kültür emperyalizminden herkesin anladığı farklı. kimisine göre amerikan kültürünün, batı kültürünün dilimize, kültürümüze olan yayılmacılığıdır. kimisine göre salt son yüz yıldan beri batıdan değil geçmişimizi oluşturan doğu etkisi de kültür emperyalizmidir. kimisine göre farsça , arapça kökenli sözcüklerdir dilimizi bozan. herkesin kendi kafasına göre tanımladığı bir olay. kimi insanların saf ve arı dili savunması ile diğer kimilerinin de salt batıdan gelen etkilerden arınmayı savunması ile sonuçlanan bir olaydır.
burada kafamı şu kurcalıyor, bir toplumun dilinin, davranış doğasının bir başka toplumdan etkilenmemesi mümkün müdür ? eğer kültürler etkileşmez ise kültürel gelişmeden anlamamız gereken saflık, arılık mıdır ?
genellikle kültürel etkileşim ile kültür emperyalizmi karıştırılıyor, aslında birbirlerine uzak da değil bunlar pratik olarak. tüm bunlara bağlı olarak geçmişe doğru şöyle bir bakmakta fayda var.
- türklerin, eskiden şamanist bir toplum iken müslümanlığa geçmeleri bir arap kültür emperyalizmi sayılabilir mi ?
- türklerin batının ortaçağ diye tabir ettiği dönemlerde farsçadan, arapçadan etkilenmesi, hatta bu dillerin etkisi altına girmesi bir kültür emperyalizmi midir ?
bu iki soruya evet dersek o zaman türk-islam kültürünü çöpe atmamız mı gerekecek, zira kendimize ait olmayan kelimelerin, kendimize ait olmayan görüşlerin etkisi altına uğramışız, saf kültürümüzün arılığı bozulmuş, peki o zaman kültürel gelişmeden anlamamız gereken ne olacak ? onu da geçtim, türk milleti olarak kendi kültürümüzün köklerini nereye dayandıracağız ? tarihte tavan yaptığımız, kültürel anlamda en güçlü olduğumuz koca bir dönemi sadece saflık ve arılık kaygılarımızla yok mu sayacağız ?
bunlar son derece derin konulardır, derinlikten kasıt 21. yy'da hala türkiye'de tam bir kültürel kimliğin oturamamışcasına davranılması, resmi tarihin komediden ibaret olmasıdır.
ev : hititçe
yurt : türkçe(artık öz mü , öz hakiki mi bilemiyorum)
millet : arapça
ulus : türkçe(en hakiki)
ve, veya, yada , yahut, veyahut, misal, farzımahal, mesela, mealen, ... : farsça ya da arapça
kavga, huni(khoni gibi bir şeydi) : yunanca
televizyon : ingilizce
böyle bir durum mevcut dil açısından. ne yapmamız gerekiyor, topyekun bu dilimizin arılığını bozan kelimelerden kurtulmamız mı gerekiyor ? zira geçmişte bir şekilde birileri birilerinin kültürüne su katmış, hatta herkes birbirine su katmış. rahmetli
mustafa inan'ın dediği gibi kimsenin kimseden hesap soracak hali yok.
bir şeye dikkat çekmek için yazdım tüm bunları. kültürlerin etkileşmesi olağan bir olaydır ve kültür, yani bir toplumun dili, davranış doğası, alışkanlıkları, toplumsal bilincinin ihtiva ettiği tecrübeler kümesinin genişlemesi ile orantılıdır. bu olaya direk kültür emperyalizmi demek, kocaman bir birikimi yoketmek, yok saymaktır.
kültür emperyalizmi ise, kültürlerarası etkileşmede, bir toplumun kültürünün bir diğerini tamamen silmesi ve kendi kültürünü komple yazmasıdır. mesela bugün ülkemizde tüm okullarda, üniversitelerde ingilizce dil ile eğitim yapılsa, bu alenen
kültür emperyalizmidir. çünkü asli dilin geri plana atılması ve zamanla yokolması, tarihten silinmesi sözkonusudur.
o zaman nereye varmamız gerekiyor ? asıl sorun da budur. dilimize zaten girmiş, halk tarafından kabul görmüş kelimeleri atmak sözkonusu olamaz. yukarıdaki kelime listesindeki bütün kelimeler, türk halkı tarafından kabul gördüğüne göre, halk diline yerleştiğine göre türkçe'dir, bu kelimelere "öztürkçe değil" diyerek üvey evlat muamelesi yapılması, dilin evrimine karşı çıkmak, suyun akışına aksi istikamette gitmek, kendi tarihini yok saymaktır. kayıptır...
