• görseller

    • kültür farkı ve yaşama etkisi etkileri
    • kültür farkı ve yaşama etkisi etkileri
  1. değişik coğrafyalarda yaşayan insan topluluklarının yüzyıllar içinde biriktirdikleri ile oluşan ve bunun, bunların yine değişik coğrafyalarda yaşayan insan toplulukları üzerinde oluşturduğu farklı farklı etkilerdir.

    kültürlerarası etkileşim; aynı coğrafyada, ülkede, şehirde, hatta aynı sokakta ortak yaşanan bir kültür olabildiği gibi küçük farklılıklarla ortaya çıkabilendir. şöyle ki; yanyana apartmanlarda yaşayan ailelerin kültürleri bile farklı olabilmektedir. ailelerinden gelen ve bir üst nesile aktarılan farklı değerler hatta aynı sitede, apartmanda yaşayan kişilerde farklı yaşam tarzları kültürler ortaya çıktığı gözlenebilmektedir. geçtiğimiz yüzyıllarda sadece bir bölgede yapılan ve sevilen bir yemek günümüzde değil komşulararası ilişkilerle birbirine tanıtmak, kıtalararası o mutfağın taşınması ve yerleşmesi ile de yayılabilmektedir. örnek; pizza, kebap, meksika mutfağı, çin mutfağı, japon ve hint mutfakları...

    zaman içinde kültürler arası alışveriş olması özellikle gezegenimizin giderek daha da "küreselleştiği" çağımızda yaşanır bir hayat gerçeğine dönüşmüştür. 5000 yıl önce afrikanın bir ucunda günümüz johannesburg'unda yaşayan bir yerli avrupa kıtasında birilerinin yaşadığını bilmediği gibi avrupa kıtasından bile haberi yoktu. dolayısıyla afrikalı o yerli insanın diğer kültürlerden etkilenmesi söz konusu bile değildi. günümüzde olan ise; dünyamız küçük bir köye dönüşmüş ve adeta 5000 yıl öncesinin küçük bir köyünde insanlar nasıl birbirinden etkileniyorsa aynısını tüm gezegen yaşamaya başlamıştır.

    kültürlerarası etkileşimin hızı bilginin yayılım hızı ile o denli artmıştır ki günümüz ebeveynleri çocuklarının konuştuğu dile yabancı kalabilmektedir; (bkz: bizim zamanımızda). bunun ise nesiller arası iletişimsizliği oluşturduğu gözlenmektedir.

    hızlanan bilgi iletimi ve ulaşım, turizm, göç, doğulmuş olan topraklardan başka topraklara yerleşim ile ortaya çıkan etkilerdir. kişinin kendi hayatında yaşadığı ve yakın ya da uzak çevresine kültürel farklılıklar nedeni ile bilerek veya bilmeden yaşattığı etkilerdir.
  2. "güneş, kadın ve belçika

    brüksel' de bir hafta öncesine kadar kaloriferler yanıyordu. kış, kıyamet, kara bulutlar, gök gürültüleri sağanak yağmurlar eşliğinde...

    ne nazla gelir güneş buralara, nasıl beklenir, ne büyük nimettir... bunu anllayabilmek için uzun ve yağmurlu kışı gri bir gökyüzünün altında geçirmek yetmez. biz türklerin tepesinde aylarca pırıl pırıl parlayan güneşin değerini bilebilmek için aradan kaçmış birkaç sıcak güne sevinerek temmuzun ortasını bulup, yaz günü kaloriferle ısınmak, 12 ay kışlıklarla yaşamak icap eder. güzel hava fasulye gibi nimetten sayar kendini buralarda. bu yüzdendir ki, brüksel'in kadınları, kızları, nadiren bulabildikleri güneşi çıplak kollarında bacaklarında şımartmaya bayılırlar. gökyüzü azıcık parladı mı soyunur insancıklar...

