6-7 yaşlarındakii kızların ruja olan merakı. annesinden ablasından gördüğünü yapma isteği.
(viola, 24.01.2005 19:24)
annelerinin aynasının karşısına geçip tabaka tabaka ruj süren bıcır kızların gelip geçici isteğidir. bu heves sadece rujla kalmaz; annenin ayakkabı veya terlikleri de giyilir ama yüksek topuk olma şartıyla! hep özenilir büyüklere, büyüklerin yaptıklarına.
anneden küçük çapta dayak yeme nedenidir. ruj da, etraf da batıyo haliyle.
genelde bu heves dudaktan ziyade, yanaklara kayarak devam eder.
kimi zaman toplu taşıma araçlarında küçük kızlardan gelen yoğun ilgiyle de gözler önüne serilen hevestir.
bir bakarsınız elinizin üstünde minik bir el. tırnaklarınızı mıncıklıyor, hele de ojeniz janjanlı - kelimeyi resmen dile soktu adam- bir renkteyse daha da abartılır hadise.
bazen de saçlarınızda bir el hissedersiniz, bir dönersiniz ki miniğin teki. annesi de atlar hemen: " aaa çok mu sevdin ablayı kızım?" artık siz de ilgilenmekle yükümlüsünüz bu minikle. " ah canımmm, sen daha şekersin." şeklinde. ama böyle yapmacık tepkileri çocuklar dakikada çakar, benden söylemesi.
ruju kırmakla sonuçlanır. anneden işitilen azar yüzünden hevesler kursakta kalır.
anne kızmaz, işin suyunu çıkarıp rujlu dudaklarla aynayı öpüp dudak izleri bırakılır farklı şekillerde ve renklerde.
herşey annem tarafından ilk yakalandığımda ' bak bu büyükler için, sende büyü sanada alırız' demesiyle başladı. annem ne zaman evden çıksa aynanın karşısına geçer elime ne geçerse sürerdim. yine evde tek başımayım. geçtim aynanın karşısına. önce hemen ruju çıkardım sürmeye başladım. ruj bu defa bi değişikti sanki. 2 dk fsonra elan dudağımda değişiklikler hissetmeye başladım. dudağıma sürdüğüm ruj kurumuştu. meğer her gün rujlarının kırılmasından sıkılan annem rujun içine oje dökmüş bi parça. siliyorum siliyorum gitmiyor. oturup ağlamaya başladım mı ben? annem o sırada yakaladı beni. önce iyi bir azar işittim iki tanede enseye şaplak. sonra asetonla dudağımı temizledik. ve şimdi ruj kullanıyor muyum?asla..
hiç anlayamadığım hevestir.bir buçuk yaşındaki kuzenime "çişini söyle" deyince "hayııı" diye bağrıyo.bide kulaklarını kapatıyo biz dırdır edip,onun başının etini yemeyelim diye.ama konu makyaj malzemelerine gelince hiç görülmedik bir heves başlıyor.herşeyin nereye,nası kullanılacağını biliyor.ben 19 yaşındayım,onun bildiğinin onda birini bilmiyorum bu konuda.utandım lan kendimden.
küçük kızların büyüme hevesine bağlı olarak ortaya çıkan durum. bu durum 20li yaşlara kadar bu şekilde giderken, burdan 30a kadar duraklama dönemine girer, ordan sonra da tersine bir hal alır.
annemin rujlu dudaklarına az yapışmıyordum sapık gibi, öyle bir manyak heves. tamam lan, ben küçükkene sapıkmışım.
genellikle bütün kız çocuklarının yaptığı harekettir. annelerinin mücevherlerini takıştırır, rujlarını sürer, rimellerini kullanırlar. bir çocuğun ailesinden gördüğü her türlü şeyi taklit etme yeteneği vardır. işte bu davranış da taklit yeteneğinden gelir. anne ayna karşısına geçip dudaklarına ruj sürdüğünde veya yüzük taktığında çocuk bunu beyninin bir köşesine kazır ve aynısını yapmak ister. etrafındaki insanlardan gördüğü hareket onun için aslında normal bir süreçtir. yadırganacak bir durum yoktur. bütün kadınlar bir zamanlar annelerine özenmiştir ve bunun gibi şeyler yapmışlardır.
bundan bi on beş- on yedi sene önce hergün ruj sürüp anneme benzemeye çalışırken, bir gün 'acaba babama da benzeyebilir miyim ki?' sorusuyla yola çıkıp, kahverengi ruju yanaklarıma sürmek suretiyle kendime sakal yapmama vesile olmuş heves.
kendi çocukluğumu referans alacak olursam; ruj sürmek (sürebilmek) benim için bir nevi sınıf atlamak, 'kadın'lığa bir - hatta bir kaç- adım yaklaşmak demekti. bir anda anne olmuşum da çocuklarım varmış gibi. tadı da bir acayipti. ama kokusuna bayılırdım.
emrah filmleirni izlemeye başladıktan sonra fikrim değişti tabi. 'anne olmak' için mutfak önlüğü giyip bulaşık yıkamak zorunda kaldım. zor zamanlardı. ama orospu olmak istemiyordum. bu zorlu süreçten de alnımın akıyla geçtim. yıllarca bulaşık yıkadım.
aslında çocukluğumu yaşayamadığımı düşünüyorum. en büyük idealim anne olmakmış. heba edilmiş onca sene. anlıyor musun sözlük?
zamanında annemin çok beğenerek aldığı; kendi deyimiyle vişne çürüğü kırmızısı rujunu bir gaflet anında tüm odanın duvarlarına sürmek suretiyle bir anı olarak kalmış hede hödönün hevesidir.
annelerinin -tabiri caizse- ne kadar
süslü bir bayan olduğunu gözler önüne seren çocukluk hevesi.
hatırladığım kadarıyla annemin bir tane ruju vardı, onu da ayda yılda bir sürerdi... hal böyle olunca -görmediğimizden- ne ben ne de ablam hiç heves etmedik böyle şeylere. kaç yaşına geldim hala bir ruj sürünce çok makyaj yapmışım gibime gelir. lakin şimdilerde 6 yaşında olan kuzenim annesinin yanında güne giderken kalem çekiyormuş, annem söyledi.
çocuk bu, gördüğünü ister.
dudakta kıpkırmızı, cezbeden bir renk olunca (neden kırmızı çünkü ruj kelimesinin anlamı o bakınız: fransızca) hâliyle hanım kızımız da heves etmekte... hatta sadece bununla kalmayıp gözlere masmavi bir far çekilir. ardından en yüksek (hususi en zor giyileni seçilir bakınız: kendimden biliyorum) topuklu ayakkabılar giyilir. ondan sonra annenin beyaz saten kombinezonu giyilir. bir adet de saç fırçası (fön çekilen kalın, yuvarlak fırça olmazsa olmaz.) alınır. bu saç fırçası mikrofon amacı ile kullanılacak bilindiği üzere... ve son aşama: aynanın karşısına geçip, o kırmızı (dudak kenarına taşmış olması da şart tabii...) dudaklar bir büzülüp bir kocaman aralanarak bağıra bağıra dönemin hit parçası yalpalanarak (o topuklarla iyi bir performans bile sayılabilir.) söylenir. ertesi gün gelen komşu ile de arada şu diyalog geçer:
-buse'cim, büyüyünce ne olacaksın sen.
+şarkıcı.