benzer şekilde, hititler, sümerler, eski yunan uygarlıklarının da resmi tarihin içine milli olarak monte edilmesi gerekir, aksi takdirde yarın öbürgün almanlar kendi tarih kökenlerini hititler üzerine kuracak, bizi sanki sonradan gelmiş evsahibi durumuna düşürmeye çalışacaklar(ahanda buraya yazıyorum ! zaten yapıyorlar şimdiden !). yunanistanın da yıllardır yaptığı, eski yunan uygarlıklarına sahip çıkmak olmuştur. devlet olarak bu uygarlıklara "milli" gözüyle bakmamak, tarihi geçtim, siyasetten de anlamamak, kültür çoğulluğunu tehdit olarak görmek anlamına gelir. zira türklerin anadoluya gelişi ve tüm mevcut kültürlerin türklerin önderliğindeki kültür evriminde erimesinin gereğidir tüm bunlar.
bugün fransızcadan yüz sene önce girmiş olan kelimeleri, son yirmi sene içerisinde türkçe karşılığı bulunmamış ingilizce terimleri de çöpe atmak akıl kârı değildir. yapılması gereken, yeni kelimelerin girmesine engel olmak olabilir, kelimeleri türkçe'ye sokmadan önce mevcut türkçe karşılığının olup olmadığının araştırılması olabilir. televizyon kelimesine uzakgörü, otobüs kelimesine oturgaçlı götürgeç'i bulmuş tdk, bulmuş da kitlenin kafasındaki kelimeyi kazıyıp yenisini yapıştırmak gibi bir şey sözkonusu değil ki. ama computer daha dilimize girmeden bilgisayar olmuş ve kitle tarafından kabul görmüştür. biçerdöver, uçaksavar gibi kelimeler de dilimize girmeden türkçeleştirildiği için başarılı olmuştur.
neyin kültür emperyalizmi olup neyin etkileşim olduğunun ayrımının idrak edilmesi çok önemli. yerleşik kültürü tehdit eden, yerleşik kültür üzerinde siyasi bir baskı kuran yayılmacı bir güç sözkonusu ise aynı anda kültürel etkileşim de, kültür emperyalizmi de zaten olmaktadır. lakin bunun kültüre bir katkıdan çok zarar getirmesi sözkonusudur. bugün türk dizilerinin bir kısmına açılıp bakıldığında görülecektir ki, türk sadece bir içeriği tutan zamirdir, dizideki türk amerikalı, avrupalı ya da brezilyalı olabilen bir zamirdir. varolan davranışların, kültürün, hal ve tavrın hakim ya da empoze edilen kültür ile ikamesi sözkonusudur. eğer halk buna rağbet gösteriyorsa zaten ortada başarılı bir kültür emperyalizmi vardır. bütün yerel davranışlardan arınmış ve yabancılaşmış nesnelerin türk adı altında görsellikle pazarlanmasıdır kültür emperyalizmi.
ya da yabancı kelimelerin türkçemize girmesinin ötesinde "kendine iyi bak" (take care of yourself) gibi yabancı deyimlerin düz bir mantıkla türkçeleştirilmesi de örnek gösterilebilir. zira mevcut kültürdeki deyim karşılığı aranmıyor "esen kal" veyahut "hoşçakal" gibi mevcut dilin deyimleri ile ikame tercih edilmiyor. bu da bilinçli ya da bilinçsi bir kültür emperyalizmidir, çünkü hakim kültürün deyimleri yerine yayılmacı kültürün deyimlerin kullanılmaktadır.
ama mevzu bahis durum sözkonusu olduğunda halk bunu kabullenmişse, zaten kültür emperyalizmi, bu mevzuda başarılı olmuştur. bu gibi olayların geri dönüşünün olamayacağını , ancak olmadan önce önlenebileceğini reddetmek ise, kitle bilincini taşınabilir bellek olarak gören bir mantalitenin ürünü olabilir ancak.
türklerin şamanizmden müslümanlığa geçişinin kimi yerlerde kanlı olması, ve resmi tarihin bu durumu kabul etmeyip, neredeyse tamamen yok sayıp , arapların en parlak döneminde türklerin kendi rızası ile müslümanlığı kabul ettiğini kitaplarda yazması da ayrı bir yaradır. kanlı ya da kansız, ortada bir değişim olmuşsa ve bu saatten sonra geridönüşü yok ise, bu durumu kabullenmekten başka bir çare olmadığı aşikardır. (yüzde doksandokuz olayı)
arapça ve farsça kelimelerin dilimize girmesi de benzer bir durumdur. karamanoğlu beyinin duruma tepki koyması, meydanda ve mecliste türkçe konuşulacak demesi zaten kültür etkileşiminin ötesinde bir kültür emperyalizminin olduğunu göstermektedir. fakat olan olmuş ise zaten bu durumdan geri dönüş yoktur. tarihi kabullenmek, geçmişle yüzleşmek gerekir.
bugün, mevcut kelimelerin komik türkçe karşılıklarının bulunması birkaç güzel çeviri dışında abesle iştigaldir zira halkın beyninden "televizyon"u atıp "uzakgörü"yü yerleştiremezsiniz. halk gene bildiğini söyler.