birilerine bir şeyler ifade etmesi umulur.
doğu akdeniz'in ortasında stratejik bir ada... adeta denizin dibine kök salmış uçak gemisi. güneyinde süveyş kanalı, kuzeyde boğaz yolu, doğuda sıcak bölge ortadoğu... haliyle kıymetli. verip kurtulacak yer değil stratejik getirisi büyük yer. külfeti de ona göre...
kktc, soğuk savaş döneminde abd’nin nato desteğini çekmesiyle sovyetlerin büyük tehdidine karşın türkiye tarafından bütün dünyaya kafa tutularak kurulmuş bir devlettir. kktc kurulduğunda tasarlanan ileride türkiye’yle birleşmesidir. bunun somut kanıtları da ulusal marşın ve para biriminin aynı olması, bayrağın hatay devleti bayrağı örneğinde olduğu gibi çok benzer olması, devlet yapılanmasında tümüyle türkiye kamu örgütü yapılanmasının uygulanmış olmasıdır. ilhak ya da iltihak devlet birimlerince diplomatik zorunluluk nedeniyle açıkça dile getirilmez.
bundan önceki dönemde ab’nin rumları tek başına birliğe alması durumunda kktc ile tam entegrasyona gidileceği de açıklanmıştır. ortadaki konu ulusal duyarlığı sıfır olan bu hükümetin dış politikadaki beceriksizliğidir. hiç kimse padişah, türk ulusu da onun tebaası olmadığına göre onlar da “geldikleri gibi giderler.” zaten bunun yolu da görülmeye başlanmıştır.
türkiye’nin kıbrıs konusunda kıbrıs türklerini hiç umursamayıp orayı yalnızca stratejik bir toprak parçası olarak gördüğünden dolayı müdahale etmiştir biçiminde özetlenebilecek bir anlayış tümüyle yanlıştır. kıbrıs türklerinde bu algılayış ve buna bağlı olarak da en içerlerinden bir kırgınlık vardır türkiye’ye karşı. bu algılayış tümüyle yanlıştır ve kıbrıs türkleriyle türkiye türklerinin arasını açmak isteyen rum kafalı ve kktc’nin devamını sırf kendi toplumsal çıkarları için isteyen sahte milliyetçi elitist çevrelerce toplumun belleğine yerleştirilmiştir. genelkurmay elbette ki olaya askeri açıdan bakar. millet de insani açıdan. her birim ortadaki olayı kendi önceliklerine ve hassasiyetlerine göre değerlendirir. bunu tutup da “türkiye bizi insan olarak önemsemedi, yalnızca kendi çıkarları için geldi.” biçimine çevirip bu saçma algılamayı sorgulamadan topluma yaymanın kimlere ne yararlar sağladığı iyi düşünülmelidir!
kıbrıs türk toplumunun kendi ayakları üzerinde durmasına izin verilmemesi diye bir durum söz konusu değildir. çünkü nihai hedef zaten birleşmektir. ayrıca kıbrıs doğumlu türkler kktc içinde refah seviyesi en yüksek olanlardır. her ailede üç-dört araba vardır. çocuk ve gençler de dahil olmak üzere evi olmayan kıbrıs doğumlu türk neredeyse hiç yoktur. bütün bu refahın finansmanını da tümüyle türkiye sağlamıştır. türkiye’nin yanlışı bütçesinin %85’ini karşıladığı kktc’de bu paraların nerelere harcandığını denetlememesi olmuştur. bu denetim eksikliği nedeniyle kktc nüfusunu yarı yarıya oluşturan kıbrıs doğumlu ve türkiye doğumlu türkler arasında çok büyük bir gelir uçurumu oluşmuş; ingiliz sömürge izlerinden olan toplumsal sınıf ayrımı sürüp gitmiştir. öyle büyük ayrımlar vardır ki istihdamın çok büyük bir bölümünü sağlayan kktc kamu kesiminde nüfusun yarısını oluşturan türkiye doğumlu türklerin oranı %1’dir !
kktc devleti’nin sağladığı burs desteğiyle hemen her kıbrıs kökenli yurttaş özel üniversite bitirmektedir. bunlar arasında kuşkusuz çok değerli kişiler de olmakla birlikte tamamen parayla okul bitirip hemen ardından da kamuda istihdam edilen nice insan vardır. bu çarpık durum kktc devleti’nin yönetiminde de büyük zafiyet yaratmaktadır. bir topluma fırıncı da, işçi de, esnaf da gerektir. kıbrıs doğumlulardan herkes az önce sözünü ettiğimiz biçimde üniversite mezunu olduğu için bu tür işlerde çalışmak istememektedirler. bu durumsa işçi aşığı doğurmakta, türkiye’den kaçak işçi gelmesine neden olmakta ve gelenlerde türkiye toplumunun en cahil ve “ne mutlu türk’üm diyene!” anlayışından nasibi almamış kişiler olduğundan da toplumsal sorunları derinleştirmektedirler.
200.000’lik bir toplumda herkes üniversite mezunu olunca da yeterli istihdam sağlanamamaktadır. işte rum tarafına geçip iş aramaya yönelten durumun temelinde bu çarpıklık vardır. kktc’de herkesin bir şeylerin başı ya da başkanı olduğu minicik bir sahte toplum düzeni vardır. türkiye tarıma dayalı hafif sanayi kurmuş olsaydı bile çoğu yetenek ve yeterliğine göre değil de parayla diploma sahibi olmuş kktc yurttaşları bu işleri beğenip de gidip çalışmayacaklardı. burada çalışacak işçiler yine türkiye’den gelecekti.
türkiye finansman ve güvenlik sağlamadığı sürece kktc’nin devam etmesine imkan ve ihtimal yoktur. dolayısıyla sıkışınca türkiye’den yardım isteyerek ancak iş birleşmeye gelince de buna karşı çıkarak bu iş yürümez. kktc’deki sahte milliyetçi elitist kesimin türkiye’yi kullanma eğilimi ortadan kaldırılmalıdır.
kktc’deki ingiliz tarzı yasalar da toplumun belkemiğini kıran unsurlardan biridir. demokrasi kavramı adı altında da “demokrasi hovardalığı” yapılmakta bu nedenle de bu minik toplum birbiriyle kaynaşamamaktadır. bu noktada türkiye’nin bir büyük hatası 74 sonrası yerleştirdiklerini türkiye’nin dört bir yanından getirmiş olmasıdır. oysa yapılması gereken akdeniz kültür kuşağından insanları getirip türkiye’den gelenler ile kıbrıslı türklerin aynı köyde, komşu olarak birlikte yaşamasını sağlamak olmalıydı. bu yapılmamıştır. türkiye’den getirilenler ışınlanır gibi alınıp getirilmiştir. türkiye’deki köy aynen kıbrıs’a taşınmıştır. bu durumun düzeltilip kıbrıslı-türkiyeli kaynaşmasının sağlanmasıysa her zaman mümkündür.
türkiye’yle kıbrıs birleşik gibidir. zaten sorunda buradadır. gibi olunarak iki arada bir derede kalınmıştır. sorunların temelinde yatanlardan biri de budur. mevcut durumdaki türkiye’ye tam bağımlı bir kktc’nin çok büyük sorunlar içine düştüğü görülmüştür. aradaki tek bağın kanlı bir tarih ve ingiliz emperyal izleri olduğu; dili, milliyeti, dini, gelenekleri, yaşayışı farklı rumlarla birleşmek zorlamasını bir yana bırakırsak kktc ile türkiye arasında ya fiilen tam bir bütünleşme sağlanacak ya da kktc türkiye’den tam bağımsız bir devlet olacaktır. işte işin en önemli noktası da buradadır. tam bağımsız demek ekonomisiyle, ordusuyla ve öbür bütün gerekleriyle tam bağımsız demektir. kktc türkiye’den, tamını yarımını bırakalım, bağımsız bir devlet olarak yaşayabilir mi? ara çözümler denenmiş; bu politikalar iflas etmiştir. ortada geçerli olabilecek yalnız iki seçenek vardır :
eni sonu ya rumlarla ya da türkiye’yle birleşmek !
ikinci dünya savaşı esnasında ingilizlerin büyük ekonomik baskısı altında kalmış, halkın ne yiyip içeceğine bile ingilizlerin karar verdiği, bu kararlara uymayanların ağır cezalara çarptırıldığı ada.
hükümet tarafından kendi elleriyle rum kesimine tavizler de vererek bm meselesi olmaktan çıkarılıp ab meselesi haline getirilmiştir. bir liman ve bir havaalanının açılmasından söz ediliyor. bu rum kesimini tanımak değil de nedir? bu tavizlerin sonu nereye varacak? erdoğan bugünkü açıklamalarında yaptıklarıyla övünüyor talat'ı pakistan'ın davet etmesinden büyük icraat olarak bahsedip kendinden öncekilerin ne yaptığını soruyordu. kendisine şunları söyleyelim o kimsenin davet etmediği rauf denktaş kıbrıstaki türk vatandaşlarımızı eokacılardan, rum zulmünden kurtardı. bu ülke kıbrıs konusunda sizin gibi tavizler vermeden onuruyla mücadele etti. sormak lazım kendilerine kıbrısta çözüme engel olarak gördükleri rauf denktaş yerine getirdikleri mehmet ali talat şimdiye kadar ne yaptı? kıbrıs'ın kurtuluşu kutlamalarını kendi ülkesinde değil de ingiltere'de kutlayan kktc başbakanı ferdi sabit soyer gibilerden nasıl onurlu bir kıbrıs mücadelesi bekleyeceğiz?