doğumunun ikinci günü balkondan atmaya teşebbüs ettiğim kişidir.
hitabına sahip olması kötü; kendine sahip olması ise iyi olan şey.
şamar oğlanı, üzerine suç atılgaçı masum, melaikedir bazen.
iki adet ablamın olması nedeniyle ömrüm boyunca göreceğim muamelenin adı.
el üstünde tutulmak için dünyaya gelen,biraz şımarık ama her zaman tatlı,ev ahalisi tarafından çok sevilen,evin maskotu,ufaklık,şirin şey.tabi kötü özellikleri vardır ki abi ya da ablanın bütün sırlarını bilir,ve sürekli tehdit eder,bu şekilde elde edemeyeceği şey yoktur,topladığı ganimetle mutlu bir hayat sürer.büyür,kocaman olur,ama hala göz bebeğidir,çünkü o küçük kardeştir,ve hep öyle kalacaktır...
evin en şımarığı, en çok sevilenidir. aslında kendini bu noktaya atayan da yine kendisidir. ailede en çok şevkate ve ilgiye ihtiyacı olan oymuş gibi davranıp her bokta önce onun istediği olsun kıçını yırtmasını çok iyi bilir. bazen bakkala gitmekten, ciddiye alınmamaktan, ezilmekten falan şikayet etse de tahtını kimseye devretmek istemez. yeğen, yeni bir kardeş ya da aileye sızacak ufak bir çocuğa bile tahammülü yoktur. anne babasını paylaşmak istemez ve maddi açıdan her şeyin kaymağını o yer. bu yüzden aile bireylerini birbirine düşürdüğü de olur. birbirinden habersiz ufaklığa durmadan para akıtan aile bireylerinin bütün sırları küçük kardeşin elinde bir koz olarak daima hazır bekler.
(bkz:
tazmanya canavarı)
benim küçüğüm yok... sadece ikizim var, bir de abim. ikisi de bu yazının konusu değilller. ama çok çok yakın bir aile dostumuzun oğlu var. şimdi 8 yaşında. doğumunu, çocukken yaşadığı duygusal içe dönüklük sorununu hatırlıyorum. annemlerin "merte biraz da siz bakın." laflarına nasıl burun kıvırdığımızı. şimdi 3 ablası olarak herkes başka şehirlerde yaşıyoruz.
insan yanındayken anlamıyor bu kadar mı çok özlenir bir insan.
sabah geldim eve, hazır bayram tatiliydi, hazır ev sakindi... kalkıp geldiler bize. o zaman anladım abla olmak ne demek. annemin kapıda "maia daha gelmedi ama yarın gelecek." dediğinde, yüzündeki ifadeyi ayakkabılarını giyinip "iyi ben arabaya gidiyorum. madem maia apla yok ben girmeyim." deyişini. sonra beni görünce boynuma atılmasını.
bir dolu kuzenim var, bir dolu çocuğun ablasıyım. sanırım dünyanın en güzel, en geyik duygularından. her ne kadar hepsinin ayrı vukuatları olsa da. (mesela mert msn listemdekilerle konuşmuş, hatta bir arkadaşıma "her zaman ev kadını olduğumu" söylemiş abartıp falan).
allah herkese nasip etsin bence. bu da son sözüm.
kâh televizyon kumandasıdır, kâh bakkala gönderilendir. göreceli kavramlarla hayatı zindan edilendir efendim. aynı zaman diliminde"sen daha küçüksün"lerle, "artık büyüdün" lerle kafası karıştırılandır. ama parayı sağlam yer orası ayrı
*
küçük kardeş…
hani çocukken babam erzak aldığında torbanın içinden iki tane çikolatalı gofret çıkardı ya, biri sana biri bana… ben hemen o gofretlerden birini yer bitirir ve sen daha kendininkini açmadan senin gözlerine bakmaya başlardım. sen, kendi gofretini yemeye başlayınca, koparıp yarısını bana verirdin. hem de ben istemeden… ve bu her zaman böyle devam ederdi… beyaz bir bisiklet almıştı babam hatırlarsın, ben sıkılana kadar beni beklemek zorunda idin, ben sıkıldığımda sıra dolaylı olarak sana geçerdi ve sen binmeye başlardın, tetriste de aynı kural geçerli idi, önce ben oynayacağım sonra sen… sonra benim walkmanim oldu, ben walkman i eskitince o walkmanı sen kullanmaya başladın, laptop da ilk kez bana alındı, o da eskiyince sana kaldı… aslına bakarsan benden sana benim eskittiğim çok şey kaldı... yıllarca bu düzenin bozulması adına devrim yapmanı ve elini masaya vurmanı, ardından da neden hep ben ikinci sırada oluyorum diye isyan etmeni bekledim… ama sen bir kere bile bunu demedin…
hani ilkokulda dershaneye yürürdük, maksem’ den altıparmak’ a kadar... birgün sana bir oyun oynayayım dedim ve yanından kayboluverdim… sen sağa baktın, sola baktın, beni bulamadın, sonra ağlayarak polis karakoluna girip abimi kaçırdılar diye milleti ayağa kaldırdın… bende arkandan karakola girince boynuma sarılmıştın ya, abiciğim çok korktum diye…
hani ilk pasta denemeni benim doğum günüm için yapmıştın ya...
hani bir gece annemler geç mi gelmişti ne, benim canım balık çekmişti... sen mutfağa geçip bana balık kızartmıştın ya gecenin bir saatinde…
hani sana her telefon açtığımda abiciğim benim diye çığlığı patlatıp sağır ediyorsun ya kulaklarımı...