    geçenlerde böyle keyifli bir günde, bikinili bir kadın işlek sayılabilecek bir caddede bahçesinin dışındaki kaldırıma taşmış otları temizliyordu. elinde bahçe eldivenleri güneşin altında çıplak bedeni doğayla bütünleşmiş eğilip kalkarken öyle huzurlu ve mutluydu ki. hayret! bu seyirlik görüntü için caddedeki arabalar birbirine bindirmemişti... pencerelerden yarı beline kadar sarkıp laf atan kimse yoktu. her nedense yavaşlayan bile yoktu yoldan geçenler arasında. ben hariç. çok da acelem olduğu halde yavaşlamıştım farkına bile varmadan. çiçekli bikinili kadının terle parlayıp güneşte pembeleşmiş, kıskanılacak güzellikteki duru beyaz bedenini, başlarını bile çevirmeden geçip giden 'erkek adamların' kullandıkları arabaları, kadına dirsek atmadan yanından geçen delikanlı grubunu, kadının elindeki yabani otların arasında kalmış bikinisinin rengindeki sarı kır çiçeklerini görecek kadar zamanım olmuş demek ki geçerken. korna sesleriyle kibarca uyarılınca neye şaşıracağını şaşırmış bir halde gaza basmak gerekti... arkamda sıralanmış taşıtlar, bu görüntünün tadını çıkarmaktansa yollarına gitmek istemişler, bikinisiyle eğilip kalkan güzel kadına değil de, bana 'hadi' demek için korna çalmışlardı. izleyen saatlerde 'kadın özgürlüğü'ne dair kekremsi düşünceler esir aldı aklımı. türkiye söz konusu olduğunda fransa cumhurbaşkanı sarkozy'nin ayaklarını yerlere vura vura söyeldiği 'kültür farkı, kültür farkı' sözleri yuvarlandı durdu zihnimde. anlatmaya çalıştığı aslında çıplaklık karşısındaki 'serin duruş' mudur ki?

    bu ülkeden bana kalan kadın meselesine dair anılar ne çok, ne kadar anlamlı... islamabad ilahiyat fakültesi mezunu esmer güzeli pakistanlı fahida ile tanıştığımızda başı sımsıkı bağlıydı. birkaç yıllığına, kocasının elçilikteki memuriyeti nedeniyle brüksel'deydi. dindar bir kadındı. birdenbire bir gün, durup dururken beline kadar inen simsiyah saç örgüsünün sırtında salınmaya başlayıveridğini görüp de sormamak olmayacaktı...
    'n'oldu fahida? niye açtın başını?'
    'burada gerek yok kapanmaya.'
    'niye?'
    'kadınlar güzelliklerini korunmak için örtünürler. bu ülkede kadınlara rahatsız edici nazarlarla bakılmıyor. erkeklerden korunmak için başımı örtmeme gerek yok ki. ama birkaç yıl sonra pakistan'a geri döndüğümde büyük olasılıkla yine kapanmam gerekecek...'

    erkek nazarları... belçika'daki erkekler... hatırladım! onlarla ilgili ilk kayda değer bilgi 8 yıl önce brüksel'e taşındığımızda 10 yaşında olan kızımdan gelmişti. okuldan eve geldiği ilk gün, bana heyecanla aktardığı ilk izlenimini hatırladım.
    'anne biliyor musun buradaki oğlanlar çok kibar. kızların eteklerini hiç açmıyorlar. kızlara kaba davranmıyorlar düşünebiliyor musun annecim?'
    (yaşasın küçük kızım küçük oğlanların büyük baskısından kurtulmuştu!) o gün düşünemiyordum... artık düşünebiliyorum ve anlıyorum ki buralarda erkekler tanrı'nın yarattığı kadının özgürlüğünün değerini çok iyi biliyorlar ve daha da iyisi, kadınları da tanrı'nın en değerli nimeti 'güneşinin' değerini iyi biliyorlar."

    çimen turunç baturalp, pazar yazıları, cumhuriyet, 3 ağustos 2008