büyük şeyi olmayanların tesellisi...
farkındalık içinde olmaktır.
hayata bağlılığın, hayatı sevmenin ifadesi..
(aranjor, 05.02.2007 23:24 ~ 23:24)
büyük insan meziyeti,umudedebilme erdemine sahip olmak,mutlu ölebilme gerekçesi.
günümüz dünyasında gittikçe imkansızlaşan durumdur.
kendimize ayırdığımız zaman azaldıkça mutluluğun tanımını şişiriyoruz.
bu da hayatın gerçek anlamını unutmamıza neden oluyor.
şişirdiğimiz mutluluğu ararken, hiç farkına varmadan neşemizi kaybediyoruz...
yine cem yılmaz'dan :
"senelerdir diyoruz "dünya barışı istiyorum" diye, olmuyor işte. hedeflerinizi küçültün yılbaşında. mesela "vitrindeki o kırmızı kazağı alacam bu sene!"
gerçek mutsuzluğun ne demek olduğunu bilmeyen bir grup insanın her önüne gelen ve karamsar olarak teşhis ettiği kişiye "aaa, küçük şeylerden mutlu olmaya çalış biraaaz" diye habire habire vermeye çalıştığı ama karşı taraf tarafından aslında hiçbir zaman gerçek anlamda alınmayan tavsiye bozmasıdır.
herkes kendini müziğin coşkusuna kaptırmış pentegramla çoşuyor. benim bir yanım eksik kalmış, daha bir gün olmuş olmamış. giden gitmiş, ben kalmışım. bir önceki gün en heyecanla beklediğim chris cornell'i ağız tadıyla izleyememiş gözyaşlarına boğulmuşken, içimdekilerin hepsi akan yaşlarla gitti sanırken bir kez daha darma duman olmaya hazır değilim. ama gelince tutamazsın ya hani, başladı tekrar boşalmaya gözlerim. yaşlar akıyor engelemeye de çalışmıyorum. bizimkilerden kimse yoktu zaten, bir kız vardı pek tanımadığım. ona neydi, ağlasam tınmazdı. geberene kadar ağlayacaktım bende. sonra kız elimden tuttu, aynen şöyle dedi: aslında senin aşamayacağın kadar büyük bir sorun değil bu. biliyorum. sen de biliyorsun. ben daha bir ağladım. kız mahçup oldu makyajını akıttım afedersin dedi. ben de zaten mahvolmuştu boşver dedim, şakaya vurdum. o tanımadığım kızdan, ki adını bile bilmiyorum, duyduklarımı en yakınım söylese inanmayacaktım. yabancı biri hiç bu kadar gerçek ve yakın gelmemişti daha önce, hem de tam da duymak istediklerimi söylemişti. yaşadığımı hissettim, umut bağladım tekrar yürekli insanların varlığına, mutlu oldum...
hayatı biraz daha yaşanır hale getirmek için olmazsa olmazdır. kendimden örnek vermek gerekirse; metroyla mecidiyeköy'den 4.levent'e giderken hep aynı yerden binerim( şişli-mecidiyeköy ortak çıkışının bulunduğu karşılıklı merdivelerin ordan). buradan bindiğim zaman 4.levent'te tam merdivenlerin karşsında iniyorum. metro 4. levent'e yaklaşırken içimi hafiften bir heyecan kaplıyor acaba bu seferde tutturabilcek miyim diye içimde ufak bir fırtına kopuyor. metro yavaşlıyor heyecan doruğa çıkıyor ve merdivenlerin karşsında duruyor. her seferinde ayrı bir mutlu oluyorum. biliyorum orada duracağını ama yinede mutlu oluyor, güne huzurlu başlıyorum.
aslında mutluluğu tam olarak anlayamayan kişinin en küçük bir kırıntıda bile mutlu olmaya zorlanmasıdır.
insanın üzerine sinen mutsuzluğu anlamlandırmaya çalışması esnasındaki zorlamalardan biri. kaynağın boyutları değil, olabilirliğidir aslında mutlu eden. bu nedenle aslında "istediğin şeye ulaşamıyorsan, ulaşabildiklerini istemeye çalış" hatta "küçük şeylerden değil, ulaşabileceğin şeylerden mutlu ol" demektir bir bakıma da. son tahlilde, insan en çok kendisini kandırır.
belki de mutluluk küçük şeylerdedir. mutlu olmak için her zaman büyük bir şey olmasını beklemek, somurtan insan sayısını giderek artırır, lakin sabah kalktığında güneşli hava görmek, ya da yağmurlu gökyüzüne bakmak, 21. yüzyılda yaşadığını farketmek, ağlamak, gülmek, bir insanla dialog kurmak, sohbet edebilmek, inanmak, hissetmek, kavga etmek, düşmek, kalkmak, yiyeceklerdeki tadı almak, hepsi büyük mutluluktur.
her birimiz trilyonlarca sperm arasından seçildik, milyonlarca hastalığa, travmalara rağmen doğabildik, milyonlarca etkene rağman halen yaşamımızı sürdürüyoruz. mutluluk kısa süreli, bunu farkedince mutlu olur sonra unutur insan ki bu durumda mutluluk kaynağı çok şey bulunur
(bkz:
itüsözlük)
önemli olan bunu farkedebilmek!
yaşam içinde yaşam sürerken bizim küçük dediğimiz ama aslında büyük olan şeyleri farkedebilsek belki somurtan insan sayısını azaltabilir ya da gülen insanlara uzaydan gelmiş muamelesi yapılmasını engelleyebiliriz.
(bkz:
herkes gülsün)
insanın günümüz tüketim toplumunda yavaş yavaş farkında olmadan kaybetmeye mahkum olduğu erdemlerden yalnızca biridir kanımca.artık hayatı bu kadar basite indirgemek can yücel şiirlerini okudukça aklımıza gelse de tatminsizlik küçük şeylerin bizlere verdiği hazzı alıp götürmüştür.
hayatın daha yaşanılabilir hala gelmesidir.
kimisi şan ister, şöhret ister,
zengin koca, araba, erkek çocuk, 4.00 ortalama,
annesini paris'e götürmek, baba parası ye(me)mek,
bol hasat, bir lokma ekmek, şampiyonluk, kariyer,
üniversiteye girmek, üniversiteden çıkmak,
popülarite, yalnızlık,
istanbul, ankara, kayseri,
kendinde olmayanı çoğu kez de.
ben ayaklarımı yazın serin, kışın sıcacık tutacak çoraplar istiyorum renk renk.
(closer, 14.01.2008 01:24 ~ 01:25)
bir bebeğin etraftaki diğer kişilere değil de sadece size gülümsemesi, tatil dönüşü kurumuş bulduğunuz saksı çiçeğinin biraz su verdikten sonra
tekrar canlanması, ansızın eski bir arkadaşla karşılaşmak, en sevdiğiniz kişinin sizi mutlu edecek bir şeyler yapması, ucuzlukta tam da istediğiniz
ama pahalı olduğu için almadığınız ayakkabıyı çok ucuza alabilmek, sıradan
görünümlü bir kitabın muhteşem çıkması, güzel bir müzik parçası, aceleyle yapılan ama çok güzel olan bir yemeği paylaşmak gibi bir yığın küçük şeyi
görebilmek, tadını çıkarabilmektir.
küçük şeyleri, özenle ve dikkatle yapmak.
-irfan abi, yenge senin için orda burda "şeyi" küçük diye dedikodu yapıyormuş abi!
+çok mutluyum lan hamdi..
zorunluluk.
sabah kalkarsın, az uyudun; ama bak güneş var. sonra giyindin, boyandın, bayağı güzel mi oldun ne. tak takıştır azıcık. işe gidiyorsun, lanet pazartesi!
çocuklar taze, neşeli. kulağında müziğin. "
start wearing purple" çalıyor, gel de mutlu olma. öyle bir ihtimal yok ki...
(bkz:
ülker çikolatalı gofret sevmeyen var mı)
kahveni iç, tadını duy. simit ye mis gibi. sohbet et. veletler "de bağlacı"yla ekini yanlışsız ayırıyorlar. sevin. siverek'ten mektuplar geldi, kardeş sınıftan. çocukların "gelmedi mi örtmenim?" derdinden kurtuldun, postane çalışanları da kurtuldu; çünkü okulla ptt karşı karşıya.
tekrar gideceksin, dersler devam edecek, sohbet de. eve gelince hala koca bir sezon "
how i met your mother" var elinde. istesen de mutsuz olamazsın. müzik var, süper arkadaşların var, uzakları yakın edebilirsin.
yapmak zorunda olduğun formaliteler var, canını sıkabilecek haberler yığınla hem de. ama bunlar zaten var, engelleyemiyorsun, olacaklar. yukardakileri heba etmeye değer mi?
bir şeye dikkat ettim, kötümserlerin iki kaşının arası kırışıyor. sürekli kaşlarını çatıp, asık suratla gezdiklerinden. gülümseyenlerinse dudak kenarları. sürekli gülümsersek gizleyebiliriz, hem güzel de görünürüz. diğerleri o derin, sevimsiz çizgiyle ne halleri varsa görsünler!
yorucu bir günün ortasında tek başına kalabilip, sevdiğin bir şarkıyı dinlemektir.
(bkz:
gülümsemek)
çocukken farkında olmadan yapılan, büyüdükten sonra ise ancak içindeki çocuğun sesine kulak verenlerin başarabildiği meziyet.