hani ben 10 yıldır senden sürekli uzağım ya... balıkesir, istanbul, miami hep gittim ve gidiyorum ya bir yerlere... hani her gidişimde valizimi sen hazırladın ya bıkmadan usanmadan, hiçbir eksiği unutmadan…
hani yıllardır arkamdan el sallarken seni çok seviyorum diye arkamdan bağırıyorsun ya…
hani sen evin küçücüğüsün ya... yapışıyorsun adama hadi nolur nolur diye, kimsede seni kıramıyor ya her seferinde…
hani sen beni çok seviyorsun ya…
hani hep uzakta da olsam, ben senin hep yanındayım ve her zaman senin kahramanınım ya…
hani sen dünya’nın en tatlı kardeşisin ya…
ben sana daha ne yazayım…
hiç büyümez, hep küçük kalır.
adı üstündedir, küçüktür.yeni şeyler öğrenmeye can atandır, meraktan çatlayandır.basit ama bir o kadar zor soruları ile bünyeyi sıkıştırıp kimi zaman suratınızın kızarmasına, kimi zaman ulan ben bunu nasıl anlatayım şimdi diye insanı kendi içinde kavgaya sürüklenmesine sebebiyet verendir.kitap isteyendir, dondurma isteyendir, elmalı şeker isteyendir, istekleri bitmeyendir ama cimcikleyenilesidir, gülme krizine sokulasıdır, yanakları kızartılası, uğruna at olup kişnelinesi, omza alınıp evde bir oyana bir buyana koşulasıdır, küçüktür, candır, canandır..
nedense hep senden büyük görünen kardeştir.
-abin mi?
-yok küçük kardeşim
-aa senden büyük gibi bu ayol
-hep yer bu ondan
-yok yok daha bir olgun gibi
-yer o!!
-olgun!!
-siktir...
-bak olgun...
kimi zaman rekabete giren, yanına gelince parmak uçlarına yükselen kardeştir.
söz ve müziği muammer sun'a ait olan çocuk şarkısıdır.
minicik minicik bir can gözleri mercan
minicik minicik bir can, ben sana hayran
küçük kardeş, küçük kardeş, can can can
minik kardeş minik kardeş, can can can
konuşmayı bilmezsin, yürümeyi bilmezsin,
minik bana gel desem, gelmeyi bilmesin.
küçük kardeş, küçük kardeş can can can
minik kardeş minik kardeş, can can can
ufacık tefecik başlı, gözleri yaşlı
karacık kuracık tenli, yay gibi kaşlı
küçük kardeş, küçük kardeş can can can
minik kardeş minik kardeş, can can can
oyunları bilmezsin, şakaları bilmezsin,
minik bana gül desem, gülmeyi bilmezsin.
küçük kardeş, küçük kardeş can can can
minik kardeş minik kardeş, can can can
aramızda bulunan 10 seneye rağmen beni her seferinde bilmişliğiyle dumura uğratan dobik.
daha ben kitaba elimi sürmeden,
dostoyevski okumaya başladı. o derece.
küçük kardeş aileye henüz katılmıştır , kıskanılır baya baya uyuz olunur , ve o küçük beyinle bir plan yapılır
* ve anneyle şu dialog yaşanır;
+anne beni kardeşimle yalnız bıraksana
-neden ; zaten şimdi uyuyor uyansın kucağımda sev
+ya yalnız bırak dedik , yemiycez oğlunu dışarda bekle
-peki (anne odanın kapısını kapatır ve sezgileri yüksek anne anahtar deliğinden bakar)
cebimden çıkardığım havucu ,küçük uyuz olunan kardeşin ağzına tepmek üzereyken;
kapı sesi
-bir daha kardeşinin yanına izinsiz gelmiyceksin !!
+gelicem , çamaşır makinesine koycam onu siz uyurken
anne büyük ihtimalle nasıl bir piskopat doğurduğunu düşünür , ayılır bayılır ;
(bkz:
anlatanların yalacısıyım)
(bkz:
çocukluğuma inilmesin)
(bkz:
ben böyle değildim sonradan oldum)
kendisinden başka sevilen biri olduğu zaman alışkın olmama sebebi ile kıskançlık krizlerine girebilen miniktir.bizimki biraz abartmış ama kıskançlığı evdeki kediyi kıskanıyor deli gibi kedi kucağıma gelince onu itip bende oturacağım diye kuduruyor.sevimlim benim ondan daha çok sevebileceğim başka bir minik olmazki ama gel de anlat.
tekne kazıntısı,sürekli şımartılan velet
ilk göz ağrısının karın ağrısıdır.kıskanılır,sevilir,dövülür,çok sevilir,yanaklarına çatal batırılır hapur hupur yenilir.beraber büyüdükçe kıskançlık kalkar ve naber hacı hoş geldin dünyama denilir.onun da pabucu dama atılır.ev ahalisi
yavru sıfatı almış canlılardan vazgeçemeyerek bu sefer hayvanat alemine dalar köpek sahibi olur.baba eve gelir o köpeği gezdirir küçük kardeş camdan bakar.anne nebatat aleminde çiçekleriyle mutludur.hayat böyle işte.
ortanca sana bir şey demiyorum.arafat.
1. baş belası olmasına rağmen çoğu zaman çok şirin,
2.ablaysan sanki annesiymiş gibi senden ona bakman beklenir,
3.çogunlukla söz dinlemez yaramaz sürekli gezmek isteyen,
4.evin en küçükğü oldugu için her istediği yapılır,
5.aile ilk çocukta acemiliğini attıgı için daha rahat büyütülür,
6.evin öbür çocuklarının pabucu dama atılır,
7.genellikle bolca şımartılır.
(çelap, 12.10.2009 19:07)