bugün sokağa çıkıp insanlara; günümüzde en büyük küresel tehdit unsuru nedir, diye sorarsak, alacağımız cevap büyük ihtimalle; nükleer enerji ya da terörizm olacaktır. bu iki unsur doğru olmakla birlikte, insanlık için varolan tehditleri tek başlarına karşılayamamaktadır. küresel bir tehdit olan nükleer enerji ve terörizm dışında insanlık için bir o kadar önemli başka bir tehdit daha vardır ki; bu tehdit diğer iki unsurdan daha da önemlidir. her ne kadar bu unsurun üzerinde çok durulmasa da bu tehdidin önemi azaltamaz.
kültürel yozlaşma ve yabancılaşma... insanlığın karşı karşıya olduğu büyük bir tehdittir ve her insan için büyük bir önem arz etmektedir. kültürel yabancılaşma ve yozlaşma bireyin özgürlüğü kaybetmesine ve birey olma özelliğini yitirmesine neden olmakla birlikte, onu denizde ki kum tanelerinden biri haline getirir. yozlaşma ve yabancılaşma dünyada ki her millet ve devlet için önemlidir. gelişmemiş ülkelerin uluslararası rekabette irtifa kaybetmelerinin en büyük nedenleri arasında, güçsüzlük, kimliksizlik, kültürel yabancılaşma, yozlaşmış yönetim ve beyin göçleri gelmektedir.
21.yüzyılın başında olduğumuz bu günlerde yeni bir kültür ortaya çıkmıştır. popüler kültür... popüler kültürüm ortaya çıkmasına bir çok neden etkili olmuştur. televizyonlar, gazeteler, küreselleşme, tüketim çılgınlığı vb. popüler kültür olarak tanımladığımız aslında “kitle kültürü”dür. kendi kültürüne yabancılaşıp, birey olma özelliğini kaybeden insanlar kitle kültürüne kayar. kitle kültürüne kayan insanlar artık birey değillerdir. kitleye göre hareket ederler ve “hayır” diyemezler. ve kültürel yabancılaşma nedeniyle kitle kültürüne uymanın en büyük tehlikesi de burada saklıdır. “hayır” diyememek. neredeyse artık hepimiz aynı müzikleri dinliyoruz, aynı kıyafetleri aynı ayakkabılar giyiyoruz, aynı yerlerde yemek yiyoruz. ve hatta aynı şeyleri düşünüyoruz. insanların bu kadar birbirine benzediği bir toplumu da yönlendirmek çok kolaydır. televizyon, gazeteler ve reklamlar ile insanlar herhangi bir unsura yönlendirilebilir. çünkü; insanlar artık bir kitle kültürünün içindeler ve aynılar. tabir-i caizse, birbirinin taklidini yapan iki pandomim sanatçısı gibidir toplum. dolayısıyla, insanlar nereye yönlendirilirse oraya gider.
kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, bizden insanı duygularımızda alır götürür. insanların tüketim çılgınlığını hat safhada yaşadığı bu günlerde, her şey satın alınabilecek bir nesnedir. tükettikçe insanlar daha çok tüketiyor. buna istemeyerek mecbur kalıyor. çünkü; günümüz insanı muazzam bir reklam saldırısı altındadır. baktığı her yerde bir reklam görmektedir, ekmeğini sardığı kağıtta, otobüste, yolda, televizyonda... akla gelebilecek her yerde insanlar reklam saldırılarına maruz kalmaktadır. ve haliyle insanlar kendilerimi tüketmek için zorunlu hissederler. bundan tek karlı çıkan ise büyük şirketlerdir.
“insan düşünen bir hayvandır.” geçerliliğini kaybetmiş bu sözü hepimiz biliriz. neden geçerliliğini kaybetmiş? kitle kültürü içinde bulunan insan, düşünmeye gerek duymaz çünkü; kitle onun yerine düşünür ve yapar. george orwell'in 1984'ünde olduğu gibi, insanlar düşünmüyorlar sadece büyük biraderin isteklerini yerine getiriyorlar. george orwell yozlaşma ve yabancılaşmanın en uç noktası olan insanın insanı tüm yanlarını kaybetmesini 1984 adlı başyapıtında anlatmıştır.
insanların beyni üç şey ile uyuşturuluyor. müzik, spor ve televizyon. bu üç unsur kitle kültürünün olmazsa olmazlarıdır. ve kitlelere yön verenler içinde bu üç unsur olmazsa olmazdır. futbol artık bir spor olmaktan çıkmış, bir sanayi halini almıştır. milyarlarca insan futbol takımlarının ardından marşlar söylüyorlar ve takımlarından başka bir şey düşünmüyorlar. onlar için ülkelerinde ki milli gelirin şişirme olarak arttırılmasının hiçbir önemi yok. yapılan yolsuzluklar, demokrasi götürücülerinin öldürdüğü masun insanlar onlar için önemli değil. müzik ve televizyon için de geçerlidir bu. insanlar müzik diye adlandırılan gürültüyü dinlemeden edememekte, sanatçıların(!) peşlerinden delicesine koşmakta, konserlerde haykırmakta. televizyon ise çağın hastalığı olmakla birlikte kitleleri yönlendirmekte en büyük araçtır. bir dizi peşinden milyonları hatta milyarları sürüklemektedir. ve bir karakter veya bir replik insanları yönlendirmek için, bir yerlere çekebilmek için yetmektedir. devletlerde olmayan güç televizyon kanallarında var dersek abartı yapmış olmayız. görsel medya bireyden topluma kadar köklü değişimler meydana getirme yeteneği olan en önemli olguların başında yer almaktadır.
kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, insanların tüm insanı duygularını almakta ve insanları sadece iki el ve ayaklı bir canlı haline dönüştürmektedir. winston smith gibi tehlikenin farkına varabilmek, adım atmak fakat tek farkla yenilmemek için kitle kültürüne karşı kültürümüzle ayakta durmalıyız. gazi paşa'nın dediği gibi; “ kültür; insanlık vasfında insan olabilmek için esaslı bir unsurdur